Makaleler Slogan

Yanlış yapmayan insan yoktur.
İnsanlık, yanlışlığı kabul ve düzeltmekle ölçülür.

Einstein

Makaleler Başlık

Makaleler

Konuşma Yöntemi (A) (Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, Ocak 2010, 16. sayı.)

Düşünme, duyma, hayal kurma, davranış ve hareketler, benliğin dışına sözcükler yoluyla aktarılır. İletişim, insanoğlunun varolduğundan bu yana kendini karşı tarafa anlatma ve yaşadıklarını, gördüklerini, duyduklarını paylaşma çabasıdır. Özellikle basın-yayın alanında çalışanlar için konuşmak, mesleklerinin önemli öğesidir. Mesleğini yaparken, işine konuşmasını da katan, nerede nasıl konuşacağını bilen kişi, o ölçüde başarıya ulaşır. Konuşma, ses çıkarabilme yeteneğinin ötesinde bir dil ürünüdür. Çalışmada bu üretimin en gelişmiş haliyle nasıl olması gerektiği ele alınmış ve öneriler sunulmuştur.

Konuşmanın başarıya ulaşması, konuşan kişinin kendini karşı tarafa doğru ifade etmesiyle olur. Ancak doğru ifade edilme, doğru sözcüklerin seçimiyle sınırlı bir eylem değildir. Konuşan kişi, sıcak ve kişisel davranma koşuluyla karşısındakini etkiler ve dinlenilmesini sağlar. Bu amaçla konuşmacının kişiliği ve buna bağlı olarak geliştirdiği davranışlar, içinde yaşadığı kültür, oluşturduğu üslup ve beden dilinin konuşmaya etkisi de açıklanmıştır.

Ancak başarılı ve verimli bir iletişim için, konuşmacı perspektifini geniş tutmalıdır. Konuşmacı söyleyeceklerini, karşısındakinin gereksinimlerini, çekincelerini ve komplekslerini göz önünde bulundurarak biçimlendirirse kurduğu iletişimi konuşmasıyla etkin kılabilecektir.

Kısacası çalışmada, mesleğini yaparken işine konuşmasını da katan insanların doğru davranış biçimlerini belirlemek amaçlanmıştır. Bu amaçla başarılı konuşmada etkili olan ögeler ele alınarak incelenmiştir.

Anahtar sözcükler : Konuşma yöntemi, beden dili, duyma.

Abstract:
Thinking, hearing, dreaming, behaviours and actions are transferred out of pride by words.   Communication is an exertion, which helps people to explain themselves to others to share what they heard and saw. Beyond the voice, speaking is a language progency. This article explains how must be this manufacturing employment as sophisticated as it is.

Speaking is a very important element of the job for the people, who work in the press. The better oral skills one has the more successful one would be. Furthermore, one should also know where and when to talk. Next, correct expression is not only determined by choosing the right set of words, but also by talking friendly and warmly and making oneself listened to. For this purpose, public speaker's personality and behaviours, culture area, conversational style and body language were explained.

Lastly, personality is also a very important factor for effective communication. One, who can express his knowledge to the listeners without exaggeration is usually destined to be a successful communicator.

In brief, this article aims to determine the correct behaviour patterns related to speaking. For this purpose, essential primary factors for successful speaking   were examined in this article.

Key words: Conversation method, body language, hearing.

Giriş
Başta basın ve yayın ile ilgili meslekler olmak üzere birçok meslek, doğrudan konuşmayla ilgilidir. Mesleğini yaparken, işine konuşmasını da katan, nerede, nasıl konuşacağını bilen kişi, o ölçüde başarılı olacaktır.

Bu çalışmada, mesleğini yaparken işine konuşmasını da katan insanların doğru davranış biçimlerini belirlemek amaçlanmıştır. Bu amaçla başarılı konuşmada etkili olan ögeler metin analizi yöntemiyle değerlendirilecektir.

Çalışmada, konuşmacının kişiliği ve buna bağlı olarak geliştirdiği davranışlar, içinde yaşadığı kültür, oluşturduğu üslup ve beden dilinin konuşmaya etkisi ortaya konulacaktır.

İnsan zekasının kendi türünden olanlarla yaşama eğilimi taşıması toplumların oluşmasına zemin hazırlamıştır. Toplumun en güçlü aracı ve ortak bağı olarak da dil karşımıza çıkmaktadır.   Konuşma, ses çıkarabilme yeteneğinin ötesinde bir dil ürünüdür. Çalışmada, bu üretimin en gelişmiş haliyle nasıl olması gerektiği sorgulanacaktır.

Zeka, duygu ve düşünce sistemi, insanın iç benliğinin oluşmasını hazırlayan öğelerdir. Düşünme, duyma, hayal kurma, davranış ve hareketler, onların yanı sıra söz olarak görünür; benliğin dışına bu yolla aktarılır. İnsanın ruh dünyası, toplum ve çevre koşullarına bağlı olarak dil ve konuşma aracılığıyla yansır.

Fransız filozof Etienne Bonnot de Condillac (1715-1780), bilgi kaynaklarının ‘duyum ve düşünme' olduğunu ileri sürerken, ‘Akıl yürütme sanatı, konuşma sanatından başka bir şey değildir ve bilim, iyi kurulmuş bir dildir.' demiştir.

Eski çağ düşüncesinde akıl ve dilin, ‘logos' terimiyle açıklandığı da hatırlanırsa, insan zekası ve aklıyla mantık ve dil arasında da bir bağın varlığı söz konusudur.

Konuşmanın güzel ve hele etkili olması yönüyle düşünüldüğünde, dil-mantık ilişkisi üzerinde önemle durulmalıdır. Güzel ifade etmek ve etkili olmak için, her şeyden önce doğru düşünmek ve konuşmak asıldır. Bunu sağlayacak da mantıktır; mantıklı olmak, mantıklı konuşmaktır.

Konuşma konusunun bir mantık çerçevesine oturtulmasının yanı sıra konuşma süresince seçilecek sözler, kullanılacak kelimeler, söz-dizimi, jest, mimik ve hareketler de mantıklı olmalıdır.

Bir iletişim biçimi olan konuşma, dinleyen kişi ya da toplulukla konuşmacı arasında, bir anlaşma anlamı taşıması açısından aynı zamanda bir ‘sözleşme' demektir. Ancak mantık-dil uyumu sayesinde böyle bir sözleşmeye ulaşılabilir. İnandırıcı ve etkili olmak ise mantık-dil uyumuyla gerçekleşebilir.

Dilimizde ‘nutuk' kelimesinin mantık'tan gelmesi boşuna değildir. Mantık ve nutuk kelimeleri, Arapça'dan, ‘nutk' kelimesinden dilimize geçmiştir ve ‘nutuk'un anlamı ‘söylev'den önce ‘söz söyleme, konuşma' demektir (Çongur, 1999: 20).

Öte yandan, güzel söz söyleme, söz sanatı olarak edebiyatın konularından biri sayıldığından, bu çerçevede kelimenin ilk anlamıyla bir edep (incelik) işidir. Bu nedenle, ‘söz'ü sanata dönüştürmek isteyenlerin ilk öğrenecekleri, konuşma inceliklerini bilmek olmalıdır.

Sanatların içinde belki de en zor olanı söz sanatıdır. Etkili, düzgün, güzel konuşabilmek için insanın bilgi, güven duygusu, irade gücü, anlayış, sezgi ile yeterli bir kültüre sahip olması gereklidir. Konuşmaya rastlantılar değil, önce bireyin iradesi gem vurmalıdır (Kişiler kıyafetleriyle karşılanır, bilgileriyle uğurlanır) (Tellioğlu, 1999: 41).

Küreselleşen dünyada yabancılarla dolu şehirlerde konuşan kişinin güvenilirliği aynı zamanda görüntüsü ve üslubuyla da yakından ilgilidir. Sennet'e göre, yabancılardan ibaret bir ortamda, bir kişinin hareketlerine, açık­ lamalarına ve iddialarına tanık olan insanlar genellikle o kimsenin geçmişi hakkında hiçbir bilgiye sahip değildirler ve benzer hareketlere, açıklamalara ve iddialara ilişkin geçmiş deneyimleri de yoktur (1996:60).

Şu halde, buradaki seyirci açısından, belli bir kişiyle ilgili deneyimine ait olmayan bir ölçüye dayanarak, o kişinin verili durumda inanılır olup olmadığı konusunda bir yargıya ulaşmak son derece güçtür. İnancın dayanağı olan bilgi o anda var olan durumla sınırlı bir bil­ gidir. Bu nedenle, inancın oluşması, bizzat o durumun içinde kişinin nasıl davrandığı, konuşmaları, jestleri, hareketleri, giysileri ve din­ leme tarzına bağlıdır.

Kişilik
Kişilik, bir konuşmacı için belki de en önemli etkendir. Dale Carnegie'ye göre kişilik: “Müphem ve geniş anlam taşır. Menekşe esansı gibi, analizlere dayanmayan bir maddeye benzer. Kişinin bütün karışık tarafları; fiziksel, ruhsal, akla değin melekeleri, özellikleri, eylemleri, istidatları, yaradılışı, düşünüş tarzı, enerjisi, deneyimleri, yetişme şeklidir” (Kantemir, 1997: 59).

Kişilik bir bireyin ilgilerinin, tutumlarının, yeteneklerinin, konuşma tarzının, dış görünüşünün ve çevresine uyum tarzının özelliklerinin tümünü kapsayan bir kavramdır. Başka bir deyişle kişilik, insanları bir birinden farklı kılan, kendisi ve çevresindekilere bakış açıları, onlarla kurabildiği ilişki düzeyleri ve tepkilerini kapsayan çeşitli ortamlarda kendini gösteren bedensel, düşünsel ve ruhsal özelliklerdir. Bireyin, dış görünüşü, düşünme süreci, sesi ve konuşma tarzı, tepki hızı, bedensel davranışları gibi gözlemlenen veya belirlenebilen özellikleri o birey hakkında bize bazı ipuçları verir. Kısaca kişilik; bireyin duyuş, düşünüş, davranış tarzlarını etkileyen etmenlerin kendine özgü bir bütünlüğüdür.

Kendini üstün gören, bencil ve abartıcı bir konuşmacının, kürsüde başarılı olmasına olanak yoktur. Bunun yanı sıra korkak ve çekingen bir tavır takınan kişi de, kürsüde başarı sağlayamaz. Bilgisini, gösterişsiz bir biçimde sunan konuşmacının, daima iyi bir izlenim ve etki bırakacağına kuşkusu olmamalıdır. Konuşma sırasında, dinleyiciyle olumlu ilişki kurmada, içtenliğin yerini hiçbir şey alamaz (Carnegie, 1993a: 119).

Görünüş
Kuşkusuz insanlar ilk giyinip kuşandıklarında – ‘örtündüklerinde' demek daha doğru olur - bütün amaçları bedenlerini sıcak, soğuk ve yabancı maddelere karşı korumaktı. Ancak süreç içinde, başka başka ilmekler atıldı insan toplumlarının yaşam dokusuna. İnsan giderek kadın erkek, sınıf sınıf, grup grup, köylü kentli ve benzeri yol ayrımlarında farklı giysiler kuşanır oldu. Uzun süredir de, kişinin toplumsal rolünün bir göstergesi, dolayısıyla da toplum kültürünün ayrılmaz bir parçası haline geldi, giyim kuşam. (Söylemez, 2005: 203)

Görünüş, post-fordist tüketim toplumlarında kişiyi tanımlayan kodlar olarak algılanmakta ve kişinin kimliği/inanırlığı bu kodların çözümüne göre belirlenmektedir. Bu nedenle giyim tarzı ile inanılırlık ve güvenilirlik arasında önemli bir ilişki vardır. Sennet, giderek artan ‘seküler kapitalist inanç' sistemiyle birlikte kişinin kamusal alanda gördüğü değer ile giyim ve görüntüsü arasında önemli bir ilişki olduğunu belirtmektedir (Sennet, 1996:197).

Bir kişiyi gerçekten tanımak, giysiler, konuşma ve davranışlardaki ayrıntılardan ibaret olan en somut düzeyde anlamakla olanaklıydı. Kişiliği toplumsal bir kategori olrak kamusal alana sokan, içsel duyguların bir rehberi olarak doğrudan görünüşlere, yani kişiliğe duyulan bu seküler inanç ile sanayi kapitalizmi ekonomisinin kaynaşmasıydı.

‘Giysinin İnsanlar Üzerindeki Etkisi' konulu bir araştırmada, soruyu yanıtlayanların tümü, insanların iyi ve zarif giyindikleri, üstleri başları temiz ve kusursuz olduğu ve bunu bildikleri zaman, açıklaması zor bir etki içinde kaldıklarını, ama bunun pek açık, pek gerçek bir etki olduğunu söylemişlerdir.

Deneklere göre, bu durum ve bu duygu, onlara daha fazla güven vermekte, kendilerine karşı daha fazla inanç sağlamakta, hatta kendilerine duydukları saygıyı daha fazla yükseltmektedir. Deneklerin hepsi de başarılı görünüşün, başarılı olmayı kolaylaştırdığını anlatmışlardır. (Carnegie, 1993b: 164)

Cesaret ve Güven
Birçoklarının sandığı gibi, güzel ve etkili konuşmak, doğuştan gelen bir yetenek değildir. Bir toplulukta değil konuşma yapmak, kalkıp birkaç söz söylemek istedikleri zaman, birçok kişinin içine bir korku düşer. Söz konusu kişiler, düşüncelerini toparlayıp düzenleyemezler. Bir anda düşünemez, duyamaz olurlar. Söyleyeceklerini unuturlar hatırlayamazlar (Yörük, 1978: 8).

Güvensizlik önyargıya neden olur; yalnız başkalarına karşı değil, kişinin kendisine karşı da. Zararlı etkileri de aynıdır: soyutlanma, düşmanlık, duyarsızlık ve adaletsizlik. Öteki kişilere adaletsiz davranmak yeteri kadar kötüdür; ama belki de en kötüsü, insanın kendi kendisine haksızlık yapmasıdır. Bu tüm adaletsizliklerin köküdür (Howard ve Barton,   1998: 25).

Konuşma sırasında kendine güveni artırmak için önerilenler, güçlü bir kararlı bir istekle başlamak, ön hazırlık yapmak, Kendine güvenli görünerek cesur olmak için cesurmuş gibi davranmak ve önceden çalışmak şeklinde sıralanabilir. Korku güvensizliğin, güvensizlik de neler yapabileceğinizi bilmemenin sonucudur.

Kişi konuşmasına hazırlık yapmamışsa kendini rahat hissedemez. Heyecanı yenebilmek için canlı bir şekilde durup, derin bir nefes alınmalıdır. Çeşitli kaynaklarda önerilen, toplumun önüne çıkmadan önce otuz saniye derin derin nefes alıp vermelisidir.

Kişi konuşmaya başlamadan cesur bir şekilde öne çıkmalı, dik durmalı, durumundan hoşnutmuş gibi görünerek, dinleyicilerin gözlerinin içine bakmalı ve güvenli bir şekilde konuşmaya başlamalıdır.

Konuşma öncesinde yaşanan stresi azaltmak ve kendine güveni artırmak için yine önerilen, konuşmacının sinirli bir şekilde giysisinin düğmelerini ilkleyip açmaması, aksesuarları ile oynamaması ve ellerini gereksiz kullanmasıdır. İlk konuşmalarda bu hareketleri engellemek için bir masa ya da sandalyenin arkasında durmak ve bunlara sıkıca tutunmak ya da elinin içinde bir madeni para tutmak konuşmacıya cesaret kazandırabilir.

Konuşma sırasında kendine güveni sağlamak için, konuşmacının deneyimi önemlidir.

Güven duygusu, daha söze başlarken sahip olunması gerekli bir duygudur. Güvensizlik de, gerginlik ve sinirlilik de insani duygulardır. Bunları yenebilmek cesaretle olur. Herhangi bir sıkıntı duymadan, kekelemeden, söyleyeceklerimizi unutmadan konuşmak için güven, onun için de cesaret gerekir. Kendine güven kazanmanın en yetkin yolu da, başarısızlığa olanak vermeyecek derecede iyi hazırlanmaktır.