Yayınlar slogan

Biz insanların değeri
Okuduğu kitaplarla ölçülür.

Herbert Spencer

Yayınlar Başlık

Yayınlar

Girgin'in kitabı güncelle bağlantılı

"Bülten Saint Joseph'in, Mart 2008 sayısında yayımlanan Girgin ile ilgili yazı. Prof. Dr. Atilla Girgin'in son kitabı "Gazeteciliğin Temel İlkeleri" adlı yapıt, gazetecilik mesleği ile ilgilenen her okurun da ilgisini çekebilecek güncel saptamalar içeriyor.

Atilla'yı bir gazeteci olarak, Anadolu Ajansı'nın İstanbul Bölge Müdürlüğü'nü yaptığı günlerden, yani 80'lerin ikinci yarısından tanırım. Tabii, '65 mezunu bir Saint Joseph'li olarak, Atilla Girgin'i okuldan da anımsıyordum. Fakat 1985 sonlarında Cumhuriyet'e girdiğimde son derece titiz çalışan birkaç genç gazetecinin Atilla Girgin'in "ajanstan yetiştirmesi" olduğunu öğrenmek beni gerçekten mutlu etmişti. İşte bu tür vesilelerle yakınlaştığım Atilla'yla, daha sonraki yıllar içinde, farklı platformalarda görüştük. Son kitabı "Gazeteciliğin Temel İlkeleri" adlı yapıtı (DER Yayınları, İstanbul 2008) çıktığında ve Dernekte buluştuğumuzda da kendisine şu "özel durumunu" sordum: Atilla önce bir gazeteci sonra bir iletişim uzmanı, bir akademisyen olmuştu. Yani "çifte kavrulmuş" bir basın adamıydı.

Genelde Basın- Yayın yüksekokullarındaki ya da iletişim fakültelerindeki kimi akademisyenler "çekirdekten yetişme" yani "alaylı" kendi kendine yetiştirmiş gazetecileri olduğu gibi, Basın- Yayın ya da İletişim mezunu "meslekten" gaazetecileri küçümserler. Aynı şekilde, birçok gazeteci de, "işin sadece teorik yanını bilen", mürekkep kokusunun, matbaanın içine girmemiş akademisyenlerden pek hoşlanmaz. Atilla'nın şansı da bu noktadaydı: 1969'da Ankara'da Siyasal Bilgiler'e bağlı Basın- Yayın'ı bitirmiş ve bu arada daha mezun olmadan Anadolu Ajansı'nda gazeteciliğe başlamıştı. Akademisyenliği ise, yıllar sonrasına 90'ların sonuna rastlayacaktı. 2000'lerde de önce doçent sonra da profesör olan Atilla Girgin, bunu kitabın önsözünde çok güzel anlatıyor: " Akademik dünyaya, gazetecilikten emekli olduktan sonra (!), 1994 yılı başında (3 Ocak) Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde 'öğretim görevlisi' olarak katıldım."

Marmara Üiversitesi İletişim Fakültesi'nde öğretim üyesi olan Prof. Dr. Atilla Girgin'in "Gazeteciliğin Temel İlkeleri" adlı son kitabı, iki farklı işleve sahip: hem İletişim fakülteleri öğrencileri için başlı başına bir kaynak yapıt hem de gazetecilik mesleği ile uzaktan yakından ilgilenen her okurun dikkatini çekecek güncel saptamalar içeriyor. İşte size bir örnek: Basın ve siyaset ilişkilerinden söz ettiği bir bölümde Atilla, şu düşüncelere yer veriyor: "Bu bağlamda, medyaya yöneltilen suçmalardan biri de, medyanın bazı siyasetçileri özellikle öne çıkararak toplumu yanlış yönlendirdiğidir. Bu suçlamalara verilecek yanıt, medyanın bugüne kadar kimi yıldız yapmışsa, bir nedenini bulduğudur. Çünkü 'medya rüzgarı' denilen olgu kendiliğinden oluşmaz; onu yaratan güçlendiren toplumdur. Medya yoktan var edemez: olanı da yok edemez."

Bugünlerde sokaktaki adamından en üst kademelerdeki hükümet adamına, herkesin suçladığı medyanın konularına, bizim de geçen ay panelde tartıştığımız konulara çağrışımlar yok mu bu saptamarda?..

Lütfü Tınç ('69)

Doç. Dr. Atilla Girgin ile Söyleşi

"Doç. Dr. Atilla Girgin'le Konya Merhaba gazetesinde yapılan röportajı.

“Doç. Dr. Atilla Girgin ile Söyleşi"

- Sayın Atilla Girgin Hocam, özgeçmişinizden söz eder misiniz?
- 1946 yılında İzmit’te doğdum. 1965’te Saint Joseph Fransız Erkek Lisesi’nden, 1969 yılında da, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın-Yayın Yüksekokulu’ndan mezun oldum. 1968 yılında, üniversite öğrencisiyken Anadolu Ajansı’nda gazeteciliğe başladım. 1973’te devlet bursu kazanarak gittiğim Paris’te, Sorbonne Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde öğrenim görürken, bir yandan da Régie Autonome des Transports Parisiens (RATP) Şirketi’nde yöneticilik stajı yaptım.
Fransa’dan dönünce, 1975 yılında Anadolu Ajansı’nda gazeteciliğe yeniden başladım. 1985 yılı başında, “Anadolu Ajansı İstanbul Bölge Müdürü” görevine getirildim.

- Akademik yaşama nasıl geçtiniz?
1987 yılında, çağrı üzerine, İstanbul Üniversitesi Basın-Yayın Yüksekokulu’nda mesleki dersler vermeye başladım. Anadolu Ajansı İstanbul Bölge Müdürü olarak 8.5 yıl çalıştıktan sonra, 23 Temmuz 1993’te, TRT Haber Dairesi Başkanlığı’na getirildim. Ancak sağlık nedenleriyle bu görevden ayrılınca, 3 Ocak 1994 tarihinde, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne öğretim görevlisi olarak atandım.
1997 yılında, Marmara Üniversitesi’nde “Yerel Basın” konusunda yüksek lisans, 2000 yılında da, bu kez İstanbul Üniversitesi’nde “Yazılı Basın Haberciliğinde Etik” konusunda doktora yaptım.

- Ya yazdığınız kitaplar…
- “Türkiye’de Yerel Basının Gelişmesi”, “Haber Yazma Teknikleri”, “Yazılı Basında Haber ve Habercilik Etik’i”, “Türk Basın Tarihi’nde Yerel Gazetecilik”, “Haber Yazmak” “Uluslararası İletişim, Haber Ajansları ve Anadolu Ajansı” ve “Söyleşi mi? Röportaj mı?” adlarında yayımlanmış yedi bilimsel kitap kaleme aldım.
Ayrıca, 2003 yılının başında, mesleki ve özel anılarımdan oluşan 41 öykülük “Gazeteci Olmak Önce Adam Olmak Demektir” adlı bir kitap da yayımladım.

- Sayın Girgin, Gazetecilik ne tür bir meslektir?
- Gazetecilik, geniş anlamda bir bilimdir; yeterli donanıma sahip sorumlu gazeteci de, uygulamacı bir bilim adamıdır. Çünkü gazeteciler de bilim adamları gibi, insanoğlunun, bilgilerin anlaşılması ve paylaşılması gereksinimini karşılamaya hizmet ederler.

- Hocam, bu mesleğin temel ilkeleri var mı?
- Olmaz olur mu? Şöyle ki: Gazeteci, mesleki uygulamalarının her aşamasında, eylemciliğe girişmeden, yandaşlığa ya da karşıtlığa kalkışmadan, yalnızca “gözlemci ve olay tanığı” olduğunu asla unutmamalıdır.
Gazetecinin temel görevi, olayları gerçek, açık ve dürüst bir biçimde betimlerken, habere konu olan bireye (bireylere) ve onun (onların) yakınlarına yönelik yarar ya da zararla, toplumun, “dünyanın gerçek yüzünü görüp öğrenme” gereksinimini dengelemektir.
Bu denge de, meslek etik’i ilkeleri çerçevesinde, “bilgi aktarma ve örnek olma” ölçütleri özenle değerlendirilerek kurulmalıdır.

- Günümüz gazetecileri, bu temel ilkelere yeteri kadar özen gösteriyorlar mı?
- Bakın; haber gerçekle bağlantılı ya da gerçeğin ta kendisi sanılmasından dolayı, en etkili medya içeriğidir. Kişileri bilgilendirir, eğitir, eğlendirir, üzer, sevindirir; kısacası çeşitli biçimlerde etkiler.
Şimdi şunu anımsamakta yarar var: Basında yıllardır tartışılan konuların başında, “gazetecinin görevini yaparken üstlendiği sorumluluğun patrona ya da yöneticiye mi, kendine mi, yoksa hedef kitleye mi karşı mı olduğu?” gelmektedir. Bu soruya yanıt: “Gazetecinin, bu sorumluluklardan birini, ötekilerden üstün saymamak yükümlülüğü altında olduğu”dur.

- Hocam, zor değil mi?
- Hem de çok zor ve yıpratıcı. Ancak dürüst olmak gerekir. Gazeteci, iki farklı dünyada yaşar. Öncelikle “gerçeklerin, gerçek diye sunulanların ya da gerçek olduğu sanılanların aktarılması” olarak tanımlanan bir faaliyete girer.
Haber izlemek, seçmek, araştırmak, düzeltmek (ayıklamak), yazmak (biçimlendirmek, kurgulamak) ve de yayımlamak, özetle haber üretimi, bir eylem dizisidir. Birey gerçekleştirdiği her eyleme kişiliğini koyar.
Bir yandan da gazeteci, belli bir aylık alan ücretli olduğundan, çalıştığı gazete, dergi, radyo ya da televizyon kurumunun yayın politikasına ve hedef kitlenin beklentilerine uygun biçimde üretmek zorundadır.

- Yani…
- Konuyu biraz daha açmak gerekirse: Haber araştırırken, yazarken ya da yayımlarken, özetle haber üretiminin aşamalarında gazeteci kime ve neye sadık kalacaktır? Verilere mi, kendisine mi, dengeli bir haber ilkesine mi, habere konu olan ya da haberin öğelerini oluşturan bireylere mi, hedef kitlenin beklentileri dolayısıyla yayın politikasının gereklerine mi, sansür çeşitlerinin (devlet, ideolojik, dinsel, ekonomik, editoryal, özel ve kişisel) uygulamada göz ardı edilemeyecek kurallarına mı?

- Peki öneriniz nedir?
- Önerim, gerçekçi olmaktır. Bunca çelişki ve kargaşaya rağmen, haber üreten gazetecinin son aşamada kendine dürüstçe sorması gereken sorular vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz: “Hiçbir çıkar gözetilmeden, haber konusu tüm yönleriyle değerlendirilmiş midir? Tarafsızlık ilkeleri çerçevesinde, eylem ya da söylem her açıdan irdelenerek anlatılmış mıdır? IK +5N sorularının tümü cevaplandırılmış mıdır? Anlatıma en iyi biçim verilmiş midir? Habere konu olan kişilerin adları, unvanları, sıfatları ve görevleri eksiksiz ve yazım kurallarına uygun olarak kullanılmış mıdır? Tarihler, sayılar doğru yazılmış mıdır? Hedef kitlenin anlamada tereddüde düşeceği bir yan var mıdır? Arı ve güncel Türkçe kullanılmış mıdır? Atılabilecek tüm kelimeler atılmış mıdır? Haber haberciyi tatmin ediyor mu?”

- Sayın Girgin, siz şu günlerde neler yapıyorsunuz?
- Yeni bir bilimsel kitap yazmak için hazırlık yapıyorum. Bir yandan da Marmara, İstanbul, İstanbul Ticaret ve Yeditepe Üniversiteleri İletişim Fakülteleri ile Bilim Sanat Felsefe (BSF) Akademisi’ndeki öğrencilerime, size söylediklerimi daha geniş biçimde, örneklerle anlatarak, onları sulara, sellere kapılıp heder olmamaları konusunda uyarıyorum.

- Hocam, teşekkür ediyorum.
- Rica ederim.

11 Mart 2007, Merhaba Gazetesi (Konya)

Tiraj da Yerlerde Güven de

Star, 3 Aralık 2007 / Başbakan Erdoğan'ın, “70 milyonluk Türkiye'de üç milyon gazete satılıyorsa bir yanlış var.”eleştirisiyle başlayan tartışmaya akademisyenler de katıldı. Araştırmacılara göre, tirajın düşük olmasındaki en önemli neden yalan ve eksik haberler nedeniyle medyanın inandırıcılığını yitirmesi…

Partisinin Kızılcahamam Toplantısı'nda medyayı eleştirerek “Gazeteler niye 15-20 milyon satmıyor?” diye soran Başbakan Tayip Erdoğan, yeni bir tartışmanın da fitilini ateşledi. Yalan ve yanlış haberleri eleştiren Erdoğan'a köşelerinden yanıt veren gazeteciler, tirajları yüksek gazetelerin milli geliri yüksek olan ülkelerde satıldığını savundu. Türkiye'de tirajların düşük olmasına gerekçe olarak da gelir dağılımındaki bozukluk, işsizlik ve yoksulluk sınırının altında yaşayan insanların çokluğu gösterildi. Tiraj ile güven ilişkisine değinen olmadı.

İçleri Boşaldı

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden Prof. Dr. Atilla Girgin'e göre, gazetelerin fazla satmamasının üç nedeni var. Birincisi, Türk milletinin okuma özürlü olması... Nelerin okunup nelerin okunmamasıyla ilgili sansürün aileden başladığını, dolayısıyla okuma alışkanlığının gelişmediğini anlatan Prof. Dr. Girgin “Sabahları Kadıköy-Eminönü vapurunda 3-5 kişi gazete okuyor. Durakta beklerken gazete okuyan şoföre rastlamak mümkün değil.” dedi.

Darbelerden sonra gazetelerin içeriklerinin boşaldığını belirten Prof. Dr. Girgin, günümüzde gazetelerde yer alan haberlerin eğitimli kesime ilginç gelmediğine dikkat çekiyor.

Uydurma Haberler

Haberlerin daha çok ve çeşitli olması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Girgin, “Gazetelerde ortalama 100-120 haber var. Bir gazetede dış haber sayısı 20-30 arasında değişiyor. Normalde bir yabancı ajansın günlük yayını 300-400 haberdir. Ama biz dünyayı 20-30 haberle görüyoruz.” diyor.

Yıllardır gazeteci yetiştiren Prof. Dr. Girgin'e göre, düşük tirajın üçüncü en önemli nedeni ise yalan ve eksik haber. Başbakan Erdoğan'ın söylediklerine kısmen katıldığını ifade eden Girgin şunları söyledi:

“Haberin öğelerini tamamlamamışsanız onu yayımlamak zorunda değilsiniz. Eksik bölümleri uydurmak zorunda değilsiniz. Bir haberi yayımlamak için altı sorunun cevabını vermek gerekiyor. ‘Üç tanesi eksik kaldı. O zaman ben bu haberi yayınlamıyorum.' deme onurunu göstermek zorundayız. Fakat maalesef gösteremiyoruz.”

Halk İtibar Etmeli

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Suat Gezgin ise tirajların düşük olmasını ekonomik güçlüğe, halka yeteri kadar medya okur yazarlığı eğitimi verilmemesine ve gazetelerin halka inandırıcı gelmemesine bağlıyor. Prof. Dr. Gezgin, “Aslında bir haberde yalan varsa halk bunu fark ettiğinde gazete almaktan vazgeçer.” diyerek Türk basınının durumunu özetliyor.

Prof. Dr. Gezgin, gazete patronlarına da şu tavsiyelerde bulunuyor:

“Gazete ister okunsun ister okunmasın diye düşünmemeliler. Patronların medya okuryazarlığına önem vererek halka açılmaları gerekir. Okuryazarlık olgusunu artırabilmek için gençlere yönelik klasik romanları hediye edebiliriz. İlkokula, ortaokula, üniversiteli gençlere hitap edebilecek eserler verilebilir. Belgesel CD'ler verilebilir. Mesela hafta sonu daha çok promosyon verilebilir.

Le Figaro veya başka gazeteler Fransa'da hafta sonu promosyonu çerçevesinde dergiler veriyorlar. Bunları çocuklarımla, karımla rahatlıkla okuyabiliyorum. Gazete fiyatları düşürülebilir. Esas önemlisi haberde yalan olmamalı. Aksi halde halk gazeteye itibar etmez. Tüm bunlar yapılırsa gazete tirajları yükselir.

Başbakan ne demişti?

Bazı basın organlarında yalan ve yanlış haberler yayınlandığını belirterek tüm medyayı sorumlu davranmaya çağıran Başbakan Erdoğan şunları söylemişti:

“Son günlerde bize atfedilen haberler dahil kaynağından doğrulatılmamış, uydurma haberler yapılıyor. Bunu yapan basın mensubu arkadaşlarıma söylüyorum. Kusura bakmayın ama eğer kötü niyetli değilseniz ya sizi işletiyorlar ya da bu rivayetleri işlerine geldiği gibi size fısıldayanlara alet oluyorsunuz. Lütfen, doğrulatma mekanizmalarına haberi yayımlandıktan sonra değil, önce başvurunuz.

Ayrıca bugün, bu tür yanlışları biz gazetelerde okuyunca doğrusu ülkemiz adına üzülüyoruz, şok oluyoruz. Bizim adımıza ne pazarlıklar yapı1ıyormuş, aman yarabbi! Peki, halkımız bu yalan haberlere inanırsa kim kazanır, kim kaybeder; yani siz daha fazla satacağınızı mı zannediyorsunuz? Hayır, hep kaybediyorsunuz. 70 milyonluk Türkiye'de bugün eğer üç milyon yazılı medya satıyorsa, burada bir yanlışınız var, bu yanlışın üzerinde durun ...

Türkiye'de bin kişiye 73 gazete düşüyor

Dünya Gazeteler Birliği (WAN) verilerine göre, 1000 kişi başına 600'den fazla net satışla dünyada kişi başına en çok gazete satılan ülke Norveç.

Bu ülkeyi Japonya, Finlandiya, İsveç, Danimarka, İsviçre, Avusturya, Singapur, Kanada, Almanya, Hollanda, İngiltere, ABD izliyor.

123 milyon nüfuslu Japonya'da toplam gazete tirajı 70.4 milyon. Nüfusu 82.5 olan Almanya'da ise 22.1 milyon.

Nüfusu 300 milyona ulaşan ABD'de gazetelerin toplam tirajı 48.3 milyon civarında.

Türkiye'de Yay-Sat ve Merkez Dağıtım verilerine göre 39 gazetenin net satışı günlük ortalama 5.1 milyon civarında. Yani 1000 kişiye 73 gazete düşüyor.

Medyayı kim düzeltir?

"Doç. Dr. Atilla Girgin'in, Yelpaze İstanbul. Sayı 35, Mart 2006'da yayımlanan görüşü.

“Medyayı kim düzeltir?"

“Medyayı okur düzeltir ki, öyle de olması gerekir. Ülkemiz liberal bir sistemle yönetiliyor; o eski faşist, diktacı sistem ortadan kalktı. Bizlerin görevi, eğitim standartlarını yukarılara çekerek okuru belirli bir düzeye ulaştırmaktır.
Bunun sonucu ister istemez, yazılı, görsel, işitsel olarak, toplumun beklentileri değişecek ve daha kültürel, daha az sulu magazin istenecektir. Yoksa zorla, dayatmakla, ne patronun, ne de meslek çalışanlarının bunu sağlamaları mümkün değil.
Medyamız, dünyayla kıyaslandığında eksikleri olsa dahi, yine de iyi bir yerde. Biz derslerimizde sağdan sola yayınları taradığımızda, Anayasamız ve yasalar çerçevesinde her yayının, bir yayın politikası ve okur kitlesinin olduğunu görüyoruz. Eğer, “Demokrat bir ülkeyiz.” diyorsak, mevcut yayınların, kendi okur kitlesine göre yayın yapmasını da doğal görmek gerekir, diye düşünüyorum.

Haber Ajanslarının İlki: Havas

"Doç. Dr. Atilla Girgin'in, Akademi İletişim Dergisi'nin Kış 2006 Sayısı'nda Yayımlanan Makalesi"

"Haber Ajanslarının İlki: Havas"

“News agencies have been classically defined as “wholesale” media, gathering news for the purpose of distributing it to other media, mainly newspapers, and broadcasters, who package news agency news for their own distinctive readers and audiences.
For newspaper and broadcast customers, the main advantage is that news agencies reduce the cost to them of mining raw information.
The main disadvantage is a competitive one, namely that the same information is available to all those who wish to subscribe to the news agency service. For clients who operate in competitive markets this could potentially make it difficult to present an image of independence and exclusivity.
News agencies can be said to have been among the first highly visible manifestations of “globalization” in the nineteenth century, a process of the interlinking of different national economies through the activities of transnational economic and financial trade.
However, the agencies (especially at national level) have also been important symbols of national identity as well as contributing to the development of the nation-state by rationalizing the national organization of news collection and dissemination.”

Giriş
Uluslararası iletişimin temel direği sayılan haber ajansları, kitle iletişim araçları için hızlı haber akışını sağlayan son derece önemli kuruluşlardır. Çünkü ellerinde bulundurdukları teknolojik olanakların üstünlüğü nedeniyle haber alma, toplama ve yayma işlemlerini, öteki kitle iletişim araçlarına oranla daha hızlı bir biçimde gerçekleştirmekte, aynı zamanda aldıkları ve yaydıkları haberleri de ucuza mal edebilmektedirler.(1)
Uluslararası haber ajansları, kitle iletişim araçlarının yayımladıkları haberlerin çok büyük bir bölümünün belirleyicisi kurumlardır. Yakın yıllarda, çeşitli iletişim tekniklerinin ortaya çıkışı ve yoğun biçimde kullanılmaya başlayışıyla uluslararası haber ajanslarının etkinliğinin ortadan kalkacağı sanılmıştır. Oysa söz konusu ajansların önemli bir bölümü yeni alanlara yönelerek, yeni hizmet konuları belirleyerek ve yeni teknolojileri kendilerine uyarlayarak, günümüzde de güçlerini ve etkinliklerini sürdürmeyi bilmişlerdir.(2)
Hangi haberlerin basılacağını, yayımlanacağını ve hangi haberleri pek çok insanın aklına bile getirmemesi gerektiğini belirleyenler, genellikle haber ajanslarıdır. Bazı özel ve yerel haberlerin dışında, kitle iletişim araçlarının gündemini, haber bölümlerinin günlük çalışma hız, biçim ve yöntemlerini haber ajansları belirlemektedir.(3)
Bu ajanslar, kitle iletişimi dünyasının önemli bir parçasını oluşturmalarına rağmen, haber tüketicileriyle doğrudan ilişki içinde olmadıklarından pek tanınmamakta, hatta kitle iletişimindeki güç ve etkileri bile tam anlamıyla bilinmemektedir. Söz konusu haber ajansları, 1,5 yüzyılı aşkın bir süredir önce gazetelerin, sonra radyoların daha sonra da televizyonların ana haber kaynağı, “haber toptancısı” olmuşlardır.(4)

Havas
Dünya üzerinde, gerçek anlamdaki haber ajanslarının ilki, ticari amaçla kurulan Havas’tır. Waterloo (1815) bozgunundan sonra, Fransız İmparatorluk Hükümeti’ne verdiği borç nedeniyle iflas etmiş bir tüccar ve banker durumunda kalan, La Gazette de France gazetesinin eski ortaklarından 49 yaşındaki Charles-Louis Havas (1783-1858) Paris’te, 1832 yılının Ağustos ayında “Yabancı Gazeteleri Tercüme Bürosu” açmıştır.(5)
Basımevleri ve gazete bürolarının yerleşmiş oldukları, Merkez Postanesi ile Paris Borsası’nın da bulunduğu semtte, Jean Jacques Rousseau Caddesi no: 3, Hotel de Bullion, adresindeki eski bir binada kurulan bu çeviri ofisi, unutulmaya başlanan bir geleneği canlandırmayı hedeflemiştir. Bu gelenek, kökü, Venedik Cumhuriyeti’ndeki “foglietti d’avvizzi” (Haber Yaprakları) ve Hollanda’da banker Függer’in “Ordinari Zeitungen” uygulamalarına kadar inen, haber bültenleri derlenmesi ve yayımıdır.(6)

Ekonomi ve Siyaset Ağırlıklı Haber Bültenleri
Gazetelerden haberler çevrilerek ya da derlenerek oluşturulan bültenlerin yayımı, Avrupa’da, özellikle 1830-40 yılları arasında, genel anlamda basın özgürlüğünü sınırlamaya çalışan çeşitli yönetimlerin baskılarına rağmen, büyük engellemelerle karşılaşmadan süregelmiştir. Çünkü bu bültenlerde siyaset yapılmamakta, taraf tutulmamakta, yalnızca haber verilmektedir. Havas, 1832 yılında bu uygulamacılardan biri olarak basın dünyasına girmiştir.
Hedef kitlesi, bankacılar, iş çevreleri, tüccarlar, borsa ajanları, diplomatlar ve daha sonra gazeteler olan Havas, ideolojik fikirler satmak isteyen bir düşünür olmamıştır. Havas, ağırlıklı olarak İngiliz, Alman, İspanyol ve İtalyan gazetelerinden yapılan çevirilerin yanı sıra Avrupa başkentlerinde kendisi için çalışan muhabirlerin gönderdikleri ekonomi ağırlıklı haberleri, bir hammadde olarak en katkısız biçimiyle sunmakta; taraf tutmaktan, habere yorumlar eklemekten özenle kaçınmaktaydı. Havas bunun yanı sıra Fransa’da gündemi oluşturan siyasal konuları ayrıntılarıyla irdeleyen bültenler de yayımlamıştır.
Bu nedenle Fransız hükümetleri de, Havas’ın sadık aboneleri arasında her zaman yer almışlardır.(7)

“Hızlı ve İyi”
1835 yıllarında haber çeşitliliğini zenginleştirerek ajansının adını “L’Agence des Feuilles Politiques-Correspondance Générale” olarak değiştiren Havas, bir yandan da benzer kuruluşları bünyesine katmaya başlamıştır. Bu tercüme ve yayın bürolarının en ünlüleri, 1831’de kurulmuş bulunan “Correspondance Garnier” ile “Bureau Bornstein”dır.(8)
Ad değişikliğine rağmen kamuoyunda “Havas Ajansı” olarak bilinen bu haber ajansının o dönemdeki sloganı “Hızlı ve İyi”dir.
Bu arada, 1836 yılında, kitle gazeteciliği yapmak üzere yayına başlayan “Le Siecle” ve “La Presse” gazeteleri, Havas’ın iki önemli abonesi olmuşlardır. Ancak, gazetelerin ulusal kimliklerine karşın, Havas’ın uluslararası kimliği oluşmaya başlamıştır. Nitekim Havas gördüğü rağbeti ve ününü yerel, ulusal haberleriyle değil, Avrupa ülkelerindeki borsa ve piyasa değerlerini, kıtanın her tarafına aktarmasıyla, böylece başta gazeteler olmak üzere abonelerine daha çok sayıda, değişik haberler ulaştırmasıyla sağlamıştır.(9)

Havas’a Yönelik Eleştiriler
1840 yılında Honoré de Balzac, basının herkese saldıran, ama kimsenin karşılık vermeye cesaret edemediği “Devletin içinde dördüncü bir güç” durumuna gelmiş olmasını eleştirirken, “Halk birçok gazete olduğunu sanabilir; oysa tek bir gazete var.” diyerek, bütün gazetelerde dış haberlerin aynı olmasından Havas’ı suçlu bulmaktaydı.
Havas, bir yandan da hükümetlerle çok yakın ilişkide olmakla suçlanıyordu. Bu konuda Havas’a yöneltilen eleştirilerden biri şuydu:
“Havas Ajansı, hükümetlerin alçak gönüllü bir hizmetkarıdır. Evet, Havas bilinmesi gereken haberleri veriyor; ama bilinmesi gerektiği zamanlarda… Böylece gerçeğin seçimini yapıyor.” Gerçekten, Fransa Başbakanı da güne, Havas’ın hazırladığı ulusal ve uluslararası haberleri de içeren özel bülteni okuyarak başlıyordu.(10)
1845’lere varıldığında, Orta ve Batı Avrupa’da, Havas’ın muhabiri bulunmayan başkent ve önemli ticaret merkezi kalmamıştır. Bunlara Rusya’nın başkenti Sen Petersburg da dahildir.(11)

Havas’ın Tekelciliği
Kuruluşundan 12 yıl sonra 1847 yıllarında, Fransa’da iç ve dış habercilik alanında tekel oluşturan, uluslararası iletişim alanında da lider konumuna ulaşan Havas’ın başarısındaki üç etken şunlardır:
1) Uluslararası gündem, geniş bir muhabir ağıyla izlenmiştir.
2) Çeşitli yöntem ve teknikler kullanılarak, döneme göre hızlı habercilik yapılmıştır.
(Havas’ın gelişme yıllarında, Anvers’de, haber ulaştırmak için 25 bin güvercin bulundurduğu bilinmektedir. Havas, 1845 yılından sonra da, Fransa’da yeni kullanılmaya başlanan telgraf hatlarından yoğun biçimde yararlanmıştır.)(12)
3) Devlet güçleriyle yakın ilişkiler kurulmuştur.
(Birçok gazeteyi okumakla zaman kaybetmek istemeyen devlet erkanı, Havas’ın iç ve dış basın özetlerini, güvenilir buldukları için tercih etmişlerdir.)
Havas, Paris Borsası’nın önemi nedeniyle ve Avrupa genelinde istihbarat ağını kurmuş ilk ajans olarak, 1849’da Berlin’de, “National Zeitung” adlı gazetenin sahibi Bernard Wolff tarafından kurulan “Wolff”, 1851’de Londra’da, Paul Julius Reuter tarafından kurulan “Reuter” ve 1853’de Torino’da, Guglielmo Stefani tarafından kurulan “Stefani” ajanslarından önde bulunuyordu.(13) (Bernard Wolff ile Paul Julius Reuter, kuruluşundan sonraki ilk yıllarda, bir süre Havas Ajansı’nda çalışmışlar, daha sonra ayrılarak kendi adlarıyla haber ajansları kurmuşlardır.)

Havas’ın Gelişme Süreci
1853 yılında, Charles-Louis Havas’ın oğulları, Charles-Guillaume ve Auguste Havas, ajansın yönetimine katılmışlardır.
Havas, Kırım Savaşı sırasında (1854-1856), İstanbul’da muhabir bulunduran tek ajans olarak uluslararası ününü daha da artırmıştır.
Bu arada Havas’ın, mali temelini güçlendirmek için uyguladığı bir yöntem de ajansın başarılarını pekiştirmiştir. Bu yöntemle, abone karşılığı para veremeyen gazetelerden reklam yerleri alındığından, sağlanan reklamlarla her iki tarafın çıkarı korunmuş oluyordu. Bu uygulama, özel girişimci özelliğini daha da öne çıkardığından, Havas resmi nitelikli ajanslara karşı duyulan tepkiden hep uzak kalmıştır.(14)
Havas ayrıca, mesajların maliyetini düşürmek için, Fransızca, İngilizce, Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, Romence için geçerli bir şifre sistemi uygulamıştır. Bütün bunlar Havas’ın ticari yanının, siyasi yanından oldukça ağır bastığını göstermektedir.
1852-1857 yılları arasında, Havas’ın reklam bölümü oluşturulmuştur. Böylece Havas, dünyanın ilk “Haber ve Reklam Ajansı” olma özelliğine kavuşmuştur. Bu birliktelik, 1940 yılında, reklam bölümünün ayrılarak “Havas” adıyla bağımsız bir anonim şirket haline dönüşmesine kadar sürecektir.(15)
1866 yılında, Amerikan haberlerinin Avrupa’ya ulaştırılmasını kolaylaştıran transatlantik kablo döşenmiştir. 1874 yılında ise Brezilya ile Avrupa’yı birleştiren iletişim kablosunun döşenmesi tamamlanmıştır. Havas, iletişim alanındaki bu teknik gelişmelerden de yararlanmasını bilmiştir.

Havas: Anonim Şirket
1879-1914 yılları arası Havas için yeni şirket, yeni kişiler ve yeni olanaklar dönemi olmuştur. Nitekim 1879 yılında Auguste Havas emekliye ayrılırken ajansın yönetimini, Edouard Lebey ve Henry Houssaye adlı gençlere bırakmıştır. Böylece Havas, bir aile şirketi olmaktan çıkarak, anonim şirket özelliğine kavuşmuştur.
1880 yılından sonra, telefon, teleskriptör (teleksin ilk biçimi) ve uzun radyo dalgaları gibi yeni buluşlar, gazetecilik mesleğinde devrim yaratmıştır. Fransa’da bu yeni tekniklerin kullanımının yanı sıra 1881’de basın özgürlüğünü güçlendiren yasanın da kabul edilmesi sonucu, haber trafiği yoğunlaşmış ve gazetecilikte büyük bir gelişme gerçekleştirilmiştir.
Gelişmesini sürdüren Havas, Birinci Dünya Savaşı öncesi, haberlerini, İspanya, Portekiz, Fas’ın yanı sıra Güney Amerika ve Afrika ülkelerine de ulaştırabiliyordu. Havas o dönemlerde, bir yandan da, Fransa’da tek haber dağıtıcısı olma özelliğini taşımıştır.(16)

Birinci Dünya Savaşı ve Havas
Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) yıllarında, Havas Ajansı iletişim yasakları ve sınırlamaları nedeniyle oldukça zor bir dönem geçirmiştir. Oysa 20. Yüzyıl’ın başlarına kadar iletişim alanında, savaş dönemlerinde bile büyük bir özgürlük yaşanmıştır.
Nitekim 1860 İtalya Savaşı, 1870-71 Prusya-Fransa Savaşı dönemlerinde, savaş cephesinin iki yanından toplanmış haberleri içeren yerli ve yabancı gazetelere herhangi bir sansür uygulanmamıştır. Bu tablo, 1904 Rus-Japon Savaşı’ndan sonra değişmiş ve savaşlarda iletişime sansür, kural haline gelmiştir.(17)

Savaş Sonrası Havas
1920-1940 yılları arası, Havas Ajansı için güçlüklerle dolu bir dönem olmuştur. 1920’lerin ilk yıllarında Léon Rénier başkanlığındaki yönetim, reklam gelirlerini artırarak, iletişim bölümünü desteklemeyi sürdürmüştür.
1930’larda, kısa radyo dalgalarının kullanımı ve yeni rekabet ortamı, Havas açısından uluslararası iletişimi olumsuz yönde etkilemiştir.
(Özellikle TASS Ajansı, 10 Temmuz 1925 tarihindeki kuruluşundan itibaren, Sovyetler Birliği’nin gelişen konumunun da katkısıyla, uluslararası haber ajansları arasında önemli bir yer edinmiştir. TASS’ın uluslararası ajans niteliği, 1980’li yılların sonuna kadar azalarak da olsa sürmüştür.)(18)
Bu yıllarda yeni teknolojiler kullanmak için gerekli yatırımların finansmanı, Havas’ın yabancı ülkelerdeki muhabirlerinin çalışmalarına devam etmelerini isteyen hükümet tarafından karşılanmıştır. Ancak bu uygulama, Fransız basınının Havas’ın tekelciliğine karşı çıkan büyük tepkilerine neden olmuştur.

İkinci Dünya Savaşı’nda Havas
1940 yılında, ajansın iletişim bölümü reklam bölümünden ayrılarak, Office Français d’İnformation (O.F.I.) adını almıştır. “Havas” adını koruyan reklam bölümü ise devlet denetimine geçmiştir.(19) İkinci Dünya Savaşı’nın başlarında Fransa’da, Almanlar tarafından işgal edilen bölgede “Agence Française d’Information de Presse” adı altında bir haber ajansı oluşturulmuş, bu ajans da 1942 Ekim ayında, daha önceleri Almanlar’ın denetimine geçen O.F. I.’ye bağlanmıştır. Bir süre sonra da O. F. I. haber yayınına son vermiştir.(20)

Uluslararası Haber Ajanslarının Tekelciliği
İlk haber Ajansı Havas’ın ve daha sonra da öteki ajansların kuruluşlarını izleyen dönemde, yeni buluşlar, uluslararası ticaretin önem kazanması ve dolayısıyla toplumlardaki hızlı gelişmeler çerçevesinde, insanların haber alma gereksinimi daha da artmıştır. Bu nedenlerle gazeteler, yalnızca görüş ve düşünce yansıtma organı olma özelliklerini yavaş yavaş terk ederek, çevreyle, yerel, yöresel, ulusal sorunlarla ve en önemlisi, uluslararası konuların yanı sıra öteki ülkelerdeki gelişmelerle daha çok ilgilenmeye başlamışlardır. Böylece gazeteler, çeşitli ve bol haber vermeyi ön plana çıkarmışlardır. Bu gelişmeler çerçevesinde de haber gereksinimi artmış, dolayısıyla haberler ticarileşmiş ve haber ajansları arasında tekelleşmeler başlamıştır.

İşbirliği Anlaşmaları
İletişim teknolojilerinin gelişmesi, uzak noktalar arasındaki haber akışını kolaylaştırırken, dünyanın dört bir yanından haber iletebilmek için, birçok yerde muhabir bulundurmanın büyük harcamalara neden olması, haber ajansları arasında işbirliğini gündeme getirmiştir.(21) Ajanslar, haberlerin toplanma ve aktarılma maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle bütçeleri zorlanmaya başlayınca, kısa sürede çok fazla rekabete girmemek için aralarında işbirliği anlaşmaları imzalamayı kararlaştırmışlardır.
Böylece ulusal pazarlarda, uluslararası haber değişimi yaparak pazarı paylaşma uygulaması başlatılmıştır. Nitekim Charles-Louis Havas’ın 1858’deki ölümünden sonra 1859 yılında, Londra’daki Reuter, ve Berlin’deki Wolff ajansları ile Havas arasında ilk işbirliği anlaşmaları imzalanmıştır.(22)
Artan istihbarat masraflarını azaltmak, iletişim alanında dünya çapında etkili bölgeler oluşturmak, rekabet koşullarını denetlemek ve mevcut müşterileri korumak amacıyla imzalanan bu anlaşmalara göre, Havas, Güney Fransa ve deniz aşırı ülkelerdeki Fransız topraklarını, 1876’dan sonra ise Latin Amerika’yı alırken, Wolff Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı, Reuter ise Britanya İmparatorluğu ile Uzakdoğu’yu, çalışma alanları olarak ayırmışlardır. (23)
1869 ve 70’li yıllarda Havas, Reuter (Reuter’s Telegram Company Ltd.), Wolff (Continental Telegraphen Kompanie) ve Viyana’da kurulu Korrbureau (Telegraphen Korrespondenz Bureau) arasında işbirliğini anlaşmaları imzalanmıştır. Bu anlaşmalara göre, Avusturya ajansı yerel niteliğinde kalmış, Havas ve Reuter, kar ve zararda ortak işletmeler kurmuşlardır. Bunlar Fransa’da Havas, Laffitte, Bullier; İngiltere’de Reuter; öteki ülkelerde ise Havas-Reuter ya da Reuter-Havas adlarını kullanmışlardır.
Önemli olan, imparatorlukların dünyanın topraklarını paylaştıkları bir dönemde, üç ajansın da dünyayı, haber yayma tekeli açısından bö¬lüşmeleridir. Bölgeler şöyle ayrılmıştır: Havas, Fransız İmparatorluğu toprakları, İtalya, İspanya, Porte¬kiz, Güney Amerika. Reuter: İngiliz imparatorluğu ile Uzak-Doğu. (Avrupa’da, Hamburg dışındaki bürolarını kapatmıştır)
Continental (Wolff): Almanya, İskandinavya, Rusya.
Osmanlı toprakları, Mısır ve Belçika, Havas-Reuter’in ortak alanı sayılmıştır. Öteki yerler isteyene serbest bırakılmıştır.
Anlaşma, bölüşülen topraklarda başkasının muhabir ya da temsilci bulundurmasını engellememiş, ancak haber dağıtımını tekele almıştır. Anlaşma hükümlerine göre, öteki bölge ve ülkelerde her ajans, haber toplama, yayma ve yeni müşteriler edinmede özgür bırakılmıştır.

AP’nin Ortaya Çıkışı
Bu arada ABD’de, 1848 yılında, 6 gazetenin öncülüğünde “Newyork Associated Press” adıyla kurulmuş bulunan AP, (ABD’de bu ajansdan sonra 1885 yılında kurulan Western Associated Press 1892 yılında Associated Press adını almıştır.) Amerika kıtasında bir çeşit tekel oluşturmuştur. 1872 yılında, yukarıda anılan üç ajans, AP ile karşılıklı haber değişimini öngören anlaşma imzalamışlardır. Buna göre AP, bu üç ajanstan alacağı haberler için ücret ödeyecek, Avrupa’da ve Güney Amerika’da hiçbir müşteriye doğrudan servis yapmayacaktır. Buna karşılık bu üç ajans da ABD’de yalnızca AP’ye haber verecektir.(24)

Yeni İşbirliği Anlaşmaları
1889 yılında, Havas, Reuter, Continental ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun resmi haber ajansı Korrbureau (Telegraphen Korrespondenz Bureau) arasında başka bir işbirliği anlaşması imzalanmıştır.
Havas ve Reuter arasında 1909 yılı Ocak ayında imzalanan bir anlaşmaya göre de, Reuter, Britanya İmparatorluğu, Kanada, Hindistan, Avustralya, Yeni Zelanda, Çin, Japonya, Hollanda ve sömürgelerinde, haber dağıtımını tek başına gerçekleştirecektir.
Havas ise, Fransa, İspanya, Portekiz ve sömürgelerinde, Fas’ta, Güney Amerika’da, tek haber dağıtıcısı olacaktır. Daha sonraki yıllarda her iki ajans, bu bölgelerin dışında bulunan ülkelerin ulusal ajanslarıyla ikili işbirliği anlaşmaları yaparak, hem haber ağlarını genişletmişler, hem de müşteri sayısını çoğaltmışlardır.
Bu arada ABD’de 1907 yılında kurulan özel bir haber ajansı olan United Press Association, (Daha sonra adı United Press İnternational olarak değiştirilmiştir.) Güney Amerika’da faaliyet göstermeye başlamıştır. Bunun üzerine Associated Press (AP), 1918 yılında kartelden sağladığı büyük ayrıcalıkla Güney Amerika’da da haber servisine girişmiştir. Her iki ajans, daha sonraları Asya pazarında da sıkı bir rekabete girmişlerdir. Hearst’s International News Service de eklenirse, 20-30 yıl boyunca uluslararası haber piyasasında kendi aralarında rekabete giren ABD kökenli ajans sayısı üç olmuştur.(25)
1925’li yıllarda, Havas, Reuter ve AP, dünyayı etki alanlarına göre bölüşen işbirliği anlaşmaları imzalamayı sürdürmüşlerdir.
1927 yılında imzalanan başka bir anlaşmayla, AP, Latin Amerika ve Kanada’da haber dağıtma tekelini almış, Güney Amerika Reuter’e açılmış, Uzakdoğu Havas’a bırakılmıştır.

Sonuç
31 Aralık 1931’de, AP, öteki uluslararası ajanslarla işbirliği yapmasını öngören bütün anlaşmaları bozmuş, 1932 Şubatı’ndan itibaren de, tam bir özgür çalışma içine girmiştir. Bundan sonra işbirliği anlaşmaları, eğer olanak bulunursa ikili olarak yapılmıştır. Böylece her haber ajansı, karşılıklı kısıtlamalardan kurtularak bir ölçüde özgürlüğe kavuşmuştur. 1944 yılında da, uluslararası ajanslar arasındaki işbirliği anlaşmaları ortadan kalkmış ve bütün ajanslar, tüm dünyada, tam bir serbest rekabet içine girmişlerdir.(26)

1- Oya Tokgöz, Temel Gazetecilik, İmge Kitabevi, Ankara: 1994, s. 106.
2- Michel Mathien ve Catherine Conso, Les Agences de Presses Internationales, Presses Universitaires de France, Paris: 1997, s. 3.
3- Wolf Schneider ve Paul-Josef Raue, Gazetecinin El Kitabı, Konrad Adenauer Vakfı Yayını, Ankara: 2000, s. 15.
4- Pierre Albert, La Presse Française, La Documentation Française, Paris: 1998, s. 56.
5- Claude Bellanger, Jacques Godechot, Pierre Guiral, Fernand Terrou. Histoire Générale de la Presse Française 1815-1871, Presses Universitaiares de France, Paris: 1969, s. 29.
6- Conso, a. g. y. , s. 26.
7- Oliver Boyd-Barrett ve Terhi Rantanen, “News Agencies”, The Media: And İntroduction, Addison Wesley Longman Ltd. , New York,: 1998, ss. 53-63.
8- Conso, a. g. y. , s. 28.
9- Bellanger, Histoire Générale De La Presse Française 1815-1871, s. 124.
10- Bellanger, Histoire Générale De La Presse Française 1815-1871, s. 344.
11- Orhan Koloğlu, Havas-Reuter’den Anadolu Ajansı’na, Çağdaş Gazeteciler Derneği Yayınları, Ankara: 1994, , s. 3.
12- Albert, a. g. y. , s. 36.
13- Jean-Noél Jeanneney, Başlangıçtan Günümüze Medya Tarihi, Çev. Esra Atuk, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul: 1998, s. 101.
14- Boyd-Barrett ve Rantanen, a. g. m. , ss. 53-63.
15- D’Havas a L’AFP: Au Service de L’Information, Aperçue Historique, Paris: 1997, s. 3.
16- Monographies (I), Commission Internationale d’Etude Sur Les Problemes De La Communication, Unesco, Paris: 1980, s. 2.
17- Koloğlu, a. g. y. , s. 3.
18- Monographies (III), Commission Internationale d’Etude Sur Les Problemes De La Communication, Unesco, Paris: 1980, s. 133.
19- D’Havas a L’AFP: Au Service de L’Information, Aperçue Historique, s. 2.
20- Claude Bellanger, Jacques Godechot, Pierre Guiral, Fernand Terrou. Histoire Générale de la Presse Française 1940-1958, Presses Universitaiares de France, Paris: 1972, s. 13.
21- Hilmi Bengi, "3 Çeyrek Asırlık Çınar", Türkiye, 96/12, ss. 1119-1124.
22- Jeanneney, a. g. y. , s. 101.
23- Boyd-Barrett ve Rantanen, a. g. m. , ss. 53-63.
24- Atilla Girgin, Uluslararası İletişim, Haber Ajansları ve A.A. , Der Yayınları, İstanbul: 2002, s. 18.
25- Boyd-Barrett ve Rantanen,, a. g. m. , ss. 53-63.
26- Monographies (I), s. 2.

YARARLANILAN KAYNAKLAR
Albert, Pierre. Histoire de la Presse. Presses Üniversitaires de France. Paris, 1993.
Bellanger, Claude. Jacques Godechot. Pierre Guiral, Fernand Terrou. Histoire Générale de la Presse Française (1815-1871), Presses Universitaiares de France, Paris,: 1969.
Bellanger, Claude. Jacques Godechot. Pierre Guiral, Fernand Terrou. Histoire Générale de la Presse Française (1871-1940). Presses Universitaires de France. Paris, 1972.
Bellanger, Claude. Jacques Godechot. Pierre Guiral, Fernand Terrou. Histoire Générale de la Presse Française (1940-1958). Presses Universitaires de France. Paris, 1972.
Bengi, Hilmi. “3 Çeyrek Asırlık Çınar”, Türkiye. 96/12.
Boyd-Barrett, Oliver ve Terhi Rantanen. “News Agencies”, The Media: And İntroduction. Addison Wesley Longman Ltd. New York, 1998,
D’Havas a L’AFP: Au Service de L’Information. Aperçue Historique. Paris, 1997.
Girgin, Atilla. Uluslararası İletişim, Haber Ajansları ve A.A. Der Yayınları. İstanbul, 2002.
Jeanneney, Jean-Noel. Başlangıcından Günümüze Medya Tarihi. Çev. Esra Atuk. Yapı Kredi Yayınları. İstanbul, 1998.
Koloğlu, Orhan. Havas-Reuter’den Anadolu Ajansı’na. Çağdaş Gazeteciler Derneği Yayınları. Ankara, 1994.
Mathien, Michel ve Catherine Conso. Les Agences de Presse İnternationales. Presses Universitaires de France. Paris, 1997.
Monographies (I), (II), (III). Commission İnternationale d’Etude Sur Les Problemes De La Communication. Unesco. Paris, 1980.
Schneider, Wolf ve Paul-Josef Raue. Gazetecinin El Kitabı. Konrad Adenauer Vakfı Yayını. Ankara, 2000.
Tokgöz, Oya. Temel Gazetecilik. İmge Kitabevi. Ankara, 1994.

İ.Ü. İletişim Fakültesi’nin 55. Kuruluş Yıldönümü

Doç. Dr. Atilla Girgin habere ve haberciliğe yıllarını vermiş bir isim. 1969 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın-Yayın Yüksekokulu’ndan mezun olan Girgin, gazeteciliğe ilk olarak Anadolu Ajansı’nda başladı. Maceracı kişiliğinin onu haberciliğe çektiğini belirten Girgin, 1987 yılından bu yana okulumuzda mesleki dersler veriyor.

Fakültemizin en eski hocalarından biri olan Girgin, aynı zamanda Marmara, Yeditepe ve İstanbul Ticaret Üniversiteleri’nin İletişim Fakülteleri’nde de dersler veriyor. Fakültemizin 55. yılında Doç. Dr. Girgin ile anıları ve gazetecilik mesleği üzerine bir söyleşi yaptık.

Gazeteciliği sizin için çekici kılan neydi?
Aslında benim hedefim hariciyeci olmaktı. Biraz da maceracı bir kişiliğim olduğu için çeşitli ülkeler görmeyi planlıyordum. Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne de hariciyeci olmak için gittim. O arada bir arkadaşım Basın-Yayın Yüksekokulu’na kaydolmuştu ve ben de onunla birlikte derse girdim.
Gazetecileri o zamana kadar hiç tanımıyordum. Basın-Yayın Yüksekokulu’nun ilk senesinde de aradaki dengeleri fazla bozmamak için gençlerle birlikte basında deneyimli, basın kartı taşıyan Ankaralı gazetecilerden de bir kontenjan almışlardı. Bu ilk kontenjan grubundaki gazeteciler giyimleriyle, davranışlarıyla elit gazetecilerdi. Onlara benzeyen biri olmaya karar verdim ve hemen fikrimi değiştirdim. İyi bir gazeteci olursam, diğer ülkeleri de gezebileceğimi öğrendim. Böylece Basın-Yayın Yüksekokulu’nda kalmaya karar verdim.

O zamanlar gazetecilik mesleği daha mı parlaktı?
O zamanlar gazetecilik, toplumda daha saygın bir meslekti. Gazetecilerin, politikacı ve devlet adamlarının önünde çok prestijli durumları vardı. Ama o gazeteciler de yazı, davranış ve görüşleriyle onu hak ederlerdi. İşte orada günümüze göre biraz azalma var.
Ben gazeteciliğe başladığımda bir bakan, basın toplantısına 15 dakika geç geldiği için toplantı terk edildi. Aynı bakan, müdürlerimize telefon etti ve özür diledi. Biz bunun üzerine tekrar gidip basın toplantısını izledik. Şimdi böyle bir uygulama mümkün değil.

Basın-Yayın Yüksekokulu’nu bitiren ilk gazetecilerdensiniz. Bunun eksikliklerini hissettiniz mi?
Bize, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin hocaları ders veriyordu. Çünkü gazetecilik, Türkiye için yeni bir meslekti. Birkaç gazeteci deneyimlerini anlatmaya geldi ama uygulamacı gazetecilikle akademisyenliği birleştiren yoktu. Hocalarımız bunun farkındaydı ve yabancı hocalar getirdiler. Onların tecrübeleri ve ders notları bize kaynak oldu. Sonra da okuldan yetişenler, akademik hayata girenler oldu ve o denge sağlandı. Ama ilk aşamada bu eksikliğin farkına vardılar ve kısa sürede giderdiler.

İ. Ü. iletişim Fakültesi’ne ilk geldiğiniz günler neler yaşadınız?
Selami Akpınar, Anadolu Ajansı’nın üç önceki bölge müdürü idi. Bu okulda da “Ajans ve Ajans Haberciliği” dersini Selami Bey veriyordu. Ben o dönemde, Aajans’ta görev yaparken, bir gün Selami Bey beni ziyarete geldi. Bana bu okulda ders verdiğini ama onu biraz yorduğunu söyledi. “Sen bu dersi vermek ister misin?” diye sordu. Gençler yetiştirmek, gençlerin arasında olmak ve özellikle İstanbul Üniversitesi gibi bir kurumda ders vermek, herkese nasip olmaz. Selami Bey bana bu görevi verirken hazırladığı ders notlarını da verdi. Ben ondan ve birçok kaynaktan yararlandım. Ayrıca güzel davranış örneği olarak ‘Haber Yazmak’ kitabıma ders notlarından alıntılar yaptım.

O yıllardan beri fakültemizde ne gibi değişimler gözlemliyorsunuz?
Tabii modernleşme ve ileriye gidiş var. Stüdyo ve Ajans kuruldu. Zengin bir kütüphane oluşturuldu. Bizim böyle bir şansımız yoktu. Bir gelişme var, fakat bu gelişmedeki verimliliği azaltan şey, sayısal çoğunluk. Sınıf sayısı az olursa daha başka şeylere yönelebiliyorsun. Bir an önce kontenjanların azaltılmasında yarar var. Böylece daha seçkin gruplar gelir.

İ. Ü. İletişim’i diğer iletişim fakülteleri ile kıyaslarsanız, neler söylersiniz?
Bana göre, vakıf üniversiteleri de dahil, iletişimin liderliğine oynayan 3 fakülte var: İstanbul, Marmara ve Anadolu Üniversitesi İletişim Fakülteleri. Bazı kurumların köklü olmasının getirdiği bir gurur var. Ben bunu İstanbul Üniversitesi’nde hep hissettim. Bu büyük bir şans tabii. Doktoramı İ. Ü.’de, yüksek lisansımı Marmara Üniversitesi’nde yaptım. İ. Ü.’de doktora yapmak herkesin harcı değil.
Belli kurumların kalitesi, ürünleriyle ortaya çıkar. Ürünleri de öğrencilerdir, asistanlardır, öğretim üyeleridir. Bunların ortaya çıkardıkları akademik, bilimsel sonuçlardır.

Siz öğrencilerinize ilk olarak neyi öğretmeyi amaçladınız?
Öncelikle gazeteci, bir yere başvurduğu zaman saygınlığıyla işe başlamalı. Tabii bunun yanında mesleğini bilmesi lazım. Toplumsal, ulusal ve uluslararası konularda fikir sahibi olması lazım. Gazetecinin daima kendini güncelleyen bir kişi olması, mesleğini gönülden sevmesi gerekir. Bu mesleği sevmezseniz, yapamazsınız. Öğrencilerime ilk bunları öğretmeye çalışıyorum.

Medyanın geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Medyaya bir ilgi var. Yazılı basına da ilgi var. Yavaş yavaş tirajlar artıyor. Ama hayat koşullarının zorlaşması nedeniyle içerikte biraz yozlaşmalar var. O içeriğin, belirli bir düzeye gelmesi lazım. Bunun eğitim sistemiyle çok yakından ilgisi var. Yani belli süreç içinde, öyle gençler yetişecek ki artık televizyonların magazin programlarına bakılmayacak. Belgeselleri, ciddi programları seçecekler. Bu genel eğitim seferberliği ve Türkiye’deki eğitim sisteminin büyük reforma uğramasıyla mümkün.

Sizce üniversiteler, sektörün ihtiyaçlarına ne kadar cevap veriyor?
Üniversite, piyasa koşullarına uygun adam yetiştirmez; piyasanın kendi ayrı koşulları vardır. Çark ayrı bir şekilde işler ama üniversitelerdeki eğitimin de amacı, o işleyen çarka çabuk adapte olabilecek insanlar yetiştirmektir. Koşul, sadece o işi yapmaya hazır hale gelmenin süresini kısaltmaktır.

Size göre “İdeal Gazeteci” tanımı nedir?
Gazeteci olmak, önce adam olmak demektir. “Adam” kelimesi, içinde çok anlam barındırıyor: Ahlak, namus, ilkelilik, ülkesini ve insanları sevmeyi, en önemlisi de kendine saygıyı barındırır. Bu niteliklere sahip kişinin, gazeteciliğin yanı sıra çok şey olacağı kesin.

Bundan sonra neler yapacaksınız?
Son olarak bir site kurdum, “atillagirgin.net”. “Haber Yazmak” kitabımın 3. baskısı yapıldı. Marmara Üniversitesi doktora sınıfında, Türkiye’de yaşayan röportaj ustalarıyla ilgili bir kitap hazırlamayı düşünüyoruz. Onu bitirdikten sonra da anılarımla ilgili 2. kitabımı yayımlayacağım.

Aralık 2005, İletim, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Uygulama Gazetesi, Sayı 95.

İntihal mi Gerçek mi?

İdil BULUT

Üniversite öğrencisi olarak yararlandığımız kaynaklar, derslerde kullandığımız materyaller genelde bize ders veren hocaların kitaplarından oluşuyor.

Peki bu kitapların oluşumu sırasında hocalar, kaynakları nasıl kullanıyor, hangi yöntemleri izliyor? En önemlisi de diğer kaynaklardan çalıntı (intihal) yapan meslektaşları hakkında neler düşünüyorlar? Başbakanlık Müsteşarı Prof. Ömer Dinçer’in 1996’da Yahya Fidan ile birlikte yayınladığı “İşletme Yönetimi” adlı kitabının başka bir profesörün kitabından “intihal” olduğunun ortaya çıkmasıyla gündeme gelen bu konuyu biz de mercek altına aldık.
Bu konular hakkında ki sorularımızı daha önce kitapları yayımlanmış ve yayın aşamasındaki akademisyenlere yönelttik.

Marmara Üniversitesi’nden Doç. Dr. Atilla Girgin:

“Belirli araştırmalar yapmak, belirli veriler koymak lazım ki; daha sonraki nesil, o verilere dayanarak yeni araştırmalara yönelsin.”

Kitap yazarken izlediğiniz yöntem nedir?

Ben değişik bir akademisyen tipiyim. Geçmişim pratisyen, yani uygulamacı; akademisyenliğim daha sonra. Ben uygulamacı gazeteci olarak çalıştığımda, elime geçen birçok belgeyi bir kenara koydum ve mümkün olduğu kadar o konularla ilgili yayınları izlemeye çalıştım. Bir akademisyenin, benim düşünceme göre, çeşitli kaynaklardan, okuduklarından alıntılar yapması, özellikle de yabancı kaynakları izlemesi gayet doğal ve olması gerekli. Bunun yanı sıra, yalnızca ahkam kesmek yerine, belirli araştırmalarla yeni değerlerin ortaya çıkarılması gerekir. Maalesef benim alanımdaki birçok akademik eser, bilimsel eser, “Ahmet şunu dedi.”, “Mehmet bunu dedi.”, “Ayşe bunu söyledi” gibi alıntılardan oluşuyor. Bunların dışında, tekrar söylüyorum, belirli araştırmalar yapmak, belirli veriler koymak lazım ki daha sonraki nesil o verilere dayanarak yeni araştırmalara yönelsin. Bir kitap yazarken de, tabii ki dış kaynaklara başvurulacak. Ama 2005 yılında bir kitap yazmaya kalkıştıysanız, 1990’nın kitaplarıyla, kaynaklarıyla bu iş olmaz.

Hocaların kitapları alıntılarla dolu. Peki öğrenciler olarak kendi fikirlerini yeni bir teori ürettiklerini ne zaman göreceğiz?

Ben “Haber Yazmak” kitabımda, yeni kurallar da koyuyorum. Tabii şimdi konuya iki türlü bakmak lazım. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. İnsanlar süreç içinde birbirlerinin deneyimlerinden yararlanırlar. Eğer öyle olmasaydı, bazı yazarların dediği gibi, hepimiz ayrı köşelerde tekerleği yeniden keşfetmekle uğraşır olurduk. Öncekilerden yararlanmak güzel de, ona ne katıyorsunuz? Nasıl bir sonuç çıkarıyorsunuz? Çıkardığınız sonuçlarla ilgili ne gibi kurallar, yöntemler ortaya atıyorsunuz? Bu önemli.

İntihal nedeniyle görevden alınan akademisyenler var bu konuda ne düşünüyorsunuz?

İki yöntem görülüyor kitap yazımlarında. Bir kitap başka bir kitaptan alıntılanarak ve kaynak gösterilmeden yazılabiliyor. Bir de kitabın tamamına yakını, çeşitli alıntılardan oluşuyor. Savunma da şu oluyor. “Ben o konuyla ilgili tüm külliyatı koydum.” Oysa benim düşünceme göre, eğer bir kitap yazılacaksa, namuslu bir biçimde, başvurulan kaynaklar, kitaplar dipnot halinde verilmeli.” Kitabın kaynakçası yalnızca alıntı yapılan kaynaklardan oluşmalı. Yani yazar diyebilmelidir ki, “Ben kaynakçadaki bütün eserleri okudum inceledim ve bölümleri o nedenle aldım.” Bu bir etik kural olması lazım. İntihal bırakın akademisyen olarak, normal koşullarda da ahlak dışı, etik dışı.

İnternetten kaynak kullanımı hakkında neler düşünüyorsunuz?

Ben hiçbir yayınımda internetin bilgi kaynaklarını kullanmadım. İnternet sağlıklı bir kaynak değil. Öğrencilerimin getirdiği ödevlerde de interneti kaynak olarak kabul etmiyorum. Çünkü denetlemesi çok zor. İnternette tam denetim sağlanıncaya kadar, internetin akademik ortamda kaynak olabileceğini sanmıyorum.

Yayın aşamasında yayınevleriyle ne gibi sorunlar yaşanıyor?
Ben kendimden örnek vereyim. Birincisi bir akademisyenin yükselebilmesi için belirli puanlara ihtiyacı var. O puanın bir bölümünü yazdığı kitaplardan alıyor. Yazmak iyi de, bunu bastırmak söz konusu. Gözlemlediğim ya da duyduğum kadarıyla, bazı yayıncılar öncelikle kitabı hazırlayanın ders verip vermediğini, ders veriyorsa kaç öğrencisi bulunduğunu soruyor. Ona göre basma girişiminde bulunuyor ya da bulunmuyorlar. Öğrenci sayısını, kitabın konusunu beğenmeyen bazı yayıncılar ise, iddiaya göre, kitapları basmak için üstüne para alıyorlar. Telif hakkı da satış üzerinden oluyor. Ama Türkiye’de baskıları denetlemek mümkün değil. Yazara yapılacak ödeme, çoğu kez verilen kitap adediyle gerçekleştirilmiş sayılıyor.

Nisan 2005, Gazete Yeditepe, Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Uygulama Gazetesi, Sayı 3.

Anadolu Ajansı (A.A.) 85. Yaşını Kutluyor

Murat PAZARBAŞI / Türkiye tarihiyle özdeş olan Anadolu Ajansı (AA) bu yıl 85. yaşını kutluyor. 6 Nisan 1920'de Atatürk'ün talimatıyla kurulan AA, Halide Edip ve Yunus Nadi'nin ortak önerisiyle adını almıştır.

Anadolu Ajansı kurulduğu ilk yıl, iki masa, birkaç sandalye ve eski bir yazı makinesi bulunan bir odada başladığı yayın hayatını, birçok uluslararası haber ajansıyla işbirliği içinde teknolojiyi en iyi şekilde kullanarak sürdürmektedir. AA'nın 85 yıllık öyküsünü, uzun süre AA İstanbul Bölge Müdürlüğü ve AA Genel Müdür Danışmanlığı yapmış Doç. Dr. Atilla Girgin ile konuştuk.
Girgin sözlerine; AA'nın yalnızca haber değil, aynı zamanda bir propoganda örgütü olarak kurulduğunu ve Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında, Türk halkına verdiği moral yüklü haberlerle büyük katkıda bulunduğunu belirterek başlıyor. Girgin, bunun yanı sıra AA’nın Atatürk devrimlerinin benimsenmesine yardımcı olan haberleriyle öncü medya kuruluşu niteleği taşadığını da sözlerine ekliyor.

AA'nın Misyonu

AA'nın Türkiye'de üstlendiği görevi ise şöyle açıklıyor Girgin; "İnsanların artık zor yaşam koşulları nedeniyle habere ayırdıkları süre azaldı. Böylece haberde bir magazinleşme, yumuşama, biçim değiştirme görüldü. Bu sürece rağmen AA, temel çizgisini yitirmeden topluma manipule edilmemiş, politize edilmemiş gerçek haberleri aktarmayı sürdürüyor."
AA'nın yurtdışı haber ağı hakkında bilgi aldığımız Girgin; Türkiye ile ilgili haberlerin seçilerek dünyaya aktarıldığını ve bu giden haberlerin seçiminde öncelik olarak, uluslararası ilişkiler, diplomasi, ekonomi ve siyasetin belirleyici etkenler olduğunu söylüyor.

AA ile Diğer Haber Ajansları Rekabete Giremez

AA'nın öteki haber ajanslarıyla rekabeti konusunda Girgin; AA'nın en büyük avantajının en eski haber ajansı olduğunu söylüyor ve AA'nın Türkiye'de çok geniş bir örgütlenmesi bulunduğunu da ekliyor sözlerine.
12 Eylül 1980 sonrası AA'nın durumunu sorduğumuz Girgin, o dönemi bir anısı ile anlatıyor. "Sabah darbeyi duyduktan sonra, Ajansa gittik. Milli Güvenlik Konseyi’nden gelen darbeyle ilgili bildirileri iç basına veriyoruz. Bizim Ankara, Gölbaşı’nda verici tesislerimiz vardı. Oradaki çocuklara sordum; “Yayını dışa açtınız mı? Yayın yapıyor musunuz?” Dediler ki; “İşgal altındayız.” Yakınlardaki askeri birliklerden bir manga bakmışlar ki orada bir telsiz var. “Bunlar bir halt ediyorlardır, karışık işler yapıyorlardır” diye, gelmişler bizim dış yayınları işgal etmişler. Yayını yaptırmıyorlar.” O zaman Genelkurmay Genel Sekreterliği Basın Müşaviri, Tuncay Albay vardı. Onunla ben ihtilal öncesi diyalog halindeydim. Tuncay Albay’ı buldum, dedim ki; Böyle böyle; “Bir yanlışlık olmuş; bizim dünyaya yayınlayacağımız bildirileri tutuyorlar.” Tuncay Albay emir verdi manga çekildi. Biz de dünyaya yayın yapmaya başladık."

AA'nın Bir Prestiji, Bir Ağır Başlılığı Var

AA'nın ve TRT'nin her yere kolayca girmesini, "AA bir devlet kurumu, prestiji var. Bu önemli bir faktör, bir ağır başlılığı var, bir ciddiyeti var ve sorumluluğu var." şeklinde belirtiyor Girgin. Ayrıca AA için herşeyin haber olmadığını ve “Eğer bir haber ülkemizin çıkarlarına, Devleti’min iç ya da dış politikasına ters düşüyorsa, benim gibi sorumlular için haber değildir.” diyor Girgin.
AA'nın benimsediği, ilke olarak ise Girgin şunları söylüyor; " Normalde bir ajansın vereceği haber hiçbir sakınca, hiçbir sorun yaratmadan, bütün gazeteler, bütün televizyonlar, bütün radyolar tarafından kullanılabilir özellikte ve nitelikte olması lazım! O haberin içinde taraf kokusu, muhalefet kokusu olmaması gerekir. Ajansın bu çizgiyi hiç kaybetmemesi lazım. O zaman, müşteri kaybetmemelerinin baş öğesi olan inandırıcılıkları yok olur. Bu da bir ajansın çökmesinin en büyük nedenlerinden biridir."

AA’nın günümüzdeki işlevi

AA'nın şimdiki işlevinin, “Türkiye'nin imajını olabildiğince düzgün biçimde vermeye çalışmak olduğunu ve AA ile TRT'nin dış yayınlarının temel ilkesinin; Türkler’in de en az diğer ülke hakları kadar medeni, kökleri bulunan, ahlakı bulunan, manevi değerleri bulunan, kafaları çalışan, yüce bir millet olduğunu anlatmak.” şeklinde ifade ederek sözlerini tamamlıyor.

Nisan 2005, Gazete Yeditepe, Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Uygulama Gazetesi, Sayı 3.

Türkiye'deki Gazetecilerin Yüzde 51'i Mesleki Koşullardan Memnun Değil"

13 Nisan 2004, "Gazeteciler.com" internet sitesinde yayımlanmıştır.

Türkiye'deki Gazetecilerin Yüzde 51'i Mesleki Koşullardan Memnun Değil"

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nce yapılan ankete katılan 223 gazeteciden yüzde 51'i, mesleki koşullardan memnun olmadığını bildirdi. Gazetecilerin mesleklerine bakış açılarını, meslekte yaşadıkları dönüşüm ve çalışma koşullarının değerlendirilmesi amacıyla Prof. Dr. Şengül Özerkan'ın yönetiminde Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu, Doç. Dr. Atilla Girgin ve Araştırma Görevlisi Bülent Kabaş'ın yer aldığı ekip tarafından ulusal ve yerel basın ile televizyon, ajans ve radyo çalışanı 223 kişiyi kapsayan bir anket yapıldı.

Ankete katılanların yüzde 5'i, yazı işleri müdürleri, haber müdürleri ve istihbarat şefleri, yüzde 19'u editörler, yüzde 6'sı gazete yazarları, yüzde 30'u gazete muhabirleri, yüzde 2'si sunucu ve spikerler, yüzde 10'u program müdürü, haber müdürü ve yardımcıları, yüzde 6'sı televizyon programcısı ve yönetmeni, yüzde 14'ü televizyon muhabirleri ve kameramanları, yüzde 8'i ise ajans muhabirlerinden oluştu.

Ankete katılanların yüzde 34'ü, mesleğini tesadüfen, yüzde 34'ü bilinçli seçim ve idealize edilmiş amaçlarla, yüzde 17'si mesleğin saygınlığı, yüzde 10'u heyecan ve hareket, yüzde 5'i de aile geleneği ve yönlendirme nedeniyle seçtiğini bildirdi.

''Hayata yeniden başladığınızı varsaysanız, hangi şartlarda, hangi mesleği yapmak isterdiniz?'' sorusuna, katılımcıların yüzde 44'ü farklı bir mesleği seçmek istediğini belirtirken, yüzde 40'ı aynı mesleği farklı şartlarda, yüzde 16'sı da aynı mesleği aynı şartlarda yapmak istediğini belirtti.

Ankete katılanların yüzde 57'si, gazeteciyi kamuoyuna haber aktaran, yüzde 39'u idealize edilmiş amaçlarla mesleğini gerçekleştiren, yüzde 4'ü ise kamuoyu oluşturan kişi olarak tanımlıyor.

Katılımcıların yüzde 41'i, mesleki açıdan en çok tatmin oldukları olay ya da durumlara ilişkin bir soruyu, habere diğer meslektaşlarından daha yakın olabilmek, özel haberinin yayınlandığını görmek, yüzde 32'si sorun çözmek, faydalı olmak, yüzde 14'ü tanıklık etmek, yüzde 10'u ise mesleğin prestijinden yararlanmak olarak yanıtladı.

RAHATSIZLIK VEREN DURUM

Ankete katılanların yüzde 51'i, mesleki açıdan en çok rahatsız oldukları olay ya da durumlara ilişkin bir soruya, patron ve kurum çıkarları doğrultusunda haber yapma zorunluluğu, yüzde 35'i mesleğin saygınlığının azalması ve sosyal hakların yetersizliği, yüzde 12'si ise haber standartlarının düşmesi olarak açıkladı.

Ankete katılanların yüzde 41'i, mesleğin genel olarak olumsuz yönde bir değişime uğradığını, yüzde 22'si ticari çıkarların öne çıktığını, yüzde 16'sı magazinel söylemin artmasına bağlı olarak sansasyona dayalı haberin arttığı yönünde görüş bildirirken, yüzde 14'ü ise genel olarak olumlu yönde değişimden bahsetti.

Medya-siyaset-sermaye ilişkisi ankete katılanların tamamına yakını tarafından rahatsız edici olarak bulunurken, basın mensuplarının yüzde 98'i bu ilişkinin mesleği temelden sarstığını ve bitirdiğini, yüzde 2'si ise bu ilişkinin sanıldığı kadar iç içe geçmiş olmadığını ifade etti.

Ankete katılanların yüzde 61'i, mesleği gerçekleştirirken karşılaşılan güçlüklerin başında kurum içi mücadeleleri ve engellemeleri, yüzde 23'ü maddi imkansızlıkları, iş güvencesi yoksunluğuna bağlı motivasyon eksikliğini ve mesleğin saygınlığının düşmesine bağlı olarak karşılaşılan zorlukları sayarken, yüzde 14'ü mesleği gerçekleştirirken herhangi bir zorlukla karşılaşmadığını belirtti.

Ankete katılanların yüzde 37'si, mesleğiyle ilgili fiziksel şiddete uğradığını, yüzde 81'i yurtdışındaki meslektaşlarından daha kötü durumda olduklarını, yüzde 11'i de aralarında herhangi bir farklılık bulunmadığını, yüzde 75'i mesleğin saygınlık düzeyinde olumsuz yönde bir dönüşüm yaşandığını, yüzde 19'u önemli bir değişiklik olmadığını, yüzde 6'sı ise mesleğin saygınlığının arttığını ifade etti.

Katılımcıların yüzde 52'si, karar verme sürecinde

hazırlamış oldukları habere kısmen etkili olduğunu, yüzde 42'si kesinlikle etkili olduğunu, yüzde 6'sı da hiçbir etkilerinin olmadığını bildirdi.

''Mesleki koşullardan memnun musunuz?'' sorusuna, ankete katılanların yüzde 51'i hayır, yüzde 24'ü evet, yüzde 25'i ise kısmen yanıtını verdi.

Mesleki koşullardan memnun olmayanlar içinde muhabirler önemli yer tutuyor.

GAZETECİLERİN YÜZDE 95'İ KADROLU

Ankete katılanların yüzde 14'ü, 5 yıldan az, yüzde 58'i 5-15 yıl, yüzde 28'i 15 yılı aşkın bir süredir gazetecilik yaptığını belirtirken, katılımcıların yüzde 95'i kadrolu, yüzde 3'ü serbest, yüzde 1'i emekli, yüzde 1'i ise kurum sahibi konumunda olduklarını bildirdiler.

Ankete katılanların yüzde 57'si, mesleğiyle ilgili olarak yurtdışında bulunduğunu, yüzde 82'si en az bir yabancı dil bildiğini, yüzde 46'sı hiçbir parti, dernek ya da vakfa üye olmadığını açıklarken, yüzde 34'ü sadece mesleki bir kuruluşa, yüzde 11'i sadece mesleki olmayan bir kuruluşa, yüzde 17'si ise her ikisine de üye olduğunu belirtti.

Atatürk'ün Değerli Miraslarından Biri: Anadolu Ajansı (A.A.)

“Anadolu Ajansı Türkiye’nin sesini bütün dünyaya duyuracaktır. ” Mustafa Kemal Atatürk

Anadolu Ajansı, Osmanlı topraklarının işgal altında olduğu yıllarda, Kuvayi Milliye Hareketi’nin sesini, öncelikle Anadolu’ya ve tüm dünyaya duyurma gereksiniminden doğmuştur.
Mustafa Kemal Paşa, Büyük Millet Meclisi açılmadan önce, “askeri ve ulusal teşkilatların mahallelere ve köylere kadar ulaştırılması ve genişletilmesi” için uğraşmış; 27 Kasım 1919 tarihinde Erzurum Heyet-i Merkeziyesi’ne gönderdiği yazıda, “Zamanın gereğine göre acele olarak mahalle ve köylerde Teşkilat-ı Milliyeler kurulması” gerektiğini belirtmiştir.
Mustafa Kemal Paşa’nın düşüncesine göre “ulusal örgütler” oluşturulduktan sonra buralara Ulusal Bağımsızlık Savaşı ile ilgili bilgiler ulaştırılacaktır. Nitekim bu amaçla önce Sivas’ta “İrade-i Milliye” (14 Eylül 1919) daha sonra Ankara’da “Hakimiyet-i Milliye” (10 Ocak 1920) gazeteleri yayımlanmış; 6 Nisan 1920’de Ankara’da Anadolu Ajansı kurulmuştur. (1)

“Anadolu Ajansı” Adı
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluş hazırlıkları için Ankara’da bulunan Mustafa Kemal Paşa, Ulusal Kurtuluş Hareketi’nin haklılığını tüm dünyaya duyurmak amacıyla haber ajansı kurulması düşüncesini önce dönemin aydınlarından, Kurtuluş Hareketi’nin önemli simalarından Halide Edip Hanım’a (Adıvar) açmıştır. Halide Edip ve gazeteci Yunus Nadi, Ankara’ya gelirken, Büyük Önder’in istediği bir haber ajansının nasıl oluşturulması gerektiğini, 31 Mart 1920’de, Geyve’nin Akhisar kasabası tren istasyonunda konuşmuşlardır. (2)
Yunus Nadi kurulacak ajansa “Anadolu” adının verilmesi fikrinin, ilk kez bu istasyonda Halide Hanım tarafından önerildiğini söylemiştir. Bu konuda Yunus Nadi ile Halide Edip arasında geçen konuşma şöyledir:

“- Çok güzel, dedi, daha iyisi gider gitmez bir ajans teşkilatı kuralım, o vasıta ile dahile ve harice söyleriz.
- Birinci şart, hanımefendi. Sonra tabii bunun teferruatı gelir; mesela ilk merhalede neşriyat ki başlı başına teşkilata ihtiyaç gösterir. Sonra propagandanın envai…
- Tabii sıra ile hepsi yapılır. Fakat benim fikrimce ilk iş ajans olmalıdır. Hatta isterseniz adını burada koyuverelim. Mesela Türk Ajansı, mesela Ankara Ajansı, mesela Anadolu Ajansı… Daha da bulunabilir.
- Bana “Anadolu Ajansı” en iyi bir isim gibi görünüyor.
- Bana da öyle, değil mi... Evvela kendini ve mümkünse bütün vatanı kurtaracak olan Anadolu’dur. O halde kararımızı vermiş olalım: Anadolu Ajansı…
- Evet Anadolu Ajansı hanımefendi...” (3)

Halide Edip Adıvar, 5 Nisan 1920’de, ajans konusunda Mustafa Kemal Paşa ile Ankara’da, günümüzde müze olarak kullanılan istasyon binasında yaptıkları görüşmeyi, “Türk’ün Ateşle İmtihanı” adlı eserinde şöyle anlatmıştır:

“Yunus Nadi Bey’le yolda konuştuğumuz ajans sorununu M. Kemal Paşa’ya açtım. Yunus Nadi Bey’le buna, ‘Anadolu Ajansı’ olarak başlamayı konuştuğumuzu anlattım. İsteklerimiz, bu ajans haberlerini, telgrafhanesi olan her yere göndermek ve olmayan yerlerde de camilere ilan halinde yapıştırmaktı.
Bundan başka, dünyanın ne düşündüğünü anlamak için, İngilizce ve Fransızca gazetelerin en önemlilerini getirtmekti. Bu noktalar üzerinde anlaştıktan sonra, ben bir yazı makinesi lazım olduğunu söylediğim zaman, Mustafa Kemal, Osmanlı Bankası’ndan bulacağını vaat etti.” (4)

A.A.’nın Kuruluş Genelgesi
Mustafa Kemal ve Cumhuriyet’in kurucusu olan arkadaşları, milli mücadelenin ilk günlerinde, dünya haber ajanslarının tekelci ve ön yargılı yaklaşımları yüzünden, yapmak istediklerini dünya kamuoyuna gerekli biçimde anlatamamışlardır.
Bu gereksinim nedeniyle Anadolu Ajansı, Mustafa Kemal’in 6 Nisan 1920’de yazdığı, 8 Nisan 1920’de ulaşılabilen her yere gönderdiği aşağıdaki genelgeyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 23 Nisan 1920 tarihindeki açılışından 17 gün önce, yeni Türk Devleti’nin “ilk ulusal kurumu” olarak kurulmuştur. (5)

TAMİM
TELGRAF Ankara
Müstaceldir. 8/4/36

Kolordulara, Vilayetlere, Müstakil Livalara, Vilayat ve Elviye-i Müstakille Müdafaa-i Hukuk Heyet-i Merkeziyelerine, Müdafaa-i Milliye Heyet-i İdarelerine,

Kalbgah-ı İslam olan Merkez-i Saltanat-ı Osmaniye’nin, düşman işgaline geçmesi ve bütün vatan ve milletimizin en büyük tehlikeye maruz kalması neticesi olarak, bütün Rumeli ve Anadolu’nun giriştiği milli ve mukaddes mücahede esnasında, efrad-ı ümmetin dahili ve harici en sahih havadis ile tenviri ihtiyaç-ı mübremi nazarı dikkat ve ehemmiyete alınmış ve binnetice burada en salahiyyetdar zevattan mürekkep bir heyet-i mahsusa idaresinde ve (Anadolu Ajansı) unvanı altında bir müessese vücuda gelmiştir.
(Anadolu Ajansı)nın en seri vesait ile vereceği havadis ve malumat esasen Heyet-i Temsiliyemizin menabii asliyye ve mevsakası mahasalı olacağı cihetle, bu ajans tebligatının oraca ve ezcümle Müdafaa-i Hukuk Teşkilatımızca dahi memer-ü mecma olan yerlere talikı, tab ve teksiri ile tevzii ve hatta nahiye ve köylere kadar isali yolunda mümkün olduğu kadar fazla intişar eyleyebilmesi için tertibat-ı müstacele alınması ve neticeden malumat itası ehemmiyetle rica olunur.

20nci Kolorduya, Ankara Vilayetine, Heyet-i Merkeziyeye ve Mebusan Heyetine de tahriren tebliğ olunacaktır.
Heyet-i Temsiliye namına,
Mustafa Kemal (6)

Genelgenin Türkçeleştirilmiş Biçimi
“İslam dünyasının kalbi olan Osmanlı Saltanat Merkezi’nin düşman işgali altına girmesi, vatan ve milletimizin büyük tehlike ile karşı karşıya kalması sonucu bütün Rumeli ve Anadolu’nun giriştiği kutsal mücadele sırasında tüm halkın en doğru iç ve dış haberlerle aydınlatılması ihtiyacının zorunluluk kazanması önemle dikkate alınmış ve burada en yetkili kişilerden oluşan bir özel kurul yönetiminde, Anadolu Ajansı adı altında bir kurum kurulmuştur.
Anadolu Ajansı’nın en hızlı araçlarla vereceği haber ve bilgilerin, Heyet-i Temsiliyemizin temel kaynaklarına, belge ve değerlendirmelerine dayanacağı dikkate alınarak, Ajans bültenlerinin özellikle Müdafaa-i Hukuk Teşkilatımız tarafından topluca görülebilecek yerlere asılması, çoğaltılması ve dağıtılması, hatta nahiye ve köylere kadar ulaştırılması yolunda mümkün olduğunca fazla yayılması için acilen örgütlenilmesi, gerekli önlemlerin alınması ve sonuçtan bilgi verilmesi önemle rica olunur.” (7)

A.A.’nın İlk “Tebligatı”
Anadolu Ajansı’nın ilk yayını 12 Nisan 1920 tarihinde başlamıştır. “Anadolu Ajansı Tebligatı” adı altındaki ilk yayının giriş bölümü şöyledir:
“Devlet Merkezimizin düşman işgali altına geçmesi üzerine Anadolu ve Rumeli’nin Müdafaa-i Hukuk azim ve kararlılığı içinde yiğitçe harekete geçtiği şu sıralarda din ve vatan kardeşlerimizin en doğru haber ve bilgiler alabilmelerini sağlamak için kurulan Anadolu Ajansı bugünden itibaren göreve başlıyor.
Bugün alınan haber ve bilgilerin oralarda da mümkün olduğu kadar fazla kimse tarafından okunup bilinmesi gereğini arz ve açıklamağa gerek yoktur.
Bu amaçla oralarda dahi özel örgütler meydana getirerek her gün vereceğimiz bilgilerin telgrafhane kapılarında siyah levhalar üzerine yazılması ve yeterli araç olan yerlerde basılması, yayınlanması ve dağıtılması, nahiyelere ve hatta köylere kadar gönderilmesi hususlarının yerine getirilmesini hepinizin vatan ve millet sevgisinden ve yardımlarından rica ederiz.” (8)

Cumhuriyet Öncesi A.A.
Anadolu Ajansı, kuruluşunun ilk günlerinde kısıtlı olanaklarına karşın küçümsenmeyecek ölçüde başarılı çalışmalar yapmıştır. O dönemde A.A.’nın birinci görevinin halka siyasi olaylar hakkında bilgi vermek olduğu açıklanmıştır. Ve de şu konunun üzerinde önemle durulmuştur: “Efrad-ı ümmetin (halkın) dahili (iç) ve harici (dış) en sahih (gerçek, sağlam, tam, eksiksiz) havadis (haberler, bilgiler) ile tenviri (aydınlatma).” Çünkü halk arasında uydurma haberler yayılmaktadır. (9)
Bu nedenle Anadolu Ajansı’nın Büyük Millet Meclisi’nin toplanmasına ve ilk Bakanlar Kurulu’nun oluşmasına kadar yaptığı çalışmalar, o günler için büyük önem taşıyan iki nokta üzerinde odaklanmıştır:
“Türk kamuoyunu yanlış yollara sürükleyerek, milli birliği tehlikeye düşürmek amacıyla içten ve dıştan yapılmakta olan tahrik ve tezvirlere karşı milleti uyanık tutmak.
Milli kurtuluşu sağlayacak karar ve hareketleri, halka vaktinde bildirmek.” (10)
Bu çerçevede haber bültenleri, Ankara’da teksir (şapirograf) yöntemiyle çoğaltılarak, çoğu zaman da elle yazılarak önemli merkezlerde ağaç gövdelerine ve cami avlularındaki kara tahtalara yapıştırılmış, bağlantı kurulabilen yerlere telgrafla ulaştırılırken, Anadolu’nun uzak köşelerine, at sırtındaki görevliler tarafından taşınmıştır.
Bu arada, işgal altındaki İstanbul’a, İzmit ve Zonguldak üzerinden denizyoluyla ulaştırılan bültenler de, Sirkeci’deki Çiftçi Kütüphanesi’nin sahibi Akif Bey ile arkadaşı Hayri Budak Bey tarafından gizlice çoğaltılarak dağıtılmıştır.*
Böylece Anadolu Ajansı’nın yayımladığı bültenler, bir yandan Ankara’daki gelişmeler konusundaki bilgileri, Türk halkına ulaştırarak hükümet ile halk arasında bağlantıyı sağlamış, böylece ulusal şuurun şahlanmasında etkin rol oynamış, bir yandan da “Anadolu İhtilali”nin, doğmakta olan yeni “Devlet”in haklı sesini tüm dünyaya duyurmuştur. **

Cumhuriyet ve A.A.
Türkiye Cumhuriyeti kuruluncaya kadar A.A.’nın kullandığı teknik araçlar, daktilo, teksir makinesi ve kısmen de telgraf kanalları olmuştur. Yeni devlet kurulduğunda, haber alışverişinde, telgraf kanalları yoğun bir biçimde kullanılmaya başlanmıştır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında, Anadolu Ajansı’na devredilen Türkiye-Havas-Reuter Ajansı’nın (THR) telsiz dinleme ve teleks makineleri, ajansın ilk çağdaş teknolojik araçları olmuştur. Ajans bu araçlarla, Agence France Presse, Reuters ve Tass gibi haber ajanslarını dinleyerek, devletin ve ülke basınının dış haber gereksinimini karşılamıştır. (11)
Öte yandan, Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşu, meclis ve hükümet faaliyetleri, Mustafa Kemal’in Başkomutan oluşu, Kurtuluş Savaşı, savaş cephelerinden haberler, Büyük Taarruz, zaferin iç ve dış kamuoyundaki yankıları, Cumhuriyet’in ilanı, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın ilk cumhurbaşkanı, İsmet Paşa’nın Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı oluşu, art arda yapılan inkılaplar, Anadolu Ajansı aracılığıyla kitlelere duyurulmuştur.
Yeni Türk Alfabesi’nin yerleşmesinde de A.A.’nın önemli katkısı olmuştur. Latin harflerinin, 1929 yılı başından itibaren kullanılması kararı alınırken, A.A. bu değişikliğe kendini çok önceden hazırlamıştır. A.A. İdare Meclisi’nin 17 Eylül 1928 tarihli toplantıda aldığı, “Anadolu Ajansı tarafından neşredilmekte (yayımlanmakta) olan siyasi bültenlerin ‘ba’dema’ (bundan sonra) yeni Türk harfleriyle intişarı (yayılma) takarrür etmiş (kararı verilmiş) ve idareye tebliğ (yetiştirme, eriştirme) edilmiştir.” şeklindeki kararıyla, bu doğrultuda ilk adım atılmış ve bu amaçla ajansa iki yazı makinesi alınmıştır. (12)
Kısacası A.A. gerek kurtuluş mücadelesinde ve yeni Türk Devleti’nin temellerinin atılmasında ve gerekse Cumhuriyet’in kuruluşu ve sonrasında tarihi bir görev üstlenmiş ve bunu da layıkıyla yerine getirmiştir.*** (13)

Matbuat ve İstihbarat Müdüriyet-i Umumiyesi
Büyük Millet Meclisi’nde ilk görüşülen konulardan biri de “haberleşme” konusu olmuştur.
Hü¬kümet, “Matbuat ve İstihbarat Müdüriyet-i Umumiyesi” adlı bir örgütün kurulmasını öngörmüş ve A.A. da bu örgütün içinde yer almıştır.
A.A.’nın faaliyete geçmesinden iki ay kadar sonra çıkartılan “Matbuat ve İstihbarat Müdüriyet’i Umumiyesi” yasası, konunun yalnızca bir haber ajansı çerçevesinde değil, onu aşan hatta genel olarak propaganda çerçevesinde düşünüldüğünü göstermektedir. 7 Haziran 1336 (1920) tarih ve 6 numaralı bu yasa dört maddeden oluşmaktadır.
Yasanın birinci maddesi şöyledir:
“Alelumum (genel olarak) dahili ve harici neşriyat (yayın) ve irşadat (uyarma) ve istihbarat (bilgi toplama) işleriyle meşgul olmak ve bilcümle matbuat umuruna (işler) merci (başvurulacak yer ve kimse) teşkil eylemek üzere Matbuat ve İstihbarat Müdüriyet-i Umumiyesi unvanı ile icra riyasetine (başbakanlığa) merbut (bağlı) bir müdüriyet-i umumiye tesis edilmiştir (kurulmuştur).” Bu genel müdürlük Bakanlar Kurulu’nun bütün olanaklarından yararlanacak (Madde 2) ve harcamaları Başbakan’ın onayıyla genel müdür tarafından yapılacaktır. (Madde 3). Yasanın verdiği görevleri, genel müdür ve ajans müdüründen başka sekiz kişilik bir kadro yerine getirecektir (Madde 4). (14) Bu örgüt, Avrupa basını karşısında Türkiye’nin yasal hukukunu savunmak, dünya basınını sürekli izlemek ve incelemek, zamanın gerekli kıldığı fikri ve psikolojik birliği sağlamak, kamuoyunu ayakta tutmak için Anadolu’nun çeşitli yerlerinde gazeteler çıkartmakla da görevlendirilmiştir. (15)
Bu amaçla yeni haberleşme örgütü, dış ba¬sında da Türkiye’nin sesini duyurmaya çalışacaktır. Bu ilkelerin gerçekleştirilmesi için bir yandan İstan¬bul, Zonguldak, İnebolu, Antalya, Kars ve İzmit’te birer haber alma şubesi kurulmuş, bir yandan da askeri telsiz istasyonlarının dinleme servisleriyle, yabancı ülkelerin yayınları izlenerek Ankara’ya ulaştırılmıştır. (16)
Bunun yanı sıra Londra, Paris, Berlin, Viyana, Cenevre ve New York’ta haber bürolarının kurulması öngörülmüştür. Bu büroların görevi, İstiklal Savaşı ve Türkiye’nin kurtuluşuyla ilgili haberleri yabancı ülkelere duyurmak olmuştur. Bu amaçla günün değişik saatlerinde bültenler hazırlanarak, telgrafla çeşitli merkezlere gönderilmiştir. (17)

A.A.’nın Kurucuları
Anadolu Ajansı A.Ş. Ana Sözleşmesi’nin 1. Maddesi şöyledir:
Kuruluş:
Madde 1- Aşağıda ad, unvan, uyruk ve açık adresleri yazılı olanlar arasında bir anonim şirket kurulmuştur.
1- Ağaoğlu Ahmet (Ağaoğlu), TBMM üyesi, Kars Mebusu, Ankara, TC uyruklu. 2- Mahmut (Soydan), TBMM üyesi, Siirt Mebusu, Ankara, TC uyruklu. 3- Yakup Kadri (Karaosmanoğlu), TBMM üyesi, Mardin Mebusu, Ankara, TC uyruklu. 4- Ruşen Eşref (Ünaydın), TBMM üyesi, Karahisar Mebusu, Ankara, TC uyruklu. 5- Falih Rıfkı (Atay), TBMM üyesi, Bolu Mebusu, Ankara, TC uyruklu. 6- Tevfik Kamil (Koperler), Ankara, TC uyruklu. 7- Hikmet (Bayur), Ankara, TC uyruklu. 8- Alaattin, A.A. Genel Müdürü, Ankara, TC uyruklu. 9- Ethem Hidayet (Akımsar), A.A. İstanbul Mümessili, İstanbul, TC uyruklu. 10- Enver Nurettin, A.A. Edirne Mümessili, Edirne, TC uyruklu. 11- Kemalettin Kami (Kamu), A.A. Başyazarı, Ankara, TC uyruklu. (18)

A.A.’nın Anonim Şirkete Dönüştürülmesi
1924 yılı bütçe görüşmelerinde, A.A.’nın yeni bir düzenlemeye kavuşturularak, şirket haline dönüştürülmesi konusu ele alınmıştır. Bu düzenleme, 1 Mart 1925 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Anadolu Ajansı A.Ş.’nin ilk bütçesi 150.000 TL.’dir. Yönetim Kurulu’nun ilk üyeleri de, Ağaoğlu Ahmet, Falih Rıfkı (Atay), Yakup Kadri (Karaosmanoğlu), Alaattin, Ethem Hidayet (Akımsar), Ruşen Eşref (Ünaydın)’dır. İlk genel müdür de Alaattin Bey olmuştur.
Kurulan anonim şirketin sermayesi 20.000 TL’dir. Sermaye, nama yazılı her biri 10 TL. değerinde iki bin (2.000) hisseden oluşmaktadır.
Şirketin 2.000 hissesinden 1.000’i Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’a verilmiş, kalan 1.000 hisse ise şirketin 11 kurucusu ile ajansın 32 çalışanına dağıtılmıştır. (toplam 44 hissedar) Hisselerin dağılımı şöyledir:
Tevfik Rüştü (Aras), Dışişleri Bakanı 1000, Ahmet (Ağaoğlu) Kars Milletvekili 75, Mahmut (Soydan) Siirt Milletvekili 75, Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) Mardin Milletvekili 75, Falih Rıfkı (Atay) Bolu Milletvekili 75, Ruşen Eşref (Ünaydın) Karahisar Milletvekili 75, Tevfik Kamil (Koperler) İstanbul Milletvekili 25, Hikmet (Bayur) Belgrad Büyükelçisi 25, Alaattin Bey A.A. Genel Müdürü 75, Ethem Hidayet (Akımsar) A.A. İstanbul Temsilcisi 75, Kemalettin (Kamu) Yazı İşleri Müdürü 50, Cemil Zühtü A.A. Muhasebe Müdürü 50, A.A.’da çalışan öteki 32 kişiye 325.” (19) Hükümetin, hisselerin yarısına sahip olmasına rağmen, genel kurulda oy çoğunluğu yoktur. Çünkü “Nizamname-i Dahiliye”nin (ana sözleşme) 20. Maddesi, her 10 hisse için (1) oy hakkı tanımakta, ancak hiç kimsenin de (10) oydan fazlasına sahip bulunamayacağını da hükme bağlamaktadır.

Sonuç
Günümüzde Türk medyasının temel haber kaynağı Anadolu Ajansı, meslek ciddiyeti ve hizmet etkinliğiyle, her dönemde, ülkedeki gerçek, dürüst ve ahlaklı haberciliğin güvencesi olmuştur. Anadolu Ajansı ayrıca, 83 yılı bulan onurlu geçmişiyle, Atatürk’ün Türk devleti ve ulusuna bıraktığı en değerli miraslardan biri olarak, uluslararası camiada da saygın yerini pekiştirmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal haber ajansı A.A., dünya haber ajanslarına da örnek olacak biçimdeki çalışmalarıyla, ulu önder Atatürk’ün çizdiği yolda, onun gösterdiği hedeflere doğru gururla ilerlemektedir.

NOT-1
* Anadolu Ajansı’nın, 6 Nisan 1920 tarihinde Ankara’da kurulmasıyla, İstanbul’da da çalışmalar, Milli Mücadele davasına inanmış iki öncü kişi tarafından başlatılmıştır. Bu kişilerden biri, Şimdiki Vilayet Camii`nin karşısında bulunan eski Çiftçi Kütüphanesi sahibi Akif Bey, öteki ise daha sonra A.A. İstanbul Müdürlüğü Muhasebe Servisi’nden emekli olan Hayri Budak Bey’dir. Hayri Budak Bey, Anadolu’dan taka, sandal, balıkçı kayığı ya da va¬purla İstanbul’a gönderilen Anadolu Ajansı bültenlerini, Sirkeci Rıhtımı’ndan alır ve çoğaltılmak üzere Çiftçi Kütüpha¬nesi’ne götürürdü. Daha sonra bu bültenler, ilgili yerlere gizlice dağıtılırdı. Ayrıca bu kişiler, Anadolu Ajansı adına topladıkları istihbaratı, çeşitli yollarla Ankara’ya ulaştırırlardı. Bu çalış¬malar, Milli Ordu İstanbul’a girinceye kadar, büyük zorluklar altında ve gizlilikle yürütülmüştür. İstanbul’un işgal kuvvetlerinden kurtuluş tarihi olan 6 Ekim 1923’ten sonra, Anadolu Ajansı İstanbul Müdürlüğü kurulması kararlaştırılmış ve bu göreve Ajans’ın İzmit Şube Müdürü Cevdet Bey (Dülge) getirilmiştir.
Bu müdürlük, Babıali’nin Hariciye Nezareti Dairesi Müsteşarlığı’na ait oda ve salonlarda çalışmaya başlamıştır. Personel olarak da mülga Ayan Meclisi Encümen Katipleri’nin bir bölümünden yararlanılmıştır.
Bu dönemde İstanbul Müdürlüğü’nün görevi, Ankara’dan gönderilen haberleri yaymak, işgal sırasında kurulan Türkiye-Havas-Reuter Ajan¬sı’ndan (THR) alınan Avrupa ve dünya haberlerini Anadolu’ya vermek olmuştur. (20)

NOT- 2
**Mütareke yıllarında, İstanbul basınında Milli Mücadele haberlerinin kaynağı, genellikle takalarla, motorlu kayıklarla, yük gemileriyle Zonguldak’tan, İnebo¬lu’dan ya da İzmit’ten getirilen haber bültenleridir.
Anadolu Ajansı’nın Ankara’da “Resmi Tebliğ” olarak yayımladığı bu bültenlerde, meclis toplantılarının özetleri ve cephe haberleri yer almıştır. Bun¬ları çeşitli yollardan sağlayan kaptanlar, lostromolar, tayfalar İstanbul’a getirmiş, bazıları da gazetecilere satmışlardır. O zamanlar gazeteler, bülten avcılığı için özel muhabirler tutmuşlardır. Bunlar sabah erken saatlerde Kızkulesi açıkların¬da demirleyen ya da Yemiş İskelesi’ne yanaşan motorlara yaklaşıp bu bül¬tenleri elde etmeye çalışmışlardır.
O yıllarda Tercüman gazetesinde bu işle görevlendirilmiş olan Münir Süleyman Çapanoğlu bu konuda şunları anlatmıştır:
“İstanbul gazeteleri için bu haberleri ele geçirmek bir mesele idi. Hele akşamları çıkan gazeteler için bu iş büyük bir rekabet konusu idi. Bilhassa Akşam ile Tercüman birbirini atlatmak için çırpınıp duruyor ve her çareye başvuruyorlardı. Önceleri takacılar bu bültenleri parasız veriyorlardı. Sonra gazetecilerin resmî tebliğ peşinde koştuklarını görünce satış yoluna saptılar.
Bunları ele geçirmek gerçekten fedakarlık isteyen bir işti. Bir defasında geminin bordosuna tırmanırken denize düştüm. Tebliğ almak için harcamaya yetkili olduğumuz para 25-50 lira arasındaydı. Motorcu daha fazla isterse adamı yanımıza alır, matbaaya getirir, orada öderdik. İdare Müdürü bir bezirgan gibi pazarlık ederdi.
Bu haberler ilk olarak akşam gazetelerinde yayınlandıktan sonra, erte¬si gün çıkan sabah gazeteleri bunları makaslayıp kendi haberleri gibi büyük manşetlerle birinci sayfalarına koyuyorlardı.” (21)

NOT-3
*** “Kurulan yeni teşkilat kendisinden beklenen işleri başarabilmek için çalışmalarını günün icaplarına ve ihtiyaçlarına en uygun olarak şöyle ayarlamıştı:
Her taraftan alakası kesilmiş bir yurt parçası üzerinde milli varlığını korumak için ayaklanmış bir halk kütlesini günlük hadiselerden haberdar etmek;
Türk milletinin büyük davasını hariçte müdafaa eylemek, onu tehlikeye düşürecek her türlü hareketleri önlemek ve bertaraf eylemek için de dış memleketler siyaset ve fikir teşkilatlarıyla münasebetler tesis eylemek.
Böylece iki ve birbirini tamamlayıcı istikametteki çalışmalar ile bu müessese, halkımızı büyük milli dava etrafında toplu bulunduracak ve tenvir edecek irşad işinde ve bu dava aleyhinde zaman zaman içeride ve dışarıda yaratılmak üzere istenen hareketlerin önlenmesinde, bunların husule getirmek istidadını gösterdiği tesislerin ve mucir cereyanların bertaraf edilmesinde, kendisinden beklenen vazifeyi yerine getirmeye çalışmıştır.” (22)

(Bu yazı, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi ile Ankara Gazeteciler Cemiyeti’nin, Cumhuriyet’in 80. Yıldönümü dolayısıyla 2003 yılında ortaklaşa yayımladıkları “Cumhuriyetimiz 80 Yaşında” adlı kitapta yer almıştır.)

Dipnotlar
1- Yücel Özkaya, Milli Mücadelede Atatürk ve Basın (I), Cumhuriyet Yayınları, İstanbul: 2001, s. 75.
2- Sami Karaören, Cumhuriyet Yolunda, Cumhuriyet Yayınları, İstanbul: Mayıs 1999, s. 9.
3- Yunus Nadi, Ankara’nın İlk Günleri, Sel Yayınları, İstanbul: 1955, ss. 77-78.
4- Halide Edip Adıvar, Türk’ün Ateşle İmtihanı, Atlas Kitabevi, 11. Basım, İstanbul: (tarihsiz) s. 108.
5- Hilmi Bengi, “3 Çeyrek Asırlık Çınar: Anadolu Ajansı”, Yeni Türkiye, 12/96, ss. 1119-1124.
6- Atatürk ve Anadolu Ajansı, Anadolu Ajansı Yayınları, İstanbul: Nisan 2002, s. 21.
7- Anadolu Ajansı, internet, 06.04.2001.
8- Atatürk ve Anadolu Ajansı, ss. 23-24.
9- Ali Kalemci, “Anadolu Ajansı Nasıl Kuruldu?”, Kitap Belleten, Yıl: 1, Sayı: 2, Aralık 1960, s. 25.
10- İbrahim Çıngay, Anadolu Ajansı 50. Yıl Özel Bülteni, Ankara: 6 Nisan 1970, s. 6.
11- Orhan Koloğlu, Türkiye-Havas-Reuter’den Anadolu Ajansı’na, Çağdaş Gazeteciler Derneği Yayınları, Ankara: Aralık 1994, s. 62.
12- Anadolu Ajansı Anonim Şirketi Meclis-i İdare Karar Defteri-III, Karar no: 90.
13- Bengi, “Türkiye’de Haber Ajansçılığı”, Yeni Türkiye Dergisi, Cumhuriyet Özel Sayısı, Eylül-Aralık 1998. ss. 2807-2816.
14- Atilla Girgin, Uluslararası İletişim, Haber Ajansları ve A.A. , DER Yayınları, İstanbul: 2002, s. 148.
15- Özkaya, a. g. y. , s. 84.
16- Anadolu Ajansı 25. Yıl 1920-1945 (Özel Bülten), Ankara: 6 Nisan 1945, ss. 2-3.
17- Agence Anatolie, Sa Fondation, Son Evolution 1925-1935, Akşam Matbaası, İstanbul: 1949, ss. 6-7.
18- Nuri İnuğur, Türk Basın Tarihi, Gazeteciler Cemiyeti Yayınları, İstanbul: 1992, s. 31.
19- Anadolu Ajansı T. A. Ş. Ana Sözleşmesi, s. 45.
20- A. İhsan Barlas, “Ajanstan Hatıralar” (1923-1938), Tarih ve Toplum, Sayı: 39 (Mart 1987), ss. 50-56.
21- Hıfzı Topuz, 100 Soruda Türk Basın Tarihi, Gerçek Yayınevi, İstanbul: 1996, s. 73.
22- Anadolu Ajansı 25. Yıl 1920-1945, (Özel Bülten), ss. 2-3.

YARARLANILAN KAYNAKLAR
Adıvar, Halide Edip. Türk’ün Ateşle İmtihanı. Atlas Kitabevi, 11. Basım. Istanbul, (tarihsiz).
Agence Anatolie, Sa Fondation, Son Evolution, 1925-1935. Aksam Matbaası. İstanbul, 1949.
Anadolu Ajansı 25. Yıl 1920-1945. (Özel Bülten). Ankara, 6 Nisan 1945.
Anadolu Ajansı Ana Sözleşmesi. Ankara, 1986.
Anadolu Ajansı Anonim Şirketi Meclis-i İdare Karar Defteri-III.
Atatürk ve Anadolu Ajansı. Anadolu Ajansı Yayınları. Istanbul, Nisan 2002.
Çingay, İbrahim. Anadolu Ajansi 50. Yil Özel Bülteni. Ankara, 6 Nisan 1970.
Girgin, Atilla. Uluslararasi Iletisim, Haber Ajanslari ve A.A. DER Yayinlari. Istanbul, 2002.
İnuğur, Nuri. Türk Basin Tarihi. Gazeteciler Cemiyeti Yayinlari. Istanbul, 1992.
Karaören, Sami. Cumhuriyet Yolunda. Cumhuriyet Yayinlari. Istanbul, Mayis 1999.
Kitap Belleten. Yil: 1, Sayi: 2, Aralik 1960.
Kologlu, Orhan. Havas-Reuter’den Anadolu Ajansi’na. Çagdas Gazeteciler Dernegi Yayinlari. Ankara, 1994.
Nadi, Yunus. Ankara’nin Ilk Günleri. Sel Yayinlari. Istanbul, 1955.
Özkaya, Yücel. Milli Mücadelede Atatürk ve Basin (I). Cumhuriyet Yayini. Istanbul, 2001. Tarih ve Toplum. Mart 1987.
Topuz, Hıfzı. 100 Soruda Türk Basin Tarihi. Gerçek Yayinevi. Istanbul, 1996.
Yeni Türkiye Cumhuriyet Özel Sayısı. Eylül-Aralik 1998.
Yeni Türkiye. 12/96.