Sözlük Slogan

Dil duygularımızı, düşüncelerimizi, inançlarımızı, kültürümüzü yansıtan bir aynadır.
Bu nedenle ulusu ulus yapan unsarların başında dil gelir.
Dilde birlik olmazsa, duygularda, düşüncelerde, inançlarda, kültürde birlik ve toplumda dirlik olmaz.

Mehmet Hengirmen

Sözlük

Türkçe Konuşurken ya da Yazarken “Unutulan Sözcükler"

A
abartı (mübalağa), abece (alfabe), abecesel (alfabetik), acı (ıstırap, elem, keder), acı çeken (mustarip), acıdaş (dert ortağı), acıklı (feci, elim, hazin), acıklı olay (facia), acılı (kederli), acımak (merhamet etmek), acımalık (sadaka), acımasız (zalim, gaddar, merhametsiz), acınacak (elim), acınası (perişan), acınmak (hayıflanmak), acı yitimi (analjezi), açacak (kalemtıraş), açgözlü (haris), açığa vurmak (afişe etmek, ifşa etmek), açıkça (alenen), açık oturum (panel), açık saçık (müstehcen), açıktan açığa (alenen), açılış (prömiyer), açkı (anahtar), aday (namzet), adçekimi (kura), adçekmek (kura çekmek), adıl (zamir), adına sunmak (ithaf etmek), adını anmak (zikretmek), ağ (şebeke), ağaç (ahşap), ağı (zehir, toksin), ağıkıran (panzehir, antidot), ağırlama (ikram), ağırlık (külfet), ağız (şive), ağlatı (trajedi), ağlatıcı (trajik), ağrı kesici (analjezik), ağzı bozuk (küfürbaz), ağzı kalabalık (şarlatan), ağzısıkı (ketum), akaryakıt (petrol), akbasma (katarakt), akım (cereyan), aklanmak (beraat etmek), aksaklık (arıza), akşın (albino), aktarmak (devretmek), aktarım (transfer, nakil), aktöre (ahlak), akyuvar (lökosit), al (kırmızı), alabilirlik (kapasite), alalama (kamuflaj), alan (meydan, saha), alan korkusu (agorafobi), alantopu (tenis), alay (kafile, kortej), alaycı (müstehzi), alaz (alev), albeni (cazibe), alçakgönüllü (mütevazı), alçakgönüllülük (tevazu), alçalma (tenezzül), alçalmak (tenezzül etmek), aldatma (hile, ihanet), aldırışsız, aldırmaz (lakayt), algı (idrak), algıcı (persepsiyonist), algıcılık (persepsiyonizm), algılamak (idrak etmek), alıcı (müşteri), alık (ahmak), alıkoymak (tevkif etmek), alım (eda), alımlılık (cazibe), alım satım (ticaret), alındı (makbuz, ilmühaber), alındılı (taahhütlü), alınkarası (şaibe), alıntı (iktibas), alınyazısı (mukadderat, tecelli, kader), alıp verme (teati), alışılmış (mutat), alışım (kurs), alışkı (adet), alışman (kursiyer), alkış (takdir), almaç (ahize, reseptör), altezgi (müz. fon), altulaşım (metro), an (esna), ana baba (ebeveyn), anakara (kıta), anakent (metropol), anakonusal (tematik), anamal (sermaye, kapital), anamalcı (sermayedar, kapitalist), anamalcılık (kapitalizm), anapara (fon, sermaye, kapital), anasoy (ırk), anasoycu (ırkçı), anasoyculuk (ırkçılık), ancak (fakat, sadece, ibaret), andaç (ajanda), andıç (memorandum), anı (hatıra), anık (amade), anılık (hatıra defteri), anımsama (hatırlama), anıştırma (ima), anıt (abide), anıtgömüt (mozole), anılsal (abidevi), anlak (ruhb. zeka), anlam (mana, meal), anlama (takdir), anlamak (takdir etmek, idrak etmek), anlambilim (semantik), anlamlı (manalı, manidar), anlamsız (abes, manasız), anlaşılan (galiba), anlaşılır (fasih), anlaşılmaz (muğlak), anlaşım (konsensüs), anlaşma (itilaf, ahenk), anlaşmazlık (ihtilaf), anlatma (takrir), anlatmak (ifade etmek), anlayan (aşina), anlayış (zihin, zihniyet, izan), anmak (yad etmek), anmalık (yadigar), ansızın (ani), ant (ahit, yemin), ant içmek (ahdetmek, yemin etmek), antlaşma (ahit, pakt, antant), apaçık (ayan beyan), apansız (aniden), ara (mola, mesafe, haftaym), arabalık (garaj), arabozan (münafık), arabozucu (fesat), arabozukluğu (nifak), aracı (komisyoncu, vasıta, simsar), aracılık akçası (komisyon), aracı manav (kabzımal), araç (vasıta, alet), araçlar (vesait), arada bir (bazı bazı, bazen), aralı (fasılalı), aralıksız (fasılasız), ara seçimi (kısmi seçim), …arasında (ila), araştırmak (tetkik etmek), ara vermeksizin (mütemadiyen), ardıl (halef), ardından (akabinde), argın (mecalsiz), arık (zayıf), arıklık (zafiyet), arılama (tenzih), arılaştırma (tasfiye), arınmak (temizlenmek), arıtıcı (deterjan), arıtılmış yağ (rafine), arıtımevi (tasfiyehane, rafineri), arıtmak (temizlemek), arıyürekli (saf), ark (kanal), arkasından (gıyabında), armağan (hediye), artağan (bereketli), artağanlık (bereket), artan (baki), artırım (zam tasarruf), artırmak (iktisat etmek, tasarruf etmek), artırmalı satış (mezat), artırma (mezat, müzayede), artıuç (anot), artı yük (fiz. pozitif), artmış (fazla), asal (esas), asalak (parazit), asalakbilim (parazitoloji), asalakbilimci (parazitolog), ası (afiş), askı (portmanto), aşağı görmek (hakir görmek), aşağılama (hakaret, tahkir), aşağılamak (tahkir etmek, hakaret etmek), aşağılık (adi, rezil), aşağı yukarı (tahminen, takriben), aşama (safha, mertebe, paye, derece, etap), aşamalı (tedrici), aşama düzeni (hiyerarşi), aşılama, aşılayım (telkin), aşılamak (telkin etmek), aşınma (erozyon), aşırı (fazla, fahiş), aşırı gitmek (haddini aşmak), aşırı istek (ihtiras), aşırılık (ifrat), aşıt (viyadük), aşkın (mütecaviz, fazla; transandan), aşkınlık (!ransandans), aşnı (arkaik, atik), atacılık (atavizm), ataerkil (patriarkal, pederşahi), atak (cüretkar), ataklık (cüret), atalar (ecdat), atama (tayin), atamak (tayin etmek), atanmak (tayin olmak), atardamar (arter), ateşkes (mütareke), ateşli (hararetli), atılım (hamle, atak), atış yeri (poligon), atkı (kaşkol), atlı (süvari), atmık (sperma), avunç, avunma, avuntu (teselli), avutmak (teselli etmek), ayak direme (inat, ısrar), ayaklanma (isyan, ihtilal), ayaklık (pedal), ayaktopu (futbol), ayaküstü (alamünit), ayakyolu (tuvalet, hela, apteshane), ayartı, ayartma (iğfal), aybaşı (adet), aydın (entelektüel), aydıncılık (entelektüalizm), aydınlatılmış (münevver), aygıt (cihaz, alet), ayıklama (tasfiye), ayıraç (reaktif), ayırmak (tahsis etmek, tecrit etmek, izole etmek), ayırtaç (alameti farika), ayırt etmek (fark etmek), ayırtı (nüans), ayırtım (rezerve, rezervasyon), ayırtman (mümeyyiz), aykırı (hilaf, muhalif), aykırılık (ihtilaf, muhalefet), aykırıkanı (paradoks), ayla (hale), aylak (avare), aylık (maaş), aymaz (gafil), aymazlık (gaflet), ayraç (parantez), ayral, ayrıksı (istisnai), ayrallık, ayrıksılık (istisna), ayralsız, ayrıksız (istisnasız), ayrıca (antrparantez), ayrıcalık (imtiyaz), ayrıcalıklı (müstesna, imtiyazlı), ayrılma (terk), ayrılmak (terk etmek), ayrım (fark), ayrımlamak, ayrımsamak (fark etmek), ayrımlanmak, ayrımsanmak (fark edilmek), ayrıntı (detay), az bulunur (nadir).

B
babasız (yetim), bağıl (nispi), bağıllık (izafiyet), bağımlı (tabi, angaje), bağımsızlık (istiklal), bağışık (muaf), bağışıklık (muafiyet), bağışlama (af), bağışlamak (affetmek, hibe etmek), bağışlatıcı neden (mazeret), bağışlayın (pardon), bağıt (akit), bağlanmak (angaje olmak), bağlantı (irtibat, angajman), bağlantılı (koordine), bağlaşık (müttefik), bağlaşıklık, bağlaşma (ittifak), bağlı (mensup, tabi), bağlılık (sadakat), bağnaz (mutaassıp, fanatik), bağnazlık (taassup, fanatizm), bakaç (vizör), bakı (hek. muayene, fal), bakım (ihtimam, revizyon), bakımevi (klinik, dispanser), bakım odası (revir), bakışım (simetri), bakışımlı (simetrik), bakışımsız (asimetrik) balözü (nektar), baltalamak (sabote etmek), barınak (ikametgah, pansiyon), basamak (mertebe, kademe, derece), basılı (matbu, matbua), basım (edisyon), basımcılık (matbaacılık, tipografya), basımevi (matbaa), basınç (tazyik), basınçölçer (barometre), baskılı (otoriter), basmak (istila etmek, tabetmek), baskı yönetimi (istibdat), başarı belgesi (takdirname), başarılı olmak (muvaffak olmak), başat (dominant, hakim), baş eğmek (teslim olmak), başeski (duayen), başkaldırma (isyan), başlantı (uvertür), başlıklı (antetli), başsızlık (anarşi), baştanımaz (anarşist), başvurmak (müracaat etmek), başyapıt (şahaser), batkı (iflas), bayağılık (adilik), beceri (hüner), beceriksiz (aciz), beğeni (zevk), beğenme (takdir), beğenmek (takdir etmek), bekinme (ısrar), beklenmedik (ani), bekletim (blokaj), bekletime almak (bloke etmek), belge (evrak, vesika, doküman), belgelik (arşiv), belgesel (dokümanter), belgit (senet), belirgi (sendrom), belirgin (bariz, net), belirlemek (tayin etmek), belirti (araz, işaret, emare, semptom, endikasyon), belirtke (amblem), bellek (akıl, hafıza), bellek yitimi (amnezi), bellemek (ezberlemek), bellik (nişan, marka), belsuyu (sperma), bencil (egoist), benek (puan, spot), benekli (puanlı), bengi (ebedi), benimsemek (kabullenmek), benlik (gurur), benzersiz (harikulade), benzeşik (homojen), benzet (taklit), benzetlemek (taklit etmek), berkitmek (takviye etmek), besbelli (aşikar, ayan beyan), besibilim (diyetetik), besibilimci (diyetisyen), besidüzen (diyet), besin (gıda), betim (tasvir), betimlemek (tasvir etmek), bezem (dekor), bezemci (dekoratör), bezemleme (dekorasyon), bezemsel (dekoratif), bırakma (terk), bırakmak (terk etmek), biçem (üslup, stil), biçemlemek (stilize etmek), biçim (şekil, model, tarz, form), biçimbilim (morfoloji), biçimsizleşme (deformasyon), biçimsizleşmek (deforme olmak), bildiğini söylemek (ifade vermek), bildiren (ihbarcı), bildirge (beyanname), bildirim (tebligat, ihbarname), bildirimde bulunmak (beyan etmek), bildirişme (muhabere, haberleşme), bildirmen (muhabir), bile (hatta, hala), bilen (aşina), bilinç (şuur), bilinen (malum), bilinmeyen (meçhul), bilmece (muamma), bilmeyerek (kazara), bilmezlik (cehalet), bindirim (zam), bireşim (sentez), birey (fert), bireysel (ferdi), biriktiri (tasarruf, koleksiyon), biriktirmen (tasarruf eden, koleksiyoncu), birim (ünite), birlikte (beraber), bitirme belgesi (sertifika), bitirmek (mezun olmak), boğazlak (guatr), boğazyangısı (anjin), boruyolu (payplayn, pipe line), boşalmak (akü. deşarj olmak), boşaltıcı (vidanjör), boşaltma (tahliye), boşaltmak (tahliye etmek), boşlama (ihmal) boyunbağı (kravat), boyuncak (kolye), boz (gri), bozkır (step), bozma (ihlal, iptal), bozmak (feshetmek, iptal etmek, mahvetmek), bozulmamış (bakir), bozulmuş (dejenere, deforme), böbreküstü (adrenal), böcek (haşere), böle (fasikül), bölmek (taksim etmek), bölü (taksim), bölümce (paragraf), bölünç, bölüt (taksit), budun (kavim), bulaşım (enfeksiyon), bulaşmak (sirayet etmek), bulgu (keşif, hek. araz), bulma (icat), bulmak (keşfetmek, icat etmek), bulunak (adres), bulunan (mevcut), buluş (keşif), buluşum (randevu), bunalım (buhran, kriz), burgaç (girdap), buyruk (emir), buyrum (irade), buyrumlu (iradeli), buyurgan (despot, diktatör), buyurganlık (diktatörlük, despotizm), buyurucu (amir), buzçözer (defroster), buzdağı (aysberg), büğet (baraj), bürümek (istila etmek), bütüncül (totaliter), bütünleme (ikmal), büyüklenen (kibirli).

C
canayakın (sempatik), cankurtaran (ambulans), caymak (vazgeçmek), coşku, coşuntu (heyecan), coşkulu (heyecanlı), coşkun (hararetli).

Ç
çaba (gayret, efor), çabucak (derhal, hemen, alelacele), çabuk (tez), çağal, çağdaş (modern, asri), çağırmak (davet etmek), çağlayan, çavlan (şelale), çağrı (davet), çağrılı (davetli), çağrılık (davetiye, celp), çağüstü (ultra modern), çalgı (saz, enstrüman), çalım (fiyaka), çalışım (kampanya, antrenman), çalışkan (faa!), çalışma, çalışkanlık (faaliyet), çalışman (eleman), çalıştırıcı (antrenör), çalıştırma (istihdam), çalıştırmak (istihdam etmek), çapraşık (muğlak, girift), çapraz (kruvaze), çarçabuk (alelacele), çarpınç (sansasyon), çarpınçlı (sansasyonel), çarpma (isabet), çarpmak (isabet etmek), çatalağız (coğr. delta), çatışma (arbede, taarruz), çatkı (şasi), çekememek (haset etmek), çekemezlik (haset), çekicilik (cazibe), çekidüzen (intizam), çekilme (istifa), çekilmek (istifa etmek), çekince (tehlike, risk, riziko), çekinceli (tehlikeli, riskli, rizikolu), çekinmesiz (pervasız), çelebi (centilmen), çelimsiz (zayıf), çelişki (tenakuz, tezat), çeper (cidar), çeşit (nevi), çeşitleme (varyasyon), çeşitli (muhtelif), çetin (zor), çevirgeç (şalter, turnike), çeviri (tercüme, translation), çevirmen (tercüman, translator), çevre (etraf, dünya, banliyö), çevrebilim (ekoloji), çevrebilimci (ekolojist), çevrebilimsel (ekolojik), çevren (ufuk), çevriyazı (transkripsiyon), çığlık (feryat), çıkar (menfaat, avanta), çıkar sağlamak (istismar etmek), çıktı (output), çırpıcı (mikser), çiçeklik (vazo), çifteker (bisiklet), çığ (ham), çivileme (smaç), çizelge (cetvel, tablo), çilem (şema), çizenek, çizge (grafik), çizer (karikatürcü, karikatürist), çizim (şema), çizit (dizayn), çizitçi (dizaynır), çocukbilim (pedoloji), çocukbilimci (pedolog), çocuk yuvası (kreş), çoğu (ekseri), çoğunluk (ekseriyet), çoğunlukla (ekseriya), çok acıklı (feci, fecaat), çokça (külliyetli), çokeşlilik, çokevlilik (poligami), çok gerekli (farz), çok güzel (enfes, şahane, harika), çok iyi (ala), çok kötü (berbat, lanet, felaket), çoksatar (best seller), çoksesli (polifonik), çokseslilik (polifoni), çokuluslu (mültinasyonal), çok üzülmek (kahrolmak), çöküntü (depresyon), çözelti (solüsyon), çözgü (mat. problem), çözmek (halletmek), çözümleme (tahlil, analiz), çözümleyici, çözümsel (analitik), çözüm yolu (hal çaresi, formül, hal şekli), çukur, çukurluk (kasis), çürükçe (kangren), çürükçeleşmek (kangren olmak), çürütme çukuru (fosseptik).

D
dağarcık (repertuar), dağınık (perişan, pejmürde), dağıtımcı (distribütör), daha (henüz), daha iyi (evla), daha kötü (beter), dal (şube, branş), dalgakıran (mendirek), dalgalı (ondüle), dalgı (gaflet), dalınç (meditasyon), damıtıcı (imbik), damıtma (distilasyon), danışıklı dövüş (şike), danışım (konsültasyon), danışma (müracaat, istişare, müzakere, enformasyon), danışma kurulu (şura, istişare heyeti), danışman (müşavir), Danıştay (Şurayıdevlet), -dan oluşan (ibaret), daraltma (tahdit), dar geçit (badire), darmadağın (perişan, tarümar), davranış (hareket, muamele, hareket tarzı, eda), davranış töresi (adabımuaşeret), dayanak (mesnet), dayanaksız (söz. asılsız, batıl), dayanarak, dayanılarak (istinaden, atfen, binaen), dayanca (tahammül), dayanç (sabır), dayançlı (sabırlı), dayançsız (sabırsız), dayanmak (mukavemet etmek, tahammül etmek, sabretmek), dayatmak (ısrar etmek), değer (paha, kıymet, layık, kadir), değerbilir (kadirşinas), değerdüşürümü (devalüasyon), değeri düşmek (para. devalüe olmak), değerli (kıymetli), değer yükseltimi (para. revalüasyon), değin (ila, kadar), değinmek (temas etmek), değişinim (mutasyon), değiştirgen (parametre), değme (temas, kontak), değmek (temas etmek, isabet etmek), demeç (beyanat), demirkapan (mıknatıs), -den başka (hariç), -den başlayarak, -den beri, -den sonra (itibaren), -den dolayı (binaen), deneme (tecrübe, prova), denetçi (müfettiş, kontrolör, murakıp), denetim (teftiş, kontrol, murakabe), denetleyici (murakıp), denetmen (müfettiş), deney, deneyim (tecrübe), deneysel (eksperimantal), deneyüstü (transandantal), denge (balans, muvazene), dengelem (bilanço), denildiğine göre (güya), denizbilim (oşinogafi), denli (kadar), deprem (zelzele), depremyazar (sismograf, depreşmek (nüksetmek), dergi (mecmua, magazin), derişik (konsantre), dernekevi (lokal), derslik (sınıf), devinim, devinme, deviniş (hareket), devingen (dinamik, hareketli), devrim (inkılap), deyim (tabir, ekspresyon), deyiş (ibare, ifade), dış (hariç, harici), dışalım (ithal, import), dışalımcı (ithalatçı), dışardan getirmek (ithal etmek), dışsatım (ihraç, eksport), dışsatımcı (ihracatçı), dışarı satmak (ihraç etmek), dışbükey, (konveks), dışıl, dıştan (harici), dikici (terzi), dil (lisan), dilbilgisi (gramer), dilbilim (lengüistik), dilbilimci (lengüist), dile düşürmek (teşhir etmek), dileği gerçekleşmek (muradına ermek), dilek (temenni, arzu, rica), dilekçe (arzuhal, istida), dilemek (arzu etmek, temenni etmek, rica etmek), dilmaç (tercüman), dinç (zinde), dindirici (hafifletici), dindirmek (teskin etmek), dinerki (teokrasi), dinerkil (teokratik), dingil (aks, mil, şaft), dingin (hareketsiz, sakin), dinlence (tatil), dinlenme yeri (kamp), dinleti (konser), dinsel (dini), dinyayar (misyoner), dinsel tören (ayin), dipyüzey (fon), direnmek (mukavemet etmek, inat etmek), dirim (hayat), dirimbilim (biyoloji), dirimsel (hayati, biyolojik), dize (mısra), dizelge (liste), dizem (tempo, ritm), dizemli (ritmik), dizge (sistem), dizgesel (sistematik), dizin (fihrist, indeks), dizmek (tertip etmek, istif etmek), doğa (tabiat, natür), doğal (tabii, natürel), doğadışı (gayri tabii), doğal kıran, doğal yıkım (tabii afet), doğaötesi (metafizik), doğaüstü güç (maneviyat), doğruca (direkt), doğrulamak (tasdik etmek, teyit etmek), doğrulama belgesi (tasdikname), doğrultma (tashih), doğrultu (istikamet), dokuma, dokumacılık (tekstil), dokundurmak (ima etmek), dokunmak (temas etmek, tesir etmek), dolangaç (labirent), dolaşı (turne, tur), dolay (civar), dolaylı (endirekt), dolaylık (varoş, banliyö), doldurmak (şarj etmek), don (külot), donatı (teçhizat, armatür, ekipman), donatmak (teçhiz etmek), donduraç (dipfriz), donmaönler (antifriz), donuk (mat), doruk (zirve), doymazlık (ihtiras, hırs), doyum, doyurma (tatmin), doyumsamak (tatmin olmak), doyumsatmak (tatmin etmek), döker (damper), döküm (envanter), dölüt (cenin), dölyatağı (rahim), döndürüm (ciro), dönem (devre), dönemsel (periyodik, devri), dönemeç (viraj), dönence (burç), dönerbasar (rotatif), dönergeçit (turnike), döngü (rotasyon), dönü (tur), dönüşme (inkılap, tahavvül), dönüştürmek (tahvil etmek), dönüştürücü (transformatör), dönüşül (kritik), dördül (mat. kare), dörtlü (kuartet), döşem (tesisat), döşeme (mefruşat), dudak boyası (ruj), dumağı (nezle), durağan (sabit), duraksamak (tereddüt etmek), durduraç (fren), durdurmak (frenlemek), durgu (sekte), durguluk (park), durgun (sakin, hareketsiz), durmak (stop etmek), duru (berrak), durucu (payidar), duruk (statik), durulma (istikrar), durum belgesi (ilmühaber), duruş (poz), duyarca (alerji), duyarcalı (alerjik), duyarga (yaşb. anten), duyarlı (hassas), duyarlık (hassasiyet), duygu (his), duygudaş (sempatizan), duygulu (hassas, hisli), duyuk (haber), duyumsamak (hissetmek), duyunç (vicdan), duyuru (anons, ilan), düş (rüya, hayal), düşçü, düşsever (hayalperest), düşgörüntü (hayalet), düş kırıklığı (sukutu hayal), düşkurmak (hayal kurmak), düşkü (hobi), düşkün (müptela, bir şeye meraklı), düşkünler yurdu (darülaceze), düşlem (fantezi), düşlemsel (fantastik), düşülke (ütopi, ütopya), düşülkesel (ütopik), düşündeş (hemfikir), düşüncü (ideolog), düşüngü (ideoloji), düşüngüsel (ideolojik), düşürüm (damping, darbe), düşyıkımı (hüsran), düzbaskı (tipo, lipografi), düzeltici, düzeltmen (tashihçi), düzeltim (reform), düzeltimci (reformist), düzence (disiplin), düzengeç (regülatör), düzenleyici (regülatör, organizatör), düzenteker (volan), düzey (seviye), düzgeçiş (transit), düzlük (platform), düzmece (sahte, kalp), düzyazı (nesir),

Sözlük II

E
eder (fiyat, paha), ederlik, eder çizelgesi (tarife), edim (fiil), edimsel (fiili), egemenlik (hakimiyet), eğer (şayet), eğilim göstermek (meyletmek, temayül etmek), eğim (meyil), eğitbilim (pedagoji), eğitbilimci (pedagog), eğitici (pedagojik), eğitim (terbiye, pedagoji, maarif), eğleni (mizah, humor), eğmeç (kavis), ek (ilave), ekimlik (plantasyon), ekin, ekinç (kültür), eklem (mafsal), eklenti (aksesuar), eklemek (ilave etmek), ek olarak (ilave olarak), eksen (aks), eksi (negatif), eksik (noksan), eksiksiz (mükemmel, tam, komple), ele geçirmek (işgal etmek), eleştiri (tenkit, kritik), eleştirmek (tenkit etmek), eleveren (muhbir), ele vermek (ihbar etmek), elinde olmayarak (gayri ihtiyari), el koymak (haciz koymak, müdahale etmek), eltopu (hentbol), elverişli (müsait), elverişsiz (namüsait), em (ilaç, deva, derman), embilim (farmakoloji), embilimci (farmakolog), emmeç (aspiratör), en az, en düşük (asgari, minimum), en büyük, en güçlü, en iyi, en üstün (süper), en çok, en yüksek (azami, maksimum), engelleyim (ambargo), engellemek (mani olmak), erdem (fazilet), erden (bakire), erdenlik (bekaret), erek (maksat, gaye), erekbilim (teleoloji), ergenlik (buluğ), ergi (nimet), ergin (reşit), erim (vade), erinç (huzur), eringen (tembel), erk (iktidar, kudret), ertelemek (tehir etmek), esen (salim), esenleme (selamlama), esenleştirme (rehabilitasyon), esin (ilham), esinlenmek (ilham almak), eskil (sabık, ezeli, arkaik), esrik (mest, sermest, sarhoş), esrimek (sarhoş olmak), eşanlamlı (sinonim), eşcinsel (homoseksüel), eşdeğerli (muadil), eşey (cins), eşgüdüm (koordinasyon), eşgüdümcü (koordinatör), eşgüdümlemek (koordine etmek), eşlek (ekvator), eşlik (refakat), eşzaman (senkron), etken (faktör), etkin (faal, aktif), etkinlik (faaliyet), etkisizleştirme (nötralizasyon), ev (hane, lokal), evetleme (itiraf), evlilikdışı (gayri meşru), evren (alem, kainat, kozmos), eytişim (diyalektik), ezgin (perişan), ezinç (azap, zulüm).

G
gebe (hamile), gece gösterisi (suare), gecikmeden (hemen), gecikme (tehir, rötar), geçek (hat), geçenek (koridor), geçer (makbul), geçimlik (nafaka), geçişlik, geçiş belgesi (pasaport), geçit (pasaj), gelenek (ört, anane), gelirli (rantabl), gemi işletimi (kabotaj), gene (tekrar), gereç (malzeme, materyal), gereksinim, gerekseme, gereksinme (ihtiyaç), gereksinmek, gereksemek (ihtiyaç duymak, muhtaç olmak), gerginlik (tansiyon), gerici (mürteci), gericilik (irtica), geri verme (iade), geri vermek (iade etmek), gezi (seyahat), gezim (turizm), gezimsel (turistik), gir-çık belgesi (triptik), girdi (input), girişim (teşebbüs), girişimci (müteşebbis), girişimgücü (inisiyatif), giyim, giysi (kıyafet), giysilik, giysi dolabı (gardrop), giysi gösterisi (defile), giz (sır, esrar), gizem (esrar), gizdöküm (itiraf), gizdüzen (komplo), gizilgüç (potansiyel), gizmen (ajan), giz toplama (istihbarat), giztutar (ketum), gizyazı (şifre), gökbilim (astronomi), gökbilimci (astronom), gölgelik (tente), gömmek (defnetmek), gömü (define), gömüt (mezar, kabir), gömütlük (mezarlık), gönderi (irsaliye), gönderim (havale), gönderme (sevk, sevkıyat), göndermek (sevk etmek), gönenç (refah), gönülgücü (moral), görenek (adet), görkem (ihtişam), görkemli (muhteşem), görüm (vizite), görünen (zahiri), görünge (perspektif), görüngü (fenomen), görüntü (imaj, illüzyon), görüşme (mülakat, ziyaret), görüşüm (röportaj), gövde (cüsse, beden), gövdebilim (anatomi), gözbağcı (illüzyonist), gözdağı (tehdit), gözden geçirme (revizyon), göze (hücre), gözlegörü (otopsi), göz yummak (müsamaha etmek), güdüleme, güdülenme (motivasyon), güdümbilim (sibernetik), güdümce (taktik), güdümlü (angaje), gülmece (mizah, humor), gülünç (komik), gülünçleme (parodi), gülüt (gag), gün bilgisi (takvim), güncellik, güncel olaylar (aktüalite), gündelik (yevmiye), güney yerucu (güney kutbu), günoğlu (oportünist), gürel, güreli (enerjik), güvenceci (garantör), güvenç, güvenirlik (itimat), güvey (damat), güzelduyu (estetik).

H
hız (sürat), hızlı (seri), hızyolu (otoyol, otoban), hortlak (hayalet), hoşgörü (tolerans, müsamaha), hoşgörülü (müsamahakar).

I
ılgım (serap), ılımlı (mutedil), ılımlılık (itidal), ırakgörür (teleskop, dürbün), ırmak (nehir), ısıdam (hamam), ısıdenetir (termostat), ısıl (termik), ısın (kalori), ısınölçer (kalorimetre), ısıtaç (kalorifer), ısıtıcı, ısıtmaç (şofben), ısıyayar (radyatör, konvektör), ısmarlama (sipariş), ıssız (tenha), ışıkgözü, ışıkyuvarı (fotosel), ışıkölçer (fotometre, pozometre), ışıldak (projektör), ışın (şua), ışınetki, ışınetkinlik (radyoaktivite), ışınetkin (radyoaktif), ışınım (radyasyon), ışınölçer (radyometre), ışıtaç (lamba).

İ
iç açıcı (ferah), içbükey (konkav), içedoğma (ilham), içekapanış (hek. Otizm), içgeçit (tünel), içgücü (moral), içini dökme (deşarj), içitim (enjeksiyon, zerk), içitmek (enjekte etmek, zerk etmek), içkievi (meyhane), içlenmek (kahretmek), içrek (batıni, mahrem), içsalgıbilim (endokrinoloji), iç sayrılıkları (dahiliye), iç sıkıcı (kasvetli), içsürdürücü (müshil), içten yanmalı (dizel), içyüz (mahiyet), iğne (enjektör), ikikatlı (dubleks), ikincil (tali), ikircik (tereddüt), ikirciklenmek (tereddüt etmek), ikiyüzlü (riyakar), ildeş (hemşeri), ilenç (beddua, lanet), ilenmek (beddua etmek, lanetlemek), ileterek (naklen), iletim (nakil), ileti (mesaj), iletişim (komünikasyon), iletmek (nakletmek), ilgeç (dilb. edat), ilinti (aidiyet), ilişkin (ait, dair), ilke (prensip), ilk oyun (prömiyer), ilk önce (evvela), ilk örnek (prototip), imge (imaj), imgelem (imajinasyon), imgeleme (tahayyül), imrenmek (gıpta etmek), imyazar (stenograf), inak (dogma), inaksal (dogmatik), inan (iman), inançlı (mümin), inandırma (ikna), inandırmak (ikna etmek), incelemek (tetkik etmek), inceltici (tiner), inceyağ (rafine), incitmek (rencide etmek), indirgeç (redüktör), inerçıkar (asansör), ingin (nezle), inişyeri (uçaklar için pist), inme (felç), insanbilim (antropoloji), insanbilimci (antropolog), insancı, insancıl (hümanist), insancılık, insancıllık (hümanizm), ipucu (emare, delil), irin (cerahat), irinşiş (apse), ise (şayet), İslam gizemciliği (tasavvuf), isteğe bağlı (ihtiyari), isteyince (keyfi), istek (arzu, heves, zevk), istem (talep, irade), istemeyerek (kazara), istenç (irade), istençdışı (gayri iradi), isteyen (talip), işbırakımı (grev), işbırakımcı (grevci), işbıraktırımı, işkapatımı (lokavt), işbilim (ergonomi), işbirlikçi (komprador), işe yaramaz, iş göremez (atıl), işkil (şüphe), işkillenmek (şüphelenmek), işletmen (operatör), işlev (fonksiyon), işlevsel (fonksiyonel), işlem (muamele, operasyon), işlemce (hek. ameliyat, operasyon), işleyim (endüstri, sanayi), işleyimsel (endüstriyel, sınai), işveren (patron), iş yapımı (icraat), işyeri (imalathane, ofis), ivecen (aceleci, acul), ivedi (acele, acil), ivmek (acele etmek), iye (sahip, mülk), iyelik (mülkiyet), iyi iş belgesi (bonservis), iyileşme (şifa), iyileşmek (şifa bulmak), iyileştirme (tedavi), iyilik bilmez (nankör), iyiliksever (bonkör), iyimser (optimist), iz (emare, alamet), izdem, izlek (tema), izleksel (tematik), izdeş (mürit), izdüşüm (projeksiyon), izlem (takip), izlemci (takipçi, dedektif), izlence (program), izlenimcilik (empresyonizm).

K
kaba (nezaketsiz), kabarık (bombeli), kabartma (rölyef), kaçak (firari), kaçınık (münzevi), kaçış, kaçma (firar), kaçmak (firar etmek), kadınsı (efemine), kaldıraç (manivela), kaldırıcı (kriko), kaldırmaç (forklift), kalık (tapon), kalımlı (baki, payidar), kalıntı (bakaya), kalıplaşmış (klişe), kalıt (miras), kalıtçı (varis), kalıtım (irsiyet, veraset), kalıtımsal (irsi), kalkışmak (teşebbüs etmek), kanaktarım (hek. transfüzyon), kan basıncı (tansiyon), kanı (kanaat), kanık (kanaatkar), kanırmaç (levye), kanıt (ispat, delil), kanıtlamak (ispat etmek), kansız (anemik), kansızlık (anemi), kap (mahfaza, konteynır), kapaç (supap), kapayıcı (fermuar), kapsam (muhteva), karabasan (kabus), karadamgalı (şaibeli), karakaygı (melankoli), karaltı (siluet), karamsar (pesimist, bedbin), kararsızlık (tereddüt), karayazılı (bahtsız), karayıkım (felaket), kargaşa (anarşi, kaos), karışık (girift, komplike), karmaşık (kompleks), karşı çıkmak (itiraz etmek), karşı görüşlü (aleyhtar), karşılaşma (müsabaka), karşılaştırma (kıyas, mukayese), karşılıksız (bedava), karşın (rağmen), karşı oy (aleyhte oy), karşısav (antitez), kas (adale), kasınç (kramp), katar (konvoy), katışık (gayri safi), katlanmak (tahammül etmek, sabretmek), katmak (ilhak etmek), katman (tabaka), katmanbulut (stratus), katyuvarı (stratosfer), kayakkabı (paten), kaygı (endişe, gam, efkar), kayırıcı (torpil), kayırma (himaye, iltimas), kaynana (kayınvalide), kaynata (kayınpeder), kazaratar, kazmaç (ekskavatör), kazı (hafriyat), kazıbilim (arkeoloji), kazıbilimci (arkeolog), kent (şehir, belde), kentsoylu (burjuva), kerte (derece), kesik (kupür), kesintili (net, safi), kesintisiz (brüt), kestirmek (tahmin etmek), keşik (nöbet), kez (defa, kere, sefer), kılavuz (rehber, mürşit), kılgı, kılgılı, kılgısal (pratik), kılıçoyunu (eskrim), kılık (kisve, eşkal), kıran (afet), kır gezisi (piknik), kırıcı (haşin), kırık (yerb. fay), kırım (katliam), kır koşusu (kros), kırpmak (sansür etmek), kıskaç (pense), kıskançlık (haset), kışkırtma (tahrik, provokasyon), kışkırtmak (tahrik etmek, provoke etmek), kışkırtman (ajan provokatör), kıvanç (iftihar, memnuniyet), kıvanmak, kıvanç duymak (iftihar etmek), kıvırcık (ondüle), kıvırtmaç (bigudi), kıvrım (bukle, pili), kıya (cinayet), kıygın (mağdur), kıyı (sahil), kimi (bazı), kimi kez (bazen, bazı bazı), kimlik (hüviyet), kimse (şahıs, şahsiyet), kişilik (şahsiyet), kişisel (şahsi, ferdi), kitaplık (kütüphane), kol (şube, devriye, branş), komut (emir, kumanda), komutan (kumandan), konuk (misafir), konukçu (hostes), konukevi (misafirhane), konuksever (misafirperver), konuşucu (spiker), konut (ikametgah, lojman), korkulu (vahim, kritik), korkuntu (fobi), koruncak (depo), koşu alanı (hipodrum), koşuk (şiir, nazım), koşul (şart), koşut (paralel), kovalama (takip), koyak (vadi), kök (menşe, asıl), köken (orijin), kökenbilim (etimoloji), kökleşik (klasik), köktencilik (radikalizm), körbağırsak yangısı (apandisit), körelim (atrofi), kösnü (şehvet), kösnüllük (erotizm), kötücül (habis), kötümser (pesimist), kundaklama (sabotaj), kundaklamak (sabote etmek), kural (kaide), kuraldışı (istisnai), kuram (teori), kuramcı (teorisyen), kuramsal (teorik), kurgu (konstrüksiyon, montaj, fel. spekülasyon), kurgucu (montajcı), kurma (prefabrike), kuruköprü (viyadük), kurultay (kongre), kuruntu (vehim), kurusıkı (blöf), kurusıkı atmak (blöf yapmak), kuşku (şüphe, endişe), kuşkulanmak (şüphe etmek), kutlama (tebrik), kutlamak (tebrik etmek), kutlu (mübarek), kutsal (mukaddes, mübarek), kutsal inanç (iman), kutsal kavramlar (mukaddesat), kutsal verim (nimet), kutsamak (takdis etmek), kuttören (ayin), kuzey yerucu (kuzey kutbu), külrengi (gri), küme (grup, lig), kütük (sicil).

M
mal bildirimi (deklarasyon), masatopu (pingpong), mayalanma (fermantasyon), mercek (objektif), morötesi (ültraviyole), muştu (müjde), muştulamak (müjdelemek), mutlu (mesut), mutluluk (saadet), mutsuz (bedbaht).

N
neden (sebep), nedence (vesile), nedensellik (fels. illiyet), nedensi (bahane), neredeyse (adeta), nesne (şey, eşya, obje), nesnel (objektif), nitel (keyfi), nitelendirmek (vasıflandırmak), nitelenmek (vasıflanmak), nitelik (kalite, vasıf, mahiyet, meziyet), nitelikli (vasıflı, kaliteli, kalifiye), niteliksiz (vasıfsız, niteliksiz).

O
ocak (şömine), odacı (hademe), odacık (hücre, kabine), odak (mihrak), olabilir, olanaklı (kabil, mümkün), olağandışı (anormal), olanak (imkan), olası (muhtemel), olasılık (ihtimal), olay (vaka, hadise, vukuat, fenomen), olayanlatım (ifade), oldubitti, olupbitti (emrivaki), olduğu gibi (aynen), oldukça (nispeten), oldukça çok (hayli), olgu (vaka), olmaz (veto), olmazlamak (veto etmek), olur (okey), olumlu (pozitif, müspet), olumsuz (negatif, menfi), oluşum (teşekkül, formasyon), onamak (kabul etmek, tasdik etmek), onarıcı (tamirci), onarım (tamir, tamirat, restorasyon), onarım işliği (tamirhane), onaylamak (tasdik etmek), ongun (arma, totem), onulmak (şifa bulmak), onulmaz (çaresiz), onur (haysiyet, şeref), onurlu (haysiyetli, şerefli), onursal (fahri), oran (nispet), oranla (tahminen), organ (uzuv), orospu (fahişe), orta akıncı (sp. santrafor), ortakyönetim (koalisyon), orun (mevki, makam), otlak (mera), oturum (celse, seans), ovma, ovuşturma (masaj, friksiyon), ovucu (masör), oybirliği (ittifak), oydaş (hemfikir), oylum (hacim), oynak ölçü (eşel mobil), oynama payı (tolerans), oynatım (si. seans, vizyon), oysa (halbuki), oyulgan (ülser), oyun (piyes, temsil, entrika), oyunevi (tiyatro), ozan (şair).

Ö
öbek (grup), öbür (diğer), öç (intikam), öç almak (intikam almak), ödemek (tazmin etmek, tediye etmek), ödence (tazminat), ödene (çek), ödenek (tahsisat, tazminat), ödenti (aidat), ödeş (takas), ödev (vecibe, vazife), ödevli (muvazzaf), ödül (mükafat), ödün (taviz), ödünleme (telafi, taviz), ödünlemek (telafi etmek), ödün vermek (taviz vermek), öfke (hırs, hışım, hiddet), öfkeli (hiddetli, asabi), öğe (unsur, eleman, madde), öğrence (ders, kur), öğrenci (talebe), öğrenek (ibret), öğrenim (tahsil), öğrenimlik (burs), öğreti (doktrin), öğretim (tedrisat, talim), öğretimevi (dershane), öğretmelik (tedrisat), öğüt (nasihat), öke (dahi, deha), ölçü (norm, nispet, miktar), ölçüdışı (fahiş), ölçün, ölçünlü (standart), ölçünlemek (standardize etmek), ölçüt (kriter, kıstas), öldüren, öldürücü (katil), öldürmen (cellat, cani), öldürülen (maktul), öldürüm (katil, cinayet), öldürüm girişimi (suikast), ölmek (vefat etmek), ölüdoğa (natürmort), ölügövde, ölük (kadavra), ölüm (vefat), ölümlü (fani), ölümsüz (baki, ebedi), önad (sıfat), önbili (kehanet), önbilici (kahin), önce (iptida, evvela), önceden (peşin), önceki (sabık), öncel (selef), öncesiz (ezeli), öncü (avangard), ön çalışma (etüt), öndelik (peşinat, avans), önder (lider, şef), önel (mühlet), önerge (takrir), öneri (teklif), önermek (teklif etmek), önlem (tedbir), önlemli (tedbirli), önlemsiz (tedbirsiz), önleyici (mani), önödence (depozito, depozit), önsel (apriori), önsezi (hissikablelvuku), önyargı (peşin hüküm), önyüz (cephe), ören, örenlik (harabe), örge (motif), örgen (uzuv), örgü, örme (triko), örgüt (organizasyon, teşkilat, teşekkül), örgütlemek (organize etmek), örgütlendirmek (teşkil etmek), örgütlenmek (teşkilatlanmak), örneğin (mesela), örnek (misal), örneklik (numunelik, eşantiyon), örneksemek (kıyaslamak), örtme (kamuflaj), örtülü (imalı, zımnen), ötedevim (telekinezi), öteduyum (telepati), övgü (methiye), övmek (methetmek), övünce (medarı iftihar), övünç gurur, iftihar), övünmek, övünç duymak (iftihar etmek), öykü (hikaye), öykünme (taklit), öykünmek (taklit etmek), öykünücü (taklitçi), öykünüm (simülasyon), özbelirlenim (selfdeterminasyon), özdek (madde), özdekçilik (maddecilik, materyalizm), özdeksel (maddi), özdenetim (otosansür), özdeş (aynı), özdeşbaskı (röprodüksiyon), özdevimli (otomatik), özdevinim (otomasyon), özek (santral, merkez), özel girişimci (liberal), özel ulak (kurye), özen (itina, ihtimam), özendirim (teşvik), özendirmek (teşvik etmek), özengen (amatör), özetlem, özetleyim (brifing), özgeçmiş (otobiyografi CV), özgü (has, mahsus), özgün (spesifik), özgünlük (orijinalite, pitoresk), özgünleştirmek (karakterize etmek), özgürlük (hürriyet), özlem (hasret), özleşmek (sadeleşmek), öznel (sübjektif), özsaygı (izzetinefis), özsu (usare), özümleme (asimilasyon), özveri (fedakarlık), özverili (fedakar), özyapı (karakter).

P
pamuklu (koton), para alımı (tahsilat), para yardımı (sübvansiyon), parasal (nakdi), parasız (bedava), para yatıran (mudi), parlatma (polisaj), patlama (infilak), patlamak (infilak etmek), pay (hak, hisse), paydaş (hissedar), paylama (azar), paylamak (azarlamak), pazarlama (marketing), pek (gayet), pek az, pek seyrek (ender), pekiştirmek (takviye etmek, tahkim etmek), peklik (kabızlık), put (ikon), püskürteç (sprey).

R
rastlamak, rast gelmek (tesadüf etmek), rastlantısal (tesadüfi), rastlantıyla (tesadüfen), ruhbilim (psikoloji), ruhçözümcü (psikanalist), ruhçözümü (psikanaliz).

S
sağaltım (tedavi), sağaltımevi (sanatoryum), sakıntılı (ihtiyatlı), sakıntısız (ihtiyatsız), salıverme (tahliye), san (unvan), sanı (tahmin), sanmak (zannetmek, tahmin etmek), sanık (zanlı), saptama (tespit), saptamak (tespit etmek), saptırıcı (revizyonist), saptırıcılık (revizyonizm), sargı (bandaj), sarımlık (bobin), sarmaç (bigudi), sarsaç (vibratör), satıcı (bayi), satımevi (mağaza, dükkan), sıralaç (klasör), satkın (hain), satkınlık (hıyanet), sav (iddia, tez), savlamak (iddia etmek), savaşım (mücadele), savmak (defetmek), savsama (ihmal), savsak (ihmalkar), savsöz (slogan), savunu (müdafa), savunucu (müdafi), savunman (avukat), savurgan (müsrif), savurganlık (israf), saydam (şeffaf), saydamlaşmak (şeffaflaşmak), saygı (hürmet), saygılı (hürmetkar), saygın (muteber, itibar sahibi), saygıbilir (edepli), saygıbilmez (edepsiz), saygıdeğer (muhterem), sayı (adet, numara, nüsha), sayıbilim (istatistik), sayılamacı (istatistikçi), sayısal (istatistiki), sayman (muhasebeci), sayrı (hasta), sayrıbakıcı (hemşire), sayrılarevi (hastane), sazrengi (bej), seçenek (alternatif), sinirbilim (nöroloji), sinirbilimci (nörolog), sinirce (nevroz), sormaca (anket), sözveri (vaat), söz vermek (vaat etmek), sucul (hidrofil), suçbilim (kriminoloji), suçsuz (masum), suçüstü (cürmü meşhut), suç yüklemek (iftira etmek), sulamaç (arazöz), suyuvarı (hidrosfer), sunu ve istem (arz ve talep), suskunluk (sükunet), su yolu (kanal), sürdürmek (devam ettirmek), sürdürüm (abone), sürdürümcü (abonman), süreğen (kronik), süreli (vadeli, periyodik), sürem (mevsim), süreölçer (kronograf), sürerdurum (statiko), süresiz (vadesiz), sürgün (filiz), sürmek (devam etmek), sürümlük (kozmetik), süslenti (garnitür), süzek, süzgeç (filtre).

Ş
şaşılası, şaşırtıcı (acayip, garip), şaşırmak (şoke olmak, hayret etmek), şaşırtı (sürpriz), şaşkına dönmek (şoke olmak, ambale olmak), şaşkınlığa uğratmak (şoke etmek), şen (neşeli), şenlik (festival), şimdi (halen, henüz), şimdi bile (hala), şişireç (pompa), şişkin (bombeli), şişlik (ödem), şölen (ziyafet).

T
taban (zemin platform, kaide), tadım (çeşni), tahta (ahşap), takılgan (muzip), takım (kadro, komple, kafile, grup, tim, ekip), takımerki (oligarşi), takışmak (itiraz etmek), takma (prefabrike), takma saç (peruk), tamamlama (ikmal), tamu (cehennem), tanı (teşhis), tanılamak (teşhis etmek), tanım (tarif), tanımlamak (tarif etmek), tanık (şahit), tanıştırmak (prezante etmek), tanıt (ispat, delil), tanıtlamak (ispat etmek), tanıtı, tanıtım (reklam), tanıtıcı (reklamcı), tanıtmak (takdim etmek), tansık (mucize), tapınak (ibadethane, mabet), tapıncak (fetiş, put, totem), tapıncakçı (fetişist, putperest), tapınç (kült), tapınış, tapınma (ibadet), tapmak (ibadet etmek), tarım (ziraat), tarımsal (zirai), tarih öncesi (prehistorik), tartım (ritm), tartımlı, tartımsal (ritmik), tasa (gam, endişe), tasalanmak (gamlanmak, meraklanmak), tasar (plan), tasarçizim (dizayn), tasarı (proje), tasarım (tasavvur), taslak (kroki, maket, eskiz), taşıl (fosil), taşılbilim (paleontoloji), taşılbilimci (paleontolog), taşınabilir (seyyar, portatif), taşınır (portatif, menkul), taşınmaz (gayri menkul), taşınmak (nakletmek), taşıt (nakil vasıtası), taşıt gemisi (feribot), taşıyıcı (hamal), tecim (ticaret), tecimevi (ticarethane), tecimen (tacir, tüccar), tecimsel (ticari), tekdüze (monoton), tekel (patent, monopol), tekevlilik, tekeşlilik (monogami), tekten (perakende), telcik (lif), telcikler (elyaf), tepke (refleks), tepki (reaksiyon), terek (raf), tertemiz (pirupak), tez, tezeIden (acele), tıpkı (aynı, aynen), tıpkısı (aynı), tıpkıbasım (faksimile), tıpkıçekim (fotokopi), tinsel (manevi), titrem (ton), titremlemek (entonasyon, tonlama), titreşim (vibrasyon), tokgözlü (kanaatkar), toparlak (kürevi), toplaç (kolektör), toplam ürün (rekolte), toplanak (kamp), toplanca (kompleks), toplaşım (güruh), toplubiçem (stilistik), topluçalışım (seminer), toplugörünüm (panorama), toplumbilim (sosyoloji), toplumcu (sosyalist), toplumculuk (sosyalizm), toplumsal (sosyal), toplutartışma (forum), toprağa vermek (defnetmek), toprak (arazi), toprak kayması (heyelan), toptancı (distribütör), tozan (zerre), töre (örf, adet, ahlak), törel (etik, meşru, ahlaki), tören (merasim), törençağrı (resepsiyon), törendüzen (protokol), töz (cevher), tutanak (zabıt), tutar (bedel, meblağ), tutku (ihtiras), tutkun (müptela, aşık), tutsak (esir), tutu (rehine, ipotek, rehin), tutucu (muhafazakar), tutumbilim (iktisat, ekonomi), tutumbilimci (ekonomist, iktisatçı), tutumbilimsel (ekonomik, iktisadi), tutumlu (ekonomik), tutumsuz (müsrif), tutumsuzluk (israf), tükel (komple), tümce (cümle), tümdurum (kondisyon), tümel (külli), tümgün (fultaym), tümlev (integral), tümüyle (tamamen, sırf), tür (nevi), türdeş (homojen, hemcins), türe (adalet), türel (adli), türetmek (icat etmek), tütsü (buhar), tütünrengi (taba), tüze (hukuk, hak), tüzeci, tüzemen (hukukçu), tüzel (hukuki), tüzedışı (gayri hukuki), tüzük (nizamname).

U
uç (limit, ekstrem), uçantop (voleybol), uçlaşma (kutuplaşma), uçman (pilot), uğraş (meslek, meşgale, meşguliyet), ulam (kategori), ulus (millet), ulusal (milli), ulusallık (milliyet), ulusçu (milliyetçi, nasyonalist), ulusçuluk (milliyetçilik, nasyonalizm), ulussever (milliyetperver), uluslararası (milletlerarası, enternasyonal), uluslararasıcı enternasyonalist), uluslararasıcılık (enternasyonalizm), umar (çare, deva, dermen), umarsız (biçare, çaresiz), ummak (ümit etmek), umunç (emel), umutlanmak (ümitlenmek), umutlu (ümitli), umutsuz (ümitsiz), urbilim (onkoloji), us (akıl), ussal (rasyonel, akli), usa vurmak (muhakeme etmek), usa yatkın (makul), usçu (rasyonalist, akılcı), usçuluk (rasyonalizm, akılcılık), usdışı (irrasyonel, akıldışı), usgücü (zihin), utku (zafer), uyak (kafiye), uyarı (ikaz), uyarıda bulunmak (ihtar etmek), uyarmak (ikaz etmek, dikkatini çekmek, tembih etmek), uyarlaç (adaptör), uyarlamak (adapte etmek), uyarlanmış (adapte), uydurma (icat), uydurmak (icat etmek), uygar (medeni), uygarlık (medeniyet), uygulama (tatbik, tatbikat, pratik), uygulamak (tatbik etmek), uygulamalı (tatbiki, pratik), uygulayım (teknik), uygulayımbilim (teknoloji), uygulayımbilimsel (teknolojik), uygulayımcı (teknokrat), uygulayımsal (teknik), uyuşturma (anestezi), uyuşturmak (anestezi yapmak), uyutmaca (ipnotizma), uyutum (ipnoz), uzakçeker (teleobjektif), uzaklık (mesafe), uzaklıkölçer (telemetre), uzayduyum (telepati), uziletişim (telekomünikasyon), uzluk (maharet), uzluk belgesi (bröve), uzman (mütehassıs, eksper, spesiyalist), uzmanlaşma, uzmanlık (ihtisas), uzun (maksi), uzunçalar (longplay).

Ü
üçlü (triyo), ülke (memleket), ülkü (ideal), ülkücü (idealist), ülkücülük (idealizm), ün (şan, şöhret, nam), ünlü (şanlı, şöhretli, namlı), ürem (faiz, nema), üretim (prodüksiyon), ürkü (panik, dehşet), ürkünç (dehşetengiz), üsteleme (ısrar), üstelik (hatta), üsterme (ihale), üstlenim, üstlenme (taahhüt), üstlenmek (taahhüt etmek), üstlenici (müteahhit), üstün (süper, ekstra), üstünlük (avantaj, meziyet), üstün tutmak (tercih etmek), üşengeç, üşengen (tembel), üşüşme (hücum), üzerine (hakkında, dair), üzgü (eza, cefa, eziyet, dram), üzgüsel (dramatik), üzünç (dram, hüzün), üzüntü (gam, keder, teessür, hüzün), üzüntülü (kederli, mahzun), üzüntüsüz (gamsız).

V
varlama (kabul), varlamak (kabul etmek), varlık (servet, mevcudiyet), varlıklı, varsıl (zengin), varlıklılık, varsıllık (zenginlik), varsıllaşmak (zenginleşmek), varlıkbilim (ontoloji), varoluş (mevcudiyet), varoluşçuluk (egzistansiyalizm), varsayım (faraziye, hipotez), varsayımsal (farazi), varsaymak (kabul etmek, farz etmek), verim (randıman, semere, bereket), verimli (bereketli, randımanlı, rantabl), verimlilik (rantabilite, prodüktivite), vuraç (raket), vurgu (aksan), vurgun (aşık, spekülasyon), vurguncu (spekülatör), vurgunsal (spekülatif), vurma (isabet), vurulmak (isabet almak), vuruş (darbe), vuruşma (muharebe).

Y
yabancı (ecnebi), yabancı ayrıcalığı (kapitülasyon), yabancı para (döviz), yabanıl (vahşi), yabansı (tuhaf), yabansıl (egzotik), yabansılık (egzotizm), ya da (veya, veyahut), yadırgamak (acayip karşılamak), yadsıma (inkar), yadsımak (inkar etmek), yağmurluk (pardösü, trençkot), yağyakıt (fueloil), yakarı, yakarış (dua), yakınma (şikayet), yakınmak (şikayet etmek), yakışıksız (nahoş), yalanlama (tekzip), yalanlamak (tekzip etmek), yalgın (serap), yalım (alev), yalın, yalınç (sade, basit), yalıtılmış, yalıtık (izole), yalıtmak (izole etmek, tecrit etmek), yalıtım (izolasyon), yalıtkan (izolatör), yalvaç (peygamber), yan (taraf, cephe), yanardağ (volkan), yanay, yandan görünüş (profil), yançukur (şarampol), yandaş (taraflı, taraftar), yan etki (komplikasyon), yangeçiş (baypas, by.pass), yangı (iltihap), yangılı (iltihaplı), yangılanmak (iltihaplanmak), yangısız şiş (ödem), yanılgı, yanılma (hata), yanılmak (hata yapmak), yanıltmaç (paradoks), yanıt (cevap), yanıt olarak (cevaben), yanıtlamak (cevap vermek), yanıtlandırmak (cevaplandırmak), yankı (akis, eko), yankılanım, yankıdüzen, yankıbilim (akustik), yankılamak (aksetmek), yankılı (ekolu), yanlı (taraflı), yansız (tarafsız), yansızlaştırma (nötra1izasyon), yansızlaştırmak (nötralize etmek), yanlışlıkla (kazara), yanlış söz (galat), yansı (akis, refleks), yansılama (taklit), yansılamak (taklit etmek), yansılayıcı (taklitçi), yansıtıcı (reflektör), yansıtımca (ruhb. paranoya), yapan (fail), yapay (suni, sentetik), yapı (bina, inşaat, bünye, strüktür, konstrüksiyon), yapı alanı (şantiye), yapı işleri, yapı kurma (inşaat), yapı kurucu (inşaatçı), yapıbilim (şekil bilgisi, morfoloji), yapılabilirlik (fizibilite), yapılageliş (teamül), yapılan işler (icraat), yapılmış (mamul), yapımcı (imalatçı, prodüktör), yapımcılık (imalatçılık, prodüktörlük), yapımevi (imalathane, fabrika), yapısal (strüktürel), yapıt (eser), yapmak (imal etmek, inşa etmek), yaptırım, yaptırma gücü (müeyyide), yarar (fayda, istifade, menfaat, semere, avantaj), yararlı (faydalı), yararsız (faydasız), yararlanmak (faydalanmak, istifade etmek), yararcı (pragmatist), yararcılık (pragmatizm), yararlık, yaraşık, yaraşıklık (liyakat), yararsızca (beyhude), yaraşır (layık), yaratı (kreasyon), yaratıcı (kreatör, mucit), yaratım (kreasyon), yaratmak (icat etmek), yardımsal (sübvansiyonel), yargı (hüküm), yargıcı (hakem), yargıç (hakim), yargıevi, yargılık (mahkeme), yargılama (muhakeme), yargılamak (muhakeme etmek), yargılı (mahkum), Yargıtay’a iletmek (temyiz etmek), yarım gün (part taym, part-time), yarıson (dömifinal), yarışımcı (atlet), yarışımcılık (atletizm), yarışma (müsabaka), yarıştan çıkarmak (diskalifiye etmek), yarış yeri (pist), yarış yolu (parkur), yarıyıl (sömestr), yarkurul (komisyon, encümen), yarman (hek. cerrah, operatör), yas (matem), yasa (kanun), yasaca (nizami), yasadışı (kanunsuz, illegal, usulsüz, keyfi), yasal (kanuni, legal, meşru, nizami), yasallık (meşruiyet), yasalaşmak (kanunlaşmak), yasaya aykırı (gayri meşru, gayri kanuni), yaşa (bravo), yaşam (hayat, ömür), yaşam biçimi (hayat tarzı), yaşam boyu tutukluluk (müebbet hapis cezası), yaşam deneyimi (hayat tecrübesi), yaşamöyküsü (biyografi), yaşdönümü (hek. andropoz, menopoz), yaşıt (akran), yaşlı (ihtiyar), yaşlık (rutubet), yatırı (mevduat), yatırım (tevdiat, plasman, envestisman), yatırımcı, yatırman (mudi), yatırmak (tevdi etmek, teslim etmek), yatışmak (sakinleşmek), yatıştırıcı (müsekkin, sedatif, trankilizan), yatıştırmak (teskin etmek), yay (kavis), yayçizer (pergel), yaygın söylenti (tevatür), yaygın yanlış (galatımeşhur), yayıcı (difüzör), yayım (difüzyon, emisyon), yayılgan (popüler), yayılgı (tayf), yayılım (ekspansiyon), yayılımcı (emperyalist, ekspansiyonist), yayılımcılık (emperyalizm, ekspansiyonizm), yayımlamak (neşretmek), yayımlanmak (neşredilmek), yayın (neşriyat), yazıdüzen, yayındüzen (redaksiyon), yayındüzenci (redaktör), yaymaca (propaganda), yazanak (rapor), yazanakçı (raportör), yazdırım, yazdırma (dikte), yazgı (kader, baht), yazılı tartışma (polemik), yazım (imla), yazın (edebiyat, literatür), yazıncı (edebiyatçı), yazınsal (edebi), yazıt (kitabe), yazlık (sayfiye), yazman (katip, sekreter), yedek teker (stepne), yeğin (şiddetli), yeğinlik (şiddet), yeğlemek (tercih etmek), yele vermek (heba etmek), yeltenmek (teşebbüş etmek), yelveren (vantilatör), yengi (galibiyet), yenilgi (mağlubiyet), yenilmeyen, yenilmemiş (namağlup), yenişememek (berabere kalmak), yenmek (mağlup etmek, galip gelmek), yenilmek (mağlup olmak), Yenidendoğuş (Rönesans), yenilikçi (modernist), yer ayırtımı (rezervasyon), yerbölüm (parsel), yerbölümlemek (parsellemek), yerdeş (hemşeri), yerdüzler (greyder), yerel (lokal, mevzii), yerelyönetim (belediye, mahalli idare), yerindelik (isabet), yerine getirmek (ifa etmek, icra etmek), yerini doldurmak (telafi etmek), yerleştirme (iskan), yerlik (mevki), yersarsıntısı (zelzele), yersular (arozöz), yerucu (coğr. kutup), yeryağı (petrol), yeryazım (kadastro), yeryuvarlağı (dünya), yeryüzü (arz), yetenek (kabiliyet, istidat, cevher), yetenekli (kabiliyetli), yeterli (kafi), yeti (meleke), yetingen (kanaatkar), yetinmek (iktifa etmek), yetişim (staj, formasyon), yetişmen (stajyer), yetişmiş (kalifiye), yetiştirme (talim), yetke (otorite), yetki belgesi (diploma), yetkideş (vekil), yetkideşlik (vekalet), yetkideşlik belgesi (vekaletname), yetkin (mükemmel), yetkinci (perfeksiyonist), yığılışma (izdiham), yığımcı (stokçu), yığımlamak (stok etmek), yığın (kitle, kütle, stok, grup, istif), yığmak (istif etmek, depo etmek), yıkamak (banyo yaptırmak), yıkanmak (banyo yapmak), yıkık (viran), yıkılgı (hasar), yıkıntı (enkaz), yıkkın (harap), yıl (sene), yıldırı, yılgı (terör), yılgıcı (terörist), yıldırımlık, yıldırımsavar (paratoner), yıldız (star), yıllık (almanak), yiğit (kahraman, mert), yine (tekrar), yinelemek (tekrar etmek), yinelenme (tekerrür), yinelenmek (tekrarlanmak, tekerrür etmek), yinelenmiş (mükerrer), yitik (kayıp), yitirim (dezavantaj), yitmek (kaybolmak), yiyecek (gıda), yoğruk, yoğrumsal (plastik), yoğun (konsantre, kesif), yoğunluk (kıvam, densite, kesafet), yoğunlaşma (konsantrasyon), yoğunlaşmak (konsantre olmak), yoğunlaç (kondansatör), yoğunlaştırmak (teksif etmek), yoklam (muayene), yoklama (test), yoksama (inkar), yoksamak (inkar etmek), yoksul (fakir, sefil), yoksun (mahrum), yoksunluk (mahrumiyet), yol açmak (sebebiyet vermek, vesile olmak), yola getirmek (ıslah etmek, hizaya getirmek), yol almak (katetmek), yol boyu (güzergah), yolculuk (seyahat, sefer), yoldüzler (buldozer), yollamak (sevk etmek), yolluk (harcırah), yolsuzluk (suistimal), yontar (rende), yontarlamak (rendelemek), yontu, yonut (heykel), yonutçu (heykeltıraş), yorgun argın (bitap), yorum (tahlil), yorumlamak (tahlil etmek), yoz (dejenere), yozlaşma (dejenerasyon), yozlaşmak (dejenere olmak), yön (istikamet, taraf), yönelteç (direksiyon), yönerge ((talimat, direktif), yönetim (idare), yönetici (idareci), yönetim biçimi (rejim), yönetmek (idare etmek), yönetmelik (talimatname), yönetmen (direktör, rejisör), yöney (vektör), yönlem (taktik), yönlendirmek (kanalize etmek), yönseme (temayül), yönsemek (temayül etmek), yöntem (usul, metot, sistem, prosedür, teknik), yöre (civar, havza), yörel, yöresel (mahalli), yumurtamsı (oval), yunak (hamam, banyo), yurt (vatan, memleket), yurtsever (vatanperver), yurttaş (vatandaş), yutak yangısı (farenjit), yuva (kreş), yuvar (küre), yükçü (hamal), yük gemisi (şilep), yük katarı (marşandiz), yüklemlik (taahhütname), yüklenici (müteahhit), yüklenti (angarya), yükseklikölçer (altimetre), yükselteç (amplifikatör), yükselti (irtifa, kod), yükümcü (kefil), yükümlenme (kefalet), yükümlenme belgesi (kefaletname), yükümlenmek (kefil olmak, taahhüt etmek), yükümlü (mükellef, mecbur), yükümlülük belgesi (taahhütname), yükyeri (bagaj), yürek (kalp), yürek gücü (maneviyat), yürütmek (icra etmek), yüz (surat, çehre), yüzde, yüzdelik (komisyon), yüzdeci (komisyoncu), yüzyıl (asır).

Z
Zamanlama (tayming), zıtlık –karşıtlık, uyumsuzluk- (kontrast), zorunlu (zaruri, mecbur, farz), zorunluluk (zaruret, mecburiyet), zorunlu olarak (mecburen)

Haber Yazımında Kullanılan Fiiller

A
Abone olmak, Açıklamak, Açıklamalarda bulunmak, Açıklanmak, Açıklığa kavuşmak, Açılmak, Açmak, Adlandırmak, Affedilmek, Affetmek, Ağaçlandırılmak, Ağırlamak, Ağırlanmak, Ağlamak, Ağlaşmak, Akın etmek, Akıtmak, Aklamak, Aklanmak, Akmak, Aksamak, Aksatmak, Aksettirmek, Aktarılmak, Aktarmak, Alabora olmak, Alaşağı etmek, Alçalmak, Alevlendirmek, Alevlenmek, Algılanmak, Alıkoymak, Alkışlamak, Alkışlanmak, Almak, Altüst etmek, Amaçlamak, Anılmak, Anımsatmak, Anlaşmak, Anlaşmayla sonuçlanmak, Anlatmak, Anmak, Ant içmek, Ara vermek, Aramak, Aranmak, Araştırmak, Arındırılmak, Arızalanmak, Artırılmak, Artırmak, Artmak, Asfaltlamak, Asfaltlanmak, Asılmak, Astırmak, Aşağılamak, Aşık olmak, Aşılamak, Aşılanmak, Aşmak, Atamak, Atanmak, Ateş açmak, Ateş etmek, Ateşlemek, Atılmak, Atışmak, Atlamak, Atlatılmak, Atlatmak, Atmak, Attırmak, Avlamak, Avlanmak, Ayaklanmak, Ayıplamak, Ayrılmak, Azalmak, Azaltmak, Azat etmek, Azizlik etmek, Azletmek, Azlolunmak, Azmettirmek.

B
Baba olmak, Badana etmek, Bağdaştırmak, Bağdaştırmak, Bağırmak, Bağışlamak, Bağıtlamak, Bağıtlanmak, Bağlamak, Bakmak, Barındırmak, Barınmak, Barışmak, Barıştırılmak, Basılmak, Bastırılmak, Bastırmak, Baş etmek, Baş göstermek, Baş kaldırmak, Başa çıkmak, Başa geçmek, Başarılmak, Başarmak, Başkaldırmak, Başlamak, Başlanmak, Başlatmak, Başvurmak, Başvuruda bulunmak, Batırmak, Batmak, Bayrak çekmek, Bayramlaşmak, Beğenilmek, Beğenmek, Beklemek, Bekletilmek, Belgelemek, Belgelenmek, Belirlemek, Belirlenmek, Belirtmek, Benimsemek, Benimsenmek, Benzetilmek, Berraklaşmak, Beslenmek, Bestelemek, Bestelenmek, Betimlemek, Bıçaklamak, Bıçaklanmak, Bıktırmak, Biçimlendirmek, Biçimlenmek, Biçmek, Bildirilmek, Bildirmek, Bilenmek, Bilmek, Bindirmek, Birikmek, Birleşmek, Birleştirmek, Bitirilmek, Bitmek, Bloke etmek, Bocalamak, Boğdurulmak, Boğmak, Boğuşmak, Bollaşmak, Bombalamak, Bombalanmak, Borç almak, Borçlanmak, Borçlu çıkmak, Boşalmak, Boşaltmak, Boşanmak, Boyamak, Boyanmak, Bozmak, Bozulmak, Bozuşmak, Bölmek, Bölünmek, Bölüştürmek, Bölüştürülmek, Budanmak, Bulanmak, Bulmak, Bulunmak, Buluşmak, Buluşturmak, Bunalmak, Bunaltmak, Buzlanmak, Bütünlemek, Bütünlenmek, Büyülemek, Büyülenmek, Büyültmek, Büyütmek.

C
Canlandırmak, Canlanmak, Caymak, Cesaretlendirmek, Cevaplandırmak, Ceza görmek, Ceza kesmek, Ceza vermek, Cezalandırılmak, Cezalandırmak, Ciddileşmek, Ciro etmek, Coplamak, Coplanmak, Coşmak, Coşturmak.

Ç
Çabalamak, Çabuklaştırmak, Çağ açmak, Çağdaşlaşmak, Çağırmak, Çağrılmak, Çalımlamak, Çalmak, Çark etmek, Çarpılmak, Çarpışmak, Çarpıtmak, Çarpmak, Çatışmak, Çatmak, Çekilmek, Çekinmek, Çekişmek, Çekmek, Çektirilmek, Çelişmek, Çelmelemek, Çerçeve çizmek, Çetinleşmek, Çevirmek, Çevrelemek, Çıkarılmak, Çıkarmak, Çıkartmak, Çıkışmak, Çıkmak, Çıldırmak, Çıldırtmak, Çırpınmak, Çiçeklenmek, Çiftlemek, Çirkinleşmek, Çirkinleştirmek, Çiselemek, Çivilemek, Çiy düşmek, Çizmek, Çoğalmak, Çoğaltmak, Çoğullaştırmak, Çökertmek, Çözdürmek, Çözmek, Çullanmak, Çürümek, Çürütmek.

D
Dadanmak, Dağılmak, Dağıtılmak, Dağıtmak, Daktilo etmek, Dalgalanmak, Dalmak, Damıtılmak, Damlamak, Danışmak, Dans etmek, Daralmak, Darlaştırmak, Dayanmak, Dayatmak, Debelenmek, Def etmek, Defnedilmek, Defnetmek, Değerlendirmek, Değerlenmek, Değinmek, Değiştirilmek, Değiştirmek, Dejenere olmak, Deklare etmek, Dekore etmek, Demeç vermek, Demir almak, Demir atmak, Demirlemek, Denemek, Denenmek, Denetlemek, Denetlenmek, Dengelemek, Denkleşmek, Denkleştirmek, Denmek, Derinleştirmek, Derlemek, Desteklemek, Deşifre etmek, Devirmek, Devletleştirmek, Devralmak, Devretmek, Devrilmek, Dışlamak, Dikilmek, Dikte etmek, Dinlemek, Dinlendirmek, Dinlenmek, Dipçiklemek, Direnmek, Diretmek, Dirilmek, Diriltmek, Diyalog Kurmak, Dizdirmek, Dizginlemek, Dizilmek, Dizmek, Doğmak, Doğrulamak, Doğurmak, Dokunmak, Dolandırılmak, Dolandırmak, Dolaşmak, Dolaştırmak, Doldurmak, Doldurtmak, Dolmak, Doluşmak, Donakalmak, Donanmak, Donatılmak, Dondurmak, Dondurulmak, Donmak, Doyurmak, Dökmek, Dökülmek, Döndürmek, Dönmek, Dönüşmek, Dönüştürmek, Dönüştürülmek, Dörtlemek, Dövdürmek, Dövmek, Duraklamak, Duraksamak, Durdurmak, Duygulandırmak, Duygulanmak, Duymak, Duyulmak, Duyurmak, Duyuru yapmak, Duyurulmak, Düğümlenmek, Düşeyazmak, Düşlemek, Düşmek, Düşündürmek, Düşünmek, Düşürmek, Düzelmek, Düzeltilmek, Düzeltmek, Düzenlemek, Düzenlenmek.

E
Ebedileşmek, Ebedileştirmek, Efsaneleşmek, Eğilmek, Eğitilmek, Eğitmek, Eğlendirmek, Eğlenmek, Ekilmek, Eklemek, Ekmek, Eksilmek, Ektirmek, El açmak, El atmak, El çektirilmek, El koymak, Elde etmek, Ele almak, Ele geçmek, Ele vermek, Elemek, Elenmek, Eleştirilmek, Eleştirmek, Eline düşmek, Eline geçmek, Emretmek, Endişelendirmek, Endüstrileşmek, Engellemek, Erimek, Eritmek, Ertelemek, Ertelenmek, Esinlenmek, Estirmek, Eş tutmak, Etkilemek, Etkilenmek, Etkisizleştirilmek, Etmek, Ettirmek, Evcilleştirilmek, Evlendirmek, Evlenmek, Eyleme geçmek, Ezilmek, Ezmek.

F
Fark etmek, Farkına varmak, Farklılaşmak, Faydalanmak, Felç olmak, Fenalaşmak, Ferahlamak, Fesat Karıştırmak , Feshetmek, Fethetmek, Fırlamak, Fırlatmak, Fısıldamak, Fışkırmak, Fikir almak, Filizlenmek, Fişlemek, Fitillemek, Formüle etmek, Fosilleşmek, Frenlemek.

G
Garantilemek, Gasp etmek, Gayretlenmek, Gecikmek, Geciktirmek, Geçirmek, Geçiştirmek, Geçmek, Gelebilmek, Gelişmek, Geliştirmek, Gençleşmek, Gençleştirmek, Genellemek, Genişletmek, Gerçekleşmek, Gerçekleştirmek, Gerginleşmek, Geri almak, Geri çekilmek, Geri çekmek, Geri gitmek, Geri tepmek, Gerilemek, Gerilmek, Getirmek, Gezdirmek, Gezmek, Gidermek, Girişmek, Girmek, Gitmek, Gizlemek, Gizlenmek, Gol atmak, Gol olmak, Göbek atmak, Göç etmek, Göçertmek, Göçmek, Göğüs germek, Göğüslemek, Gölgelemek, Gömmek, Gönderilmek, Göndermek, Gönül almak, Gönül koymak, Görevlendirilmek, Görevlendirmek, Görünmek, Görüşmek, Görüştürmek, Gösterilmek, Göstermek, Götürmek, Göz önüne almak, Göz yummak, Göze almak, Göze gelmek, Göze girmek, Gözetilmek, Gözetlemek, Gözetlenmek, Gözlemek, Gözlemlemek, Gözlerini dikmek, Gözlerini kapamak, Gözü korkmak, Gözükmek, Gözüne batmak, Gözüne girmek, Gözüne kestirmek, Gruplaşmak, Gururlanmak, Güçlendirmek, Güçlenmek, Güçleşmek, Güçleştirmek, Güldürmek, Gülümsemek, Güneşlenmek, Güreşmek, Gürlemek, Güvenmek, Güzelleşmek, Güzelleştirmek.

H
Haber vermek, Haczetmek, Hak etmek, Hak vermek, Hak yemek, Hakketmek, Halletmek, Hapsetmek, Hararetlenmek, Harcamak, Harcanmak, Hareketlenmek, Hastalanmak, Hata etmek, Hatırlamak, Hatırlatmak, Havalanmak, Havlamak, Havuzlanmak, Hayal etmek, Hayıflanmak, Haykırmak, Hayret etmek, Hazırlamak, Hazırlanmak, Hedef olmak, Helalleşmek, Hesap açmak, Hesaplaşmak, Heyecanlanmak, Hırçınlaşmak, Hırslanmak, Hız almak, Hızlandırmak, Hiçe saymak, Hiddetlenmek, Hissetmek, Hissettirmek, Hitap etmek, Hizaya gelmek, Hizipleşmek, Hoş görmek, Hoşa gitmek, Hücum etmek, Hükmetmek, Hüküm giymek, Hüsrana uğramak, Hüzünlenmek.

I
Isındırmak, Isınmak, Isırmak, Isıtmak, Iska geçmek, Iskalamak, Islatmak, Islıklamak, Ismarlamak, Işıklandırmak, Işıldamak.

İ
İcat etmek, İçeride olmak, İçermek, İçini dökmek, İçlenmek, İçmek, İftira etmek, İhale etmek, İkilemek, İkna etmek, İkram etmek, İlaçlamak, İleri sürmek, İlerlemek, İletmek, İlgi göstermek, İlgi toplamak, İlgilenmek, İmzalamak, İnanmak, İnat etmek, İncelemek, İndirgemek, İnlemek, İnşa etmek, İntihar etmek, İrdelemek, İrkilmek, İstiflemek, İş açmak, İşbaşı yapmak, İşbirliği yapmak, İşittirmek, İşlemek, İşletmek, İtham etmek, İtilmek, İyileştirmek, İz sürmek, İzlemek, İzole etmek.

J
(Türkçe’de (j) harfiyle başlayan fiil bulunmamaktadır.

K
Kabarmak, Kabullenmek, Kaçınmak, Kaçmak, Kafa tutmak, Kafese koymak, Kahretmek, Kahrolmak, Kalabalıklaşmak, Kalakalmak, Kaldırmak, Kaleme almak, Kalkındırmak, Kalkınmak, Kalkışmak, Kalkmak, Kalmak, Kamaştırmak, Kamçılamak, Kamçılatmak, Kamulaştırmak, Kan ağlamak, Kan akıtmak, Kan dökmek, Kan gütmek, Kan kusmak, Kan oturmak, Kan tutmak, Kana susamak, Kanamak, Kanat germek, Kanatlanmak, Kandırmak, Kanıtlamak, Kapaklanmak, Kapamak, Kapatmak, Kapılmak, Kapışmak, Kaplamak, Kapsamak, Kaptırmak, Karalamak, Kararlaştırılmak, Kararlaştırmak, Kararmak, Karartmak, Karışmak, Karşı çıkmak, Karşı koymak, Karşılamak, Karşılaşmak, Karşılaştırmak, Katetmek, Katılmak, Katlamak, Katlanmak, Katletmek, Katmak, Kavramak, Kavuşturmak, Kaybetmek, Kaydetmek, Kaydolmak, Kaygılanmak, Kaynaştırmak, Kazan kaldırmak, Kazanmak, Kazılmak, Kazmak, Kekelemek, Kendinden geçmek, Kendini göstermek, Kendini kaybetmek, Kendini öldürmek, Kendini tutamamak, Kesilmek, Kesinleşmek, Kesinleştirmek, Kesişmek, Kestirmek, Keşfetmek, Keyfi kaçmak, Keyiflenmek, Kınamak, Kınanmak, Kırmak, Kısa kesmek, Kısalmak, Kısaltmak, Kısırlaştırmak, Kısıtlamak, Kıskandırmak, Kıskanmak, Kıstırmak, Kışkırtılmak, Kışkırtmak, Kıvranmak, Kız kaçırmak, Kız vermek, Kızıştırmak, Kızmak, Kilitlemek, Kilitlenmek, Kilo almak, Kilo vermek, Kiralamak, Kirlenmek, Kirletmek, Klasikleşmek, Klişeleşmek, Klorlamak, Kokmak, Kokusu çıkmak, Kolaylaştırmak, Kollamak, Konaklamak, Konuşlanmak, Konuşmak, Kopmak, Korkutmak, Korumak, Koşuşturmak, Kovalamak, Kovmak, Kovulmak, Koymak, Köprüleri atmak, Körüklemek, Kösteklemek, Kösteklenmek, Kötüleşmek, Kötüleştirmek, Kötüye kullanmak, Kucaklamak, Kucaklaşmak, Kudurmak, Kulak asmamak, Kulak kabartmak, Kulak vermek, Kullanılmak, Kullanmak, Kundaklamak, Kundaklanmak, Kurcalamak, Kurcalanmak, Kurgulanmak, Kurşuna dizmek, Kurşunlamak, Kurşunlanmak, Kurtarılmak, Kurtarmak, Kurtulmak, Kurulmak, Kuş uçurmamak, Kuşatılmak, Kuşatmak, Kuşkulandırmak, Kuşkulanmak, Kutlamak, Kutlanmak, Kutuplaşmak, Kuvvetlendirmek, Kuvvetlenmek, Kuyruğa girmek, Kuyruk olmak, Küçülmek, Küçültmek, Küçümsemek, Küçümsenmek, Küfretmek, Kükremek, Kül olmak, Küllenmek, Kümelenmek, Küplere binmek, Küremek, Küstürmek.

L
Laf atmak, Laf etmek, Laf işitmek, Lafa tutmak, Lafını etmek, Laflamak, Lanetlemek, Leke sürmek, Lekelemek, Lekelenmek, Lütfetmek.

M
Maaş bağlamak, Mahvetmek, Mahvolmak, Mana vermek, Marke etmek, Maskelemek, Mat etmek, Mayınlamak, Mayınlanmak, Mekik dokumak, Merkezleşmek, Meydan okumak, Meydan vermemek, Meydana çıkmak, Meydana gelmek, Mırıldanmak, Millileştirmek, Mimlemek, Mimlenmek, Miyavlamak, Modernleşmek, Mola vermek, Monte etmek, Mumyalamak, Muradına ermek, Mühimsemek, Mühürlemek, Mühürletmek, Müjdelemek, Müzminleşmek.

N
Nakletmek, Nara atmak, Nazlanmak, Nemlendirilmek, Nemlenmek, Neşelendirmek, Neşelenmek, Neticelendirmek, Neticelendirilmek, Nevri dönmek, Nikahlamak, Nikahlanmak, Nişanlamak, Nişanlanmak, Nitelemek, Nitelendirmek, Nitelenmek, Niyetlenmek, Numaralamak, Nutku tutulmak.

O
Oh çekmek, Okumak, Okunmak, Okutmak, Oldubittiye getirmek, Olgunlaşmak, Olmak, Oluşmak, Oluşturmak, Oluşturulmak, Omuzlamak, Onanmak, Onarılmak, Onarmak, Onaylamak, Onaylanmak, Onaylatmak, Onurlandırmak, Onurlanmak, Oranlamak, Organlaşmak, Ortalamak, Oturmak, Ovuşturmak, Oyalamak, Oyalanmak, Oylamak, Oynamak, Oynatılmak, Oynatmak, Oyun etmek, Oyuna gelmek, Oyunlaştırmak.

Ö
Ödemek, Ödetmek, Ödüllendirmek, Öğrenilmek, Öğrenmek, Öğretilmek, Öğütlemek, Ölçmek, Ölçülmek, Öldürmek, Öldürülmek, Ölmek, Ömür çürütmek, Ömür sürmek, Önayak olmak, Önemsemek, Önemsenmek, Önermek, Öngörmek, Öngörülmek, Önlemek, Önlenmek, Öpmek, Öptürmek, Öpülmek, Öpüşmek, Örgütlemek, Örgütlendirmek, Örgütlenmek, Örtbas etmek, Örtülmek, Örtünmek, Örtüşmek, Örülmek, Öttürmek, Ötüşmek, Övmek, Övülmek, Övünmek, Öykünmek, Özdeşleşmek, Özelleşmek, Özendirmek, Özenmek, Özetlemek, Özetlenmek, Özgürleşmek, Özlemek, Özlenmek, Özleşmek, Özleştirmek, Özümlemek, Özümlenmek, Özümsemek.

P
Paha biçmek, Pahalılaşmak, Pahalıya mal olmak, Paralamak, Paralanmak, Parçalamak, Parçalanmak, Parıldamak, Park etmek, Parlaklaşmak, Parlamak, Pas geçmek, Pas vermek, Pasifleştirmek, Paslanmak, Patlamak, Patlatmak, Pay biçmek, Paylamak, Paylanmak, Paylaşmak, Paylaştırmak, Pazarlamak, Pekiştirmek, Pençelemek, Pençeleşmek, Perdelemek, Pes demek, Pıhtılaşmak, Pıhtılaştırmak, Pırıldamak, Pislenmek, Pisletmek, Pişirmek, Planlamak, Postalamak, Pot kırmak, Programlamak, Puanlamak, Putlaşmak, Putlaştırmak, Püskür-mek, Püskürtmek.

R
Rahatlamak, Rahatlatmak, Rahatsızlanmak, Raks etmek, Rast gelmek, Rast gitmek, Rastlamak, Rayına oturmak, Reddetmek, Renklendirmek, Resimlemek, Rest çekmek, Rutubetlenmek.

S
Sabahlamak, Sabırsızlanmak, Sabote etmek, Sabretmek, Sabrı taşmak, Saçmak, Sadeleşmek, Sadeleştirmek, Saflaşmak, Safra atmak, Sağırlaşmak, Sağlamak, Sağlamlaştırmak, Sakatlamak, Sakatlanmak, Sakınmak, Sakinleşmek, Sakinleştirmek, Saklanmak, Saldırmak, Salıvermek, Sallamak, Sallandırmak, Sallanmak, Sanayileşmek, Sanayileştirmek, Sancılanmak, Sanmak, Sansürlemek, Saplamak, Saplanmak, Sapmak, Saptamak, Saptanmak, Saptırılmak, Saptırmak, Sararmak, Sarılmak, Sarkmak, Sarpa sarmak, Sarsılmak, Sarsmak, Sataşmak, Satılmak, Satın almak, Satmak, Sattırmak, Savmak, Saymak, Seçilmek, Seçmek, Seçtirmek, Selamlamak, Selamlaşmak, Sendelemek, Sendikalaşmak, Sergilemek, Sergilenmek, Serilmek, Serinlemek, Serinletmek, Sermek, Serpiştirmek, Sersemlemek, Sertleşmek, Seslenmek, Set çekmek, Sevdalanmak, Sevdirmek, Sevindirmek, Sevinmek, Sevişmek, Seyrekleşmek, Sezdirmek, Sezilmek, Sezinlemek, Sıfırlamak, Sığdırmak, Sığınmak, Sıkılmak, Sıkışmak, Sıkıştırmak, Sıklaşmak, Sıklaştırmak, Sıkmak, Sınamak, Sınıflandırmak, Sınırlamak, Sıralamak, Sırtlamak, Sızdırmak, Sızlanmak, Sızmak, Sigortalamak, Silahlandırmak, Silahlanmak, Sildirmek, Silinmek, Simgelemek, Sindirmek, Sinirlendirmek, Sinirlenmek, Sislenmek, Sivrilmek, Soğuk almak, Soğumak, Sokulmak, Sollamak, Solmak, Soluklanmak, Sona ermek, Sonuçlandırmak, Sonuçlanmak, Sorgulamak, Soruşturmak, Soymak, Soyunmak, Soyutlamak, Sökmek, Sökülmek, Söylemek, Söylenmek, Söyleşmek, Söz almak, Söz vermek, Sözleşmek, Su yüzüne çıkmak, Suçlamak, Suçlandırmak, Sunmak, Sunulmak, Susmak, Susturmak, Süngülemek, Sürçmek, Sürdürmek, Süregelmek, Sürmek, Sürtüşmek, Sürüklemek, Sürüklenmek, Süründürmek, Süslemek, Süslenmek, Süsletmek, Süzdürmek, Süzülmek.

Ş
Şafak sökmek, Şahadet getirmek, Şakırdamak, Şapırdatmak, Şart koşmak, Şartlanmak, Şartlandırmak, Şartlanmak, Şaşakalmak, Şaşalamak, Şaşırmak, Şaşmak, Şeffaflaşmak, Şehirleşmek, Şekillenmek, Şenlenmek, Şereflendirmek, Şıkırdamak, Şıkırdatmak, Şıklaşmak, Şiddetlenmek, Şimşek Çakmak, Şişirmek, Şişlemek, Şoke etmek, Şoke olmak, Şöhret bulmak, Şut çekmek, Şüphe etmek, Şüphelenmek, Şüpheye düşmek.

T
Taburcu olmak, Takas etmek, Takdir etmek, Takım tutmak, Taklit etmek, Taktırmak, Tamamlamak, Tamamlanmak, Tanımlamak, Tanımlanmak, Tanıtmak, Tapmak, Taramak, Tartaklamak, Tartışılmak, Tartışmak, Tasarlamak, Tasarlanmak, Taşımak, Taşınmak, Taşlamak, Tat almak, Tatil etmek, Tatsızlaşmak, Tattırmak, Tavır almak, Tazelemek, Tazelenmek, Tebellüğ etmek, Tebliğ etmek, Teklemek, Tekmelemek, Tekrar etmek, Tekrarlamak, Telaşlanmak, Telef olmak, Telefonlaşmak, Telgraf çekmek, Temel atmak, Temizlemek, Temizletmek, Tempo tutmak, Temyiz etmek, Tenhalaşmak, Ter basmak, Ter dökmek, Terlemek, Ters düşmek, Terslemek, Teselli bulmak, Teslim olmak, Tezgahlamak, Tezgahlanmak, Tıkanmak, Tırmanmak, Tiksindirmek, Tiksinmek, Titizlenmek, Titremek, Tokalaşmak, Tokatlamak, Tokuşturmak, Topa tutmak, Topallamak, Toparlamak, Toparlanmak, Toplamak, Toplanmak, Toplatılmak, Torpillemek, Torpillenmek, Tökezlemek, Tökezlenmek, Tövbe etmek, Tur atlamak, Tur atmak, Tutuklamak, Tutuklanmak, Tutulmak, Tutuşturmak, Tüketmek, Tükürmek, Türemek, Türetmek, Türkü yakmak, Tütsülemek, Tütsülenmek, Tüttürmek.

U
Ucuz atlatmak, Ucuzlamak, Ucuzlatmak, Uçuklamak, Uçurmak, Uçuşmak, Ufaltmak, Uğramak, Uğraşmak, Uğraştırmak, Uğuldamak, Uğurlamak, Ulaşmak, Ulaştırmak, Ummak, Umutlanmak, Un ufak olmak, Unutmak, Unutturmak, Usandırmak, Usanmak, Uslanmak, Utandırmak, Utanmak, Uyarılmak, Uyarmak, Uygulamak, Uygulanmak, Uygun bulmak, Uyku basmak, Uymak, Uyumak, Uyuşmak, Uyuşturmak, Uyuyakalmak, Uzaklaşmak, Uzaklaştırmak, Uzamak, Uzatmak, Uzlaşmak, Uzlaştırmak, Uzmanlaşmak.

Ü
Üçlemek, Üfürmek, Üleşmek, Ün salmak, Üremek, Üretilmek, Üretmek, Ürkütmek, Üslenmek, Üstelemek, Üstlenmek, Üstünde kalmak, Üstünden atmak, Üstüne almak, Üstüne geçirmek, Üstüne varmak, Üşenmek, Üşümek, Üşütmek, Üzülmek.

V
Vaat etmek, Vaaz vermek, Var olmak, Varsaymak, Vazgeçmek, Vedalaşmak, Vergilendirmek, Verilmek, Vermek, Vize almak, Volta atmak, Vurgulamak, Vurmak, Vurulmak, Vuruşmak.

Y
Yabana atmak, Yadırgamak, Yadırganmak, Yağmak, Yaka silkmek, Yakalamak, Yakalanmak, Yakalatmak, Yakasına sarılmak, Yakınlaşmak, Yakıştırmak, Yaklaşmak, Yakmak, Yalanlamak, Yalpa vurmak, Yalpalamak, Yaltaklanmak, Yalvarmak, Yan çizmek, Yan tutmak, Yanaşmak, Yanaştırmak, Yanılmak, Yanıltmak, Yanına bırakmamak, Yanıtlamak, Yansımak, Yansıtmak, Yaptırmak, Yaralamak, Yaralanmak, Yararlanmak, Yaratılmak, Yaratmak, Yardımlaşmak, Yargılamak, Yargılanmak, Yarılamak, Yarışmak, Yasaklamak, Yasalaşmak, Yaşarmak, Yaşatmak, Yaşlanmak, Yataklık etmek, Yatıştırmak, Yavaşlamak, Yavrulamak, Yayılmak, Yayımlamak, Yayımlanmak, Yazı tura atmak, Yazışmak, Yeğlemek, Yeltenmek, Yenik düşmek, Yenileştirmek, Yenilmek, Yenmek, Yeşermek, Yeşillenmek, Yetinmek, Yetiştirmek, Yetmek, Yığılmak, Yıkamak, Yıkanmak, Yıkılmak, Yıkmak, Yıktırılmak, Yıldırmak, Yılmak, Yıpranmak, Yıpratmak, Yırtılmak, Yırtmak, Yinelemek, Yinelenmek, Yitirilmek, Yitirmek, Yoğrulmak, Yoğunlaşmak, Yok etmek, Yok olmak, Yoklamak, Yoksullaşmak, Yol açmak, Yol almak, Yol kesmek, Yol vermek, Yoldan çıkmak, Yollamak, Yormak, Yorulmak, Yorumlamak, Yorumlanmak, Yozlaşmak, Yönelmek, Yöneltmek, Yönetilmek, Yönetmek, Yudumlamak, Yuha çekmek, Yuhalamak, Yuhalanmak, Yumruk atmak, Yumruklamak, Yumruklanmak, Yumruklaşmak, Yumurtlamak, Yumuşamak, Yumuşatılmak, Yumuşatmak, Yutkunmak, Yutturmak, Yuvalanmak, Yuvarlanmak, Yüceltmek, Yüklemek, Yüklenmek, Yükselmek, Yükseltilmek, Yükseltmek, Yüksünmek, Yüreği parçalanmak, Yüreği yanmak, Yüreklendirmek, Yürümek, Yürürlüğe girmek, Yürütmek, Yüzdürmek, Yüzdürülmek, Yüzleştirmek, Yüzmek, Yüzüstü bırakmak, Yüzüstü düşmek, Yüzüstü kalmak.

Z
Zamanlamak, Zannetmek, Zarar etmek, Zarar görmek, Zayıf düşmek, Zayıflamak, Zehirlemek, Zehirlenmek, Zenginleşmek, Zevk almak, Zevklenmek, Zıplamak, Zihin açmak, Zihin Yormak, Zihni bulanmak, Zihni saplanmak, Zihni takılmak, Zihnini çelmek, Zihnini kurcalamak, Zimmetine geçirmek, Zincire vurmak, Zincirlemek, Zindan etmek, Zindana atmak, Ziyaret etmek, Zonklamak, Zorlamak, Zorlanmak, Zorlaşmak.