Makaleler Slogan

Yanlış yapmayan insan yoktur.
İnsanlık, yanlışlığı kabul ve düzeltmekle ölçülür.

Einstein

Makaleler Başlık

Makaleler

Konuşma Yöntemi (B) (Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, Ocak 2010, 16. sayı.)

Kültür, Dil ve Üslup
Dil en mükemmel anlatma ve anlaşma aracı konuşma ise bu araçla gerçekleştirilen ve benzeri hiç bir canlıda görülmeyen en ileri iletişim yöntemidir. Dili kullanma yani konuşma her şeyden önce kültürle ilintilidir.

Kültür ise, bir toplumda geçerli olan ve gelenek halinde devam eden, her türlü dil, duygu, düşünce, inanç, sanat ve yaşayış öğelerinin tümüdür. Dil ise   düşünce, duygu ve isteklerin, bir toplumda ses ve anlam yönünden ortak olan öğeler ve kurallardan yararlanılarak başkalarına aktarılmasını sağlayan çok yönlü bir ‘dizge'dir. Kısacası dil, yaşamsal, bilimsel, sanatsal, dinsel ya da felsefeye ilişkin her türlü düşüncenin taşıyıcısı demektir (Radyo ve Televizyon Yayınlarında Türk Dilinin Kullanımı, 1999: 165).

Dil, konuşma, insanların söylen­ diğidir, bir toplulukta yerleşmiş bulunan sözel alışkanlıkların oluşturduğu muazzam dizgedir. Birey, kişi, doğduğundan itiba ren o alışkanlıkların oluşturduğu dilsel zorlamayla karşı karşıya kalır. Herhalde bu yüzden, anadil toplumsal olguların en tipik ve saydamıdır. Herkes onunla içimize sızar ve içimize yerleşerek her birimizi ‘herkesten' biri yapıp çıkar. Anadil, varlığımızın en mahrem yanını toplumsallaştınr ve onun sayesinde her birey, te­ rimin en güçlü anlamıyla, bir topluma ait olur. (Gasset, 1995:239)

Fikirler arasındaki bağlantının belirtilebilmesi için duygu, düşünce ve görüşler, kesin hükümlü kısa cümlelerle anlatılmalıdır. Cümleleri edebi sanatlarla süslemek hevesine kapılmamak gerekir. Edebi sanatlarla süslenmiş cümleler fikirlerin geri plana itilmesine ve konuşmanın anlaşılmaz bir hal almasına neden olabilir.

Konuşmacı, iletisini yansıtmak, dinleyicileriyle en kestirme iletişimi kurabilmek için kelimeleri seçer, sıralar. Üslup ya da biçem (özanlatı) kelimeleri seçme, kullanma sanatıdır. Cümle düzeni, kelimelerin soyut ve somutluğu, sıfatlar, adlar, eylemlerin kullanımı, karşılaştırmalar, eğretilemeler (istiare), mecazlar, simgeleştirmeler, kişileştirme ve canlılaştırmalar gibi dilsel yapılandırmalar tümüyle üslubu oluşturur. Üslup büyük ölçüde konuşmacının kişiliği ve yaradılışıyla ilgili bir öğedir. Konuşmacının dünyayı görüş ve algılayış biçimiyle ilgilidir (Üslub-u beyan, ayniyle insandır) (Özdemir, 1983: 17).

Dil ortak kelimelerle kurulan cümlelerdir. Üslup ise ortak cümle biçimlerinden, kişisel kullanıma geçiştir.   Yalnızca kelimelerin değişmesi olarak ele alınamaz. Üsluptaki değişmeler, toplumsal ve entelektüel eğilimlere bağlıdır. (Yurdanur, 2000:211)

Öte yandan, Türkçe yazılı ya da sözlü dilin adabında, hiçbir zaman argoya ve küfre yer yoktur. Bu nedenle konuşmacının sözleri, hitap ettiği kişilerde, şok, dehşet ya da hiddet gibi tepkiler yaratmayacak nitelikte olmalıdır (Söylemez, 2005: 66).

(1 K + 5 N)
Konuşmacı söze başlamadan önce, zihninden ‘Kim? Ne? Niçin? Nerede? Ne Zaman? Nasıl?' sorularının yanıtlarını geçirmelidir. ‘Kim? ya da Ne?' sorusuna verilecek yanıt, konuşmaya başlamadaki ilk adımdır. Daha sonraki ‘Nerede? Niçin? Ne zaman?' soruları yer, zaman ve konuşma süresi açılarından konuşmacıya uyarı görevi yapar.

‘Nasıl?' sorusu dinleyiciye ulaşmada yarar sağlar. Bu soruları göz önünde tutmak, yanıtlar durumunda olmak, konuşmacının kendisine güven duymasına yardımcı olur, konuşma istek ve kararlılığını kamçılar (Çongur, 1999: 102).

Beden Dili
Sesler, tam bir konuşma aracı haline gelmeden, iletişim hareket ve tavırlar yoluyla gerçekleşebiliyordu. Bunun içindir ki konuşma öncesi ifade biçimi olan hareket ve tavırların hem önceliği hem de konuşmayı tamamlayan bir yeri ve anlamı verdir. Güzel konuşanlar konuşmaları sırasında uygun hareket eder; gereken tavrı alır ve gösterirler.

Çeşitli görsel iletiler, vurgular, jestler ve mimikler, sözlü ve sözsüz simgeler, kişiler arası iletişim sürecini birlikte bütünlemektedir. Öyle ki bazen bir cümle içindeki sözsüz unsurların anlam değeri, sözcüklerden daha fazla ağırlık taşıyabilmektedir. (Özerkan, 2001: 18)

Çiçero (Marcus Tullius Cicéron, M.Ö. 106-43), iki bin yıl önce; “Topluluk karşısında konuşurken kazanılacak hakiki mükafatı, sinirlere hakim olmakla tarif edebilirim.” demiştir.

İnsanlar konuşma yoluyla gerçek düşüncelerini gizleyebilirler. Beden dili ise asla yalan söylemez. Bedeni hareket bir bütün olarak; jest, yüz ifadesi, yürüme, duruş ve bedenin kassal gerginliğidir.

Fikirlerini ve hislerini, dürüst bir biçimde karşısındakine anlatmak isteyen herkes, beden dilinden yararlanmalıdır. Beden hareketi, içten gelmeli ve konuşmacının karşısındakine, duygu ve düşüncelerini iletmek arzusunun, doğal bir sonucu olarak yapılmalıdır.

Konuşma, kişinin karşısındaki kişi ya da kişilerle iletişim olayıdır. Bu iletişim sırasında söz ve ses kadar, mimik denilen yüz ve beden hareketleri, elden geldiğince olumlu biçimlerde kullanılmalıdır. Kişi, genelde her türlü sözsüz ifadeden, söylediklerindeki boşlukları doldurmak ya da hiçbir şey söylemezken bir şeyler anlatmak için yararlanır (Türkoğlu, 2003: 28).

Rahat Duruş ve Canlılık
Put gibi hareketsiz oturan, ya da bulunduğu yere çakılmış gibi ayakta duran konuşmacı ilgiyi dağıtır. Konuşmacı ister oturuyor olsun, ister ayakta dursun, bedenin canlı ve hareketli olması, söylenenleri tamamlayan bir husustur.

Beden, bir bütün oluşturacak biçimde ahenkli olarak   hareket etmelidir. Hareketin sözcüğe, sözcüğün harekete uydurulması gerekir. Jest, açıklamak ya da ısrarla üzerinde durmak için, içten duyulan bir arzunun sonucu olarak yapılmalı ve pek fazla göz alıcı olmamalıdır. Çünkü jest, hiçbir zaman bütün dikkati üzerine çekmemelidir. İlginç bir konu, uyuşuk konuşmacının   dilinde anlamını yitirebilir; çekici bir konu da, canlı biçimde sunulmazsa yalnızca sözcüklerden ibaret kalır.

Gövde
Konuşma hızının beş katına varan bir düşünme hızına sahip olan insan, konuşma süresince, söylenenleri dinlerken başka şeyler de düşünmekte, bu arada konuşmacının duruşunu hareketlerini de incelemektedir. Hem söylenenler, hem onları daha anlamlı, daha dinlenir hale getiren jest ve mimikler, anlatıma güç katar ve ayrıca dinleyenlerin konuşma ortamından kopmalarını, hayal kurmalarını, başka şeyler düşünmelerini önler (Çongur, 1999: 107).

1950'li yıllarda Birdwhistell'in araştırmalarıyla temeli atılan beden dilinin incelenmesi bir kinetik konusudur. Bu araştırmaların vardığı sonuçlara göre, göz ve odak noktası olan göğüs, görsel iletişim olayında merkez sayılır. Konuşma sırasında hatibin dinleyicilerle muhatap olduğu ilk yer, gövdesinin merkezi göğüstür. İnsan göğsüyle açık, kapalı, saldırgan ya da uysal bir merkez oluşturur.

Göğüs şişirilmeksizin ileride tutulmalıdır. Omuzlar normal olarak çökük değil, düz olmalı; ancak askeri esas duruştan da sakınılmalıdır. Bacaklar da, vücudunuzun dengesini bozacak biçimde açık olmamalıdır. Ayakların açıklığı ise bir ayak, ötekinin biraz gerisinde olmak üzere,   l5 santimetreden fazla olmamalı; böylece beden ağırlığı eşit olarak iki ayak üzerinde bölünmelidir. (Kantemir, 1997: 60)

Eller
Bedensel iletişimde, üzerinde en çok durulacak olan ellerdir. Eller, en az bakışlar kadar anlatım gücüne sahiptir. Ellerin hareketinden, (temas ve çevirmeler) bir kişinin nasıl davranacağını kestirmek mümkündür: yakalayıcı, tereddütlü, başına buyruk ya da desteğe muhtaç… Eller arasında olan hareketler de vardır. Ellerin ovuşturulması ve sürtülmesi bunlara dahil edilir (Schober, 2003, s. 73).

Çoğu kişi için konuşurken ‘bir dert' halini alan elleri, iyi bir konuşmacı ustalıkla kullanır. ‘Ellerini nereye koyacağını bilememek' yerine, nasıl kullanacağını bilmek, onlardan yararlanmayı sağlar. Konuşma boyunca eller, cümlelere eşlik eder. Eller önde ya da arkada kilitlenmemelidir. Eller, yapılacak doğal davranışları engeller bir görünüm vermemelidir.

Konuşmada, kalkan bir elin avuç içinin gösterilmesi dostluk, ilgi, sevgi ve saygının ifadesidir. Sevilen, sayılan kişilerden ayrılırken el sallanması bundandır. Eli masaya vurmak, konuşmada kesinliği, kararlılığı anlatır. İki parmakla yapılan işaret canlılığı, baş parmağın kullanılması başarıyı, azmi gösterir. Elin yumruk haline getirilmesi, sıkılması bazen gücün, bazen öfkenin işaretidir (Çongur, 1999: 109).

Sakin Yüz İfadesi
Gövdeden sonra iletişimde en büyük ağırlık başta ve yüz ifadelerindedir. Yüz, konuşma sırasında, bedenin en anlamlı yeri, konuşmayı tamamlayan en etkili bölgesidir. Duyduklarımızı, düşündüklerimizi, tepkimizi, ister istemez yüz ifadelerimizle gösteririz; bu da tabii ki konuşmayı etkiler.

Yüz ifadelerinin yaygın ve en çok bilinenleri: ilgi, heyecan, neşe, sevinç, utanç, usanç, nefret, öfke, korku, acı, irkilme... olarak sıralanabilir. İnsanın içinde bulunduğu ruh haline göre, yüz bu ifadeleri yansıtır. Duyguları belli etmemek, yüz ifadesini denetim altına tutmakla mümkündür (Schober, 2003: 42).

Zihni Davranış
Konuşmacı, bütün dikkatini yalnızca kendi üzerine çevirmemelidir. Bazı konuşmacılar, daima kendileriyle meşgul oldukları için, bir türlü zihni rahatlığa kavuşamazlar. Sürekli olarak kendi kendilerine, ‘Acaba yanlış yapacak mıyım, konuşmam başarısız mı olacak, yoksa gülecekler mi?' gibi sorular sorup dururlar.

Eğer, gerçekten bir fikri, karşınızdakine iletmek arzusundaysanız ve bütün dikkatinizi, kendi üzerinizde değil de, fikrinizde toplamışsanız, korku ve heyecan için zamanınızın olmayacağı açıktır.

Konuşmada; ne söylediğimiz değil, nasıl söylediğimiz daha önemlidir. Fikirler, duygular, istekler, açık ve hatasız bir dille anlatılmalıdır. Açıklıktan yoksun her cümlenin, iyi telaffuz edilmemiş her kelimenin, konuşurken vurgulamada yapılacak her yanlışın anlatımı engelleyeceği ve anlaşılmayı güçleştireceği unutulmamalıdır (Çongur, 1999: 98).

Deneyim-Alışkanlık
Konuşmacının, sinirsel gerginlik nedenlerinden biri de, alışık olmadığı bir durumun ortaya çıkacağı endişesidir. Akıllı bir hatip, konuşmada deneyim kazandıkça, böyle bir konunun zaman geçtikçe azalacağını bilir. Konuşmak için eline geçen her fırsattan yararlanmak suretiyle, alışık olmadığı durumu, alışık olduğu bir durum haline getirmesini bilir. Böylece, deneyim kazandıkça, sinirlilik hali de, her defasında biraz daha azalır.

Göz Bağlantısı (Bakış)
Konuşurken, dinleyicilerin doğrudan doğruya gözlerinin içine bakmamak, önemli bir hatadır. Bu, genellikle, ürkeklik ve korkaklık ifade eder. Korkak bir lideri ise hiç kimse izlemek istemez.

Konuşma sırasında sürekli olarak dinleyicilerden birinin yüzüne bakmak da doğru değildir. Onun yapacağı herhangi bir hareket, bize, hoş ya da nahoş gelebilir. Bizi, şu ya da bu biçimde tahrik eder; söz ve fikir akışını şaşırtabilir. Sözler sırasını kaybedebilir. Onun için, dinleyicilerin bütününe bakılmalıdır.

Konuşmanıza ilginin sürmediğini hissettiğiniz an, dikkati tekrar toplamak üzere, gereken hallerde harekete geçmelisiniz. Daha geniş anlamda, ‘göz bağlantısı' doğrudan doğruya dinleyicilere seslenmek ve onlarla konuşmak demektir. Fikirlerinizi karşınızdakine aktarmak için, içinizde bir arzu duyduğunuz ve konuşma sırasında da ne söyleyeceğinizi bildiğiniz an, dinleyicinizle doğrudan doğruya bağlantı kurmuş sayılırsınız (Kantemir, 1997: 56).

Ses
Genelde sesin, insan kişiliğinin özelliklerini aksettirdiği kabul edilir. Sesin, davranışları, kişilik niteliklerini ve insanın bedeni durumunu ortaya koyduğuna inanılır. Zayıf ve özür diler gibi çıkan bir ses, bu niteliklerin, o sesi çıkaran kişide var olduğuna işaret eder. Fazla yüksek ve atak çıkan bir ses ise, sahibinin ‘blöfçü bir tip' olduğunu belirtir.

Konuşma yapılan ortamın özelliği ve dinleyicilerin sayısına göre ses ayarlanmalıdır. En öndeki çok bağırdığınızdan, arkadaki duymadığından yakınmasın. Karşılıklı etkileşimde, iletişimi engelleyen en önemli konulardan biri gürültüdür. Gürültü, anlamı olmayan ya da anlamsız biçime dönüşen sesler bütünüdür. Anlamsız sesler çıkarmayın;   sesinizi anlamsız biçime sokmayın (Tellioğlu; 1999: 86).

Ses Tonu
Bir konuşmacı için en uygun ses tonu, tekdüze olmayan ve gerektiğinde yükselip alçalabilen bir tondur. Çok yüksek ya da alçak bir ses tonu, dinleyicileri rahatsız eder ve elverişli bir biçimde kullanılamaz. Düz ve tekdüze bir ses ise içtenlik, canlılık ve duygu ifade etmez. Öğütlenen husus şudur: ses tonunuzu, gerektiğinde bir alçalma yapmaya uygun olabilecek kadar yükseltin, ve aynı biçimde gerektiğinde yükseltilebilecek tarzda alçak tutun.

Ses Hızı
Hız, sözcük söyleyişinin ve sözcük aralarındaki duraklama sürelerinin aldığı zamandır. Bir fikrin iyice anlaşılmasının istendiği hallerde, hız, normalden çok daha aşağıya düşebildiği gibi, heyecanlı bir fikrin aktarılmasında, normalin üstüne de çıkabilir.

Ses hızını, dinleyicilerin anlayışına en uygun biçimde ayarlayın. Çeşitlilik esastır. Tekdüzelikten kurtulmak için, konuşma hızınızda sık sık değişiklik yapın. Arada, sessiz geçen dakikalar olursa endişe etmeyin. Duraklamalar, konuşmanın noktalama işaretleri olduğu kadar, dinleyicilerin dikkatini toplama ve saklamada da en gelişmiş biçimi oluşturur.

Önemli fikirleri ileri sürmeden önce ve söyledikten sonra duraklayın; dinleyicilerin gözlerinin içine bakın. Bu sessizlik, dinleyenlerin dikkatini toplamaları için yararlıdır.

İyi Söyleyiş
Her etkili ve güzel konuşma, önce zengin bir ‘söz dağarcığı'na dayanır; sonra da yeterli bilgiyle gerçekleştirilir. Konuşmanın söz söyleme sanatında sahip olduğu yetenek, ses özellikleri, konuşma rahatlığı ancak doğru bilgiyle beslenirse başarıya ulaşılır (Çongur, 1999: 96).

Söyleyiş üzerinde dururken, İstanbul Türkçesi'ni temel almak zorundayız. Bu, her sözcüğün hecelerini, açık biçimde söylemek demektir. Mırıldanarak, kapalı biçimde söylenen sözcükler, konuşmanın, zihni bir derbederlik halinde olduğunu gösterir. Konuşurken, ağzınızı yeter derecede açın. Dinleyicilerin tümünün, teker teker sizi derhal anlayabilmeleri gereklidir.

Konuşmanın başarısı, sunuluş biçimine bağlıdır. Konuşma, ne kadar iyi hazırlanmış olursa olsun, söylemek istediğinizi başkalarına aktaramadıkça ve onların anlamasını sağlayamadıkça, başarılı bir konuşmacı olamazsınız. Konuşmak, sonunda insanın kalbini sözüne katmasıdır (Carnegie, 1993b: 149).

Esop dil konusunda şunları söylemiştir (Kantemir, 1997: 51):

En iyi ile en kötüyü, bünyesinde toplayan tek uzuv, dildir. Dil döndükçe, öğretir, muhabbet telkin eder, azim, şevk ve iman verir. Madalyonun ters tarafı da vardır. Aynı dil, zem eder, yalan söyler, iftira eder. Çünkü o, iyilik ve kötülüğü, hücrelerinde beraber barındıran beynin ifade vasıtasıdır.

Okuma
Dil yeteneği, okuma ve dinlemeden oluşan anlama, yazma, konuşma ve anlatmaya dayalı temel becerilerle kazanılır. Sağlıklı bir düşünce ve iletişim için, bu becerilerin birbirleriyle uyumlu bir biçimde geliştirilmesi gerekmektedir.

Okumanın gerçek amacı, anlamı doğru ve çabuk kavramaktır. Sözcükleri ayırma ve tanıma, bunları anlamlarıyla algılama, anlamı kavrama, okuma eylemini meydana getirir.

Okuma bir amaç değil, bir araçtır; okumanın sonunda bir yarar sağlanmalıdır. Şöyle ki, günümüze ışık tutmuyorsa tarih okumanın, öz varlığımızı düzeltmeyecekse ahlak okumanın bir gerekliliği yoktur.

Kişi okumayı, bir alışkanlık haline getirmelidir. Her değerli eser, başlı başına bir hayat kürsüsüdür. Toplumların, uygarlık, kültür ve sanatları, okumakla öğrenilir; incelenir. Yazarların, ciltlere sığdırdıkları insanoğlunun duygu, düşünce ve fikir dünyaları, onlarla beraber yaşamışçasına, ancak okumakla paylaşılır.

Düzgün yazma ve konuşma okumakla da geliştirilir. Okuma gözlem ve düşünceyle birleşince, sözlü ve yazılı anlatım güç kazanır. İyi ve seçkin eserleri okuma sayesinde, kişinin dünya görüşü genişler; bilgisi artar,   sanat zevki incelir ve zekası keskinleşir.

Yani okuma, sadece harflerin seslendirilmesi değildir. Çünkü dil, düşünceyi ve duyguyu iletme noktasında, bulunduğu kültürü ve toplumu yansıtan bir ayna konumundadır. (Gürses, 1996: 98)

Bir başka deyişle, okuma, dil kurallarına uyularak yazılmış iletişimleri, duyu organları yoluyla algılamak, kavramak, anlamlandırmak, yorumlamak, düşünce yürütmek ve yargıya varmaktır. Bir bakıma bellekle duyu organlarının ortaklaşa yaptığı bir etkinliktir.

Sonuç
Gazeteciler meslekleri gereği haber araştırırken kaynaklarına sorular sorar, onlarla yüz yüze görüşme yapar ya da basın toplantılarında sorular yöneltir. Bunların yanı sıra gazeteciler sık sık panel, açık oturum, sempozyum, forum gibi toplantılara ya yönetici ya da konuşmacı olarak çağırılır. Bu tür toplantılardaki davranış biçimi, konuşma içeriği ve ifade yöntemi, gazetecilerin mesleki yaşamına çok önemli katkılarda bulunabilir. Bu nedenle haberci, iyi, içeriği dolu, akıcı ve etkili konuşma yetisine de sahip olmalıdır. (Girgin, 2005: 346)

Başta söz sanatlarıyla uğraşanlarla basın ve yayın ile ilgili mesleklerde çalışanlar (medya mensupları) olmak üzere bir çok meslek doğrudan konuşmayla ilgilidir. Konuşurken cümlelere yüklenen anlam, yapılan tonlama, cümle kurarken seçilen kelimelerin ses özellikleri ve ruh inceliği, hep bireyi yansıtır; kişiliği ortaya koyar.

Kişi konuşmasıyla, ifadesinin bütünündeki doğruluk ve güzellik yoluyla kendisini tanıtır ve anlatır. Bu nedenlerle mesleğini yaparken işine konuşmasını da katan, nerede nasıl konuşacağını bilen kişi (özellikle medya mensubu) o ölçüde başarıya ulaşır.

Konuşmaya, dinleyiciye birkaç kelimelik uygun bir hitaptan sonra   bir soru, bir slogan, bir atasözü, ilginç bir başlık, önemli bir çağrı ya da bir fıkrayla başlanabilir (Tellioğlu, 1999: 67).

Konuşmanın, bir konuyu irdelemek,   ya da kişileri eyleme yöneltmek, bilgilendirmek, inandırmak ya da eğlendirmek vb. gibi belirgin amacı bulunduğu başta açıkça belirtilmelidir (Carnegie, 1993a: 128).

Konuşmanın içine kısa anekdotlar ya da   kişisel bir iki öykü serpiştirilmelidir (Oury, 2000, s. 28).

Konuşmacı, konulara netlik getirmeli, kaypak ifadeler kullanmamalı; görüşünü baştan ortaya koymalı, süreç içinde değiştirmemelidir.

Ele alınacak konunun en fazla 2-3 yönü irdelenmeli; ölçüsüz karşılaştırmalar ya da gereksiz ayrıntılarla konu fazla dağıtılmamalıdır (Tellioğlu, 1999: 82).

Dinleyiciler bir araya toplanmalıdır. Eğer dinleyiciler seyrek aralıklarla oturmuşsa, onlardan kürsüye daha yakın yerlere, özellikle konuşmacının karşısına oturmaları istenmelidir.

Konuşmacı, dinleyicilerine yakın durmalı; onlarla yakınlık kurmalı, sorular sorarak onları konuşmasına ortak etmelidir (Carnegie, 1993a: 118).

Konuşmacının önünde bakacağı notları bulunmalıdır. Bu, hem konuşmacıyı rahatlatır, hem de onun inandırıcılığını artırır.

Konuşmacı, kendi hazırladığı metne sadık kalmalı, bazı ana unsurların üzerinde ısrarla durmalı, anahtar terimleri tekrar etmelidir (Simonet, 2002: 70).

Masada bulunacak, gözlük ya da kalem gibi küçük aksesuarlar, konuşmacı sıkıldığında, onun bunlarla oynayarak zaman kazanmasını, fikirlerini toparlamasını ve bir süre yargılamacı gözlerin etkisinden kurtulmasını sağlar.

Kürsünün üstünde sürahi, bardak ya da eşya (çanta, kırmızı çiçek, şapka, vb.) bulundurmamalıdır. Bunlar, konuşmacının hareketlerine engel olacağı gibi, dinleyicilerin dikkatini üzerlerine çeker.

Işık konuşmacının yüzüne vurmalıdır; dinleyiciler, konuşmacıyı netlikle görmek ister. Böylece konuşmacının yüz ifadesi, mimikleri, çoğu zaman sözlerinden daha derin anlamlar taşıyacaktır.

Konuşmacının arkasına çekilmiş koyu renkli bir perdeden (ya da yerleştirilmiş bir fondan) başka ne arkasında, ne yanında dinleyicinin dikkatini o tarafa çekecek hiçbir eşya bulunmamalıdır.

Konuşmacı kürsüdeyken yanında ya da arkasında kimse bulunmamalı; salonda da kimse dolaşmamalıdır.

Konuşmacı sandalyesine hafifçe yaslanarak, vücuduna ‘hücuma hazır' biçimi vermeli; bunun dışında, dengesizlik ve güvensizlik görünümü yaratmamak için herhangi bir eşyaya dayanmamalıdır.

İlgi dağılmaya yüz tuttuğunda, görsel araç gereçlerden (fotoğraf, video film, tepegöz vs.) ölçülü bir biçimde yararlanmak olumlu sonuç verir.

Açıklıktan yoksun her cümlenin, iyi telaffuz edilmemiş her kelimenin, konuşurken vurgulamada yapılacak her yanlışın anlatımı engelleyeceği ve anlaşılmayı güçleştireceği unutulmamalıdır.   Bu yüzden bilinen ve anlaşılır kelimelerle kısa ve düzgün cümleler kurulmalı; elden geldiğince devrik cümle kullanılmamalıdır (Oury, 2000: 62).

İyi bir konuşmacı, dakikada 150 kelimeyi hatasız söyleyebilmelidir (Girgin, 2002: 350).

Konuşmacı, doğruluğundan emin olunmayan söylentileri dile getirmekten, başkalarını kıracak ölçüsüz sözcüklerden, özellikle argo deyimler kullanmaktan kaçınmalıdır.

Konuşmacı sık sık çağrılar yaparak, talimat anlamına gelecek sözler kullanmamalı; savunmaya geçmemeli ya da özür dileyerek günah çıkartmamalıdır (Carnegie, 1993b: 205).

20 ya da 30 dakikalık süreyi aşmamaya özen gösteren konuşmacı, dinleyicilerden gelen tepkileri de değerlendirmeli; ancak etki altında kalmamalıdır.

Sözlerini, anlattıklarının kısa bir özetiyle bağlayan konuşmacı, bitirişte öyle bir ustalık sergilemelidir ki, konuşma, onama ya da hak edilen alkışlarla noktalansın (Çongur, 1999, 110).

KAYNAKLAR
Carnegie, D. (1993). Etkili Konuşmanın Çabuk ve Kolay Yolu. İstanbul: Star Yaprak Yayıncılık.
Carnegie, D. (1993). Söz Söyleme ve İş Başarma Sanatı. İstanbul: Deniz Kitaplar Yayınevi.
Çongur, R. (1999). Söz Sanatı, Güzel Söz Söyleme. Ankara: TRT.
Gasset O. Y. (1995) İnsan ve ‘Herkes'. Neyire Gül Işık (Çeviren). İstanbul: Metis.
Girgin, A. (2005). Haber Yazmak. İstanbul: DER Yayınları.
Reşide Gürses, “Okuma Anlama Üzerine”, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Bülteni, Ankara: Eylül 1996, Sayı: 28, Cilt: IX.
Howard, V. A. ve J. H. Barton, (1998). Tartışma Sanatı. İstanbul: Beyaz Yayınları.
Kantemir, E. (1997). Yazılı ve Sözlü Anlatım. Ankara: Engin Yayınevi.
Oury, P. (2002). Rédiger Pour Etre Lu. Brüksel: De Boeck Université.
Özdemir, E. (1983). Yazı ve Yazınsal Türler. İstanbul: Varlık Yayınları.
Özerkan, Ş. (2001). Medya İletişim ve Dil. İstanbul: Martı Yayınevi.
Radyo ve Televizyon yayınlarında Türk Dilinin Kullanımı. (1999). Ankara: TRT.
Schober, O. (2003). Beden Dili (Davranış Anahtarı). İstanbul: Arıon Yayınevi.
Sennett R. (1996). Kamusal İnsanın Çöküşü, Serpil Durak, Abdullah Yılmaz(Çeviren). İstanbul:Ayrıntı.
Simonet, R. ve J. (2002 ). Not Alma Teknikleri. İstanbul: Arıon Yayınevi.
Söylemez, Y. (2005). Görgüsüzlük Çağı. Ankara: ODTÜ Yayıncılık.
Tellioğlu, C. (1999). Güzel Konuşma Pratiği (El Kitabı). İstanbul: Timaş Yayınları.
Türkoğlu, N. (2003). Kitle İletişimi ve Kültür. İstanbul: Naos Yayınları.
Yörük, Y. (1978). Güzel Konuşma-Yazma Kılavuzu. Ankara: Eğitim Yayınevi.
Yurdanur, C. (2000). Türk Edebiyatına Analitik Bakış. İstanbul: Reba Yayınları.