Makaleler Slogan

Yanlış yapmayan insan yoktur.
İnsanlık, yanlışlığı kabul ve düzeltmekle ölçülür.

Einstein

Makaleler Başlık

Makaleler

Türkiye'de Yerel Basın ve Resmi İlan (A) (Türkiye'de Yerel Basın - İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Yayınları, 2007.)

Giriş

Basının temel işlevi, yaşanan çevre, toplum, ülke ve de uluslararası ortamdaki gelişen olaylara ilişkin haberlerle bireyi aydınlatarak, kanaatlerini sürdürmesini, güçlen¬dirmesini, değiştirmesini ya da tepkisiz kalmasını sağlamaktır. Çağdaş demokratik rejimlerde, yasama, yürütme ve yargıdan sonra dördüncü güç haline gelen basın, gerçekleştirdiği kamu görevinin yanı sıra demokrasinin ve özgürlüklerin korunmasında da, öteki güçlerin en büyük destekçisi olmaktadır.(1)
Basının kamu görevi, “haber vermek, bilgilendirmek, denetlemek, eleştirmek, eğlendirmek, yöneticilerle halk arasında diyalog kurmak, böylece kamuoyunun oluşmasına katkıda bulunmak ve oluşan kamuoyunu açıklamak” olarak tanımlanmaktadır. Bir başka deyişle basın, kamuoyu oluşturan değil, kamuoyunun oluşmasına katkıda bulu¬nan araçların en önemlilerinden biridir.(2)

İfade Özgürlüğü
Sağlıklı bir kamuoyunun oluşabilmesi için de, düşünce ve kanaatleri ifade edebilme ve yayma özgürlüğünün bulunması, olmazsa olmaz bir koşuldur. Ancak uygulamada, bütün önlemlere rağmen bu özgürlük, siyasal tutumlar ve ekonomik koşullar nedeniyle kısıtlanabilmektedir. İfade özgürlüğünün kısıtlanması, başka bir deyişle kişi ve grupların, kanaatlerini ifade edememeleri ya da duyuramamaları, yalnızca yasaların gücüne ve siyasal iktidarın uygulamasına bağlı değildir.
İfade özgürlüğünün gerçekleşmesinde, bu özgürlüğün kullanılmasına olanak sağlayan kitle iletişim araçlarının yöneticilerinin görev anlayışları ve bu araçların toplumdaki işlevleri de önemli bir rol oynar. Basının görev anlayışı, bu anlayışın uygulanış biçimi, yayın politikası, hedef kitlenin beklentileri, ifade özgürlüğünün gerçekleşmesi ve dolayısıyla kamuoyunun biçimlenebilmesini doğrudan etkiler.
İfade özgürlüğünün bir başka kısıtlanma biçimi de toplumsal yapıdır. Bir toplumun yapısal özellikleri, bireylerin haberleşme biçim ve yöntemlerini de belirler. Toplumdaki bireylerin ifade özgürlüğünü kullanabilmeleri için görme, dinleme ve konuşma özgürlüklerinin yanı sıra “görülmüş olma” ve “duyulmuş olma” gibi özgürlüklere de sahip bulunmaları gerekir. Bu tür özgürlüklerin savunucuları da, ülkenin kitle iletişim araçları olmalıdır.(3)

Küreselleşme
Küreselleşme, (globalleşme) kavramı, ağırlıklı olarak 1980’lerden sonra gündeme yerleşmiştir. Ancak ilk yıllarda, tanım ve kapsam konusunda, tam bir uzlaşmaya varılamamıştır. Genel olarak, küreselleşme, “Ülkeler arasındaki ilişkilerin yaygınlaşması ve gelişmesi, ideolojik ayırımlara dayalı kutuplaşmaların çözülmesi, farklı toplumsal kültürlerin, bir anlamda maddi ve manevi değerler çerçevesinde oluşmuş birikimlerin, ulusal sınırları aşarak dünya çapında yayılması” olarak tanımlanmaktadır.(4)
Bir başka tanıma göre küreselleşme: Hangi alanda olursa olsun, ekonomiden sanata, bilimden iletişime herhangi bir çalışmada, üretimde ve yapımda, dünya çapında geçerliliği, ağırlığı, öncülüğü olan normların, ölçütlerin dikkate alınması ya da etkili hale gelmesi, benimsenmesi; dünyaya açılarak yerelliğin, ulusallığın reddedilmeksizin dışına çıkılması ve evrensellikle bağdaştırılması, birleştirilmesidir.(5)
“Malların, sermayenin, hizmetlerin enformasyonun ve emeğin tek tip düzenleme altında dünya çapında dolaşımı ve bunun giderek anındalaşmaya yönelmesi” ya da başka bir tanımla “Dünya’nın tek bir mekan haline gelmesi süreci” olarak da açıklanmaya çalışılan toplumlararası bütünleşme, özellikle kitle iletişim araçlarından aktarılan haberlerde, görüntülerde yaşanmaktadır.

Yerel Değerler
Ancak her toplum, tüm bütünleşme görüntülerine rağmen kendi kimliğini, varlığını, kültürünü ve yaşam biçimini de koruma içgüdüsüyle davranmaktadır. Kimi yöreler, görünürde küresel ilişkiler içinde yer alırken, yerel değerlere dönüş eğilimleri sonucu, gerçekte bu ilişkilerden koparak hızla kendi içine kapanmaktadır.
Bu çabanın göstergelerinden biri de, her toplumun kendi içinde daha yerel kurumlara, iletişime ve yaşama gereksinim duyarak, yerel iletişim araçlarına önem vermesidir. Çünkü birey, yerel ilişkilerle yaşadığı çevreye, kültüre ve topluluğa daha yakın bir bağlılık ve ortaklık duygusuyla yaklaşmaktadır.
Bu nedenlerle hemen hemen tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, kitle iletişim araçları iki yönlü bir ilerleme süreci içine girmişlerdir. Bir bölümüyle sınırları aşan bir bütünleşme süreci yaşanmakta, öte yandan her kent, her kasaba, hatta her semt, her mahalle yerel gazeteye, radyoya, televizyona sahip olmak istemektedir.(6)

Yerel Basın
Günümüzde yerel basın, ülkenin çeşitli yörelerinde, özellikle büyük kentler dışındaki yerleşim birimlerinde, il, ilçe ve beldelerde, günlük, haftalık ya da daha fazla aralıklarla yayımlanan, yayımlandıkları yörenin haberlerini veren, sorunlarını dile getiren, halkın isteklerini ilgililere aktarmayı hedefleyen yazılı basın organlarıdır.(7)
Bu çerçevede yerel basın, bireyin yöresel yaşamındaki en büyük yardımcısı ve başvuru kaynağı olmaktadır. Çünkü yerel basın, yayımladığı haberler, fotoğraflar ve ele aldığı sorunların yanı sıra kentin gereksinimleri, kentteki kültürel ve sosyal etkinliklere ilişkin aktardığı bilgilerle bireye “yaşanan yer” duygusunu, yaşadığı yerin bir parçası olduğu düşüncesini kazandırmaktadır. Günümüzde yerel basın, yöre halkının kültürel kimliğini koru¬mak, haklarına sahip çıkmak, yöreye saygın bir konum kazandırmak görev ve yükümlülüğünü üstlenmektedir.(8)
Bu nedenle, yerel gazetelerin işlevleri, görevleri ve sorumlulukları, en az yaygın basın kadar önemlidir. Bunun somut kanıtı da, birçok Avrupa ülkesindeki yerel-bölgesel basının toplam tirajının, yaygın basının toplam tirajından birkaç kat fazla olmasıdır. Bu belirleme şöyle değerlendirilmelidir: “Anılan ülkelerde halk, yaygın basından daha çok yerel-bölgesel basına ilgi ve gereksinim duymaktadır.”(9)

Anadolu ya da Taşra Basını
Yerel basın, “Yalnızca belirli bir bölgede yayımlanan ve okunan, ulusal haberlerden farklı olarak, yerel haberlerin ve konuların yer aldığı gazeteler” ya da “genel olarak bir kasaba ya da kentte yaşayan insanları ilgilendiren haberlerin yer aldığı ve o kentte yayımlanan gazete” olarak da tanımlanmaktadır.
Yerel (yöresel) basın, Türk kamuoyunda “Anadolu basını” ya da “taşra basını” olarak da adlandırılmaktadır. Genel bir anlatımla yerel basın, sınırları dar ve tanımlanmış bir yörede, (kasaba, kent ya da bölge) yöre halkını bilgilendirmeye, eğitmeye, eğlendirmeye, böylece kamuoyunun serbestçe oluşmasına katkıda bulunmaya çaba gösteren kitle iletişim araçlarıdır.(10)
Basın tarihi incelendiğinde görülmektedir ki, gazetelerin çok büyük bir bölümü yerel olarak doğmuş, bazıları ekonomik ve teknolojik gelişmelerden yararlanınca, yerel özelliklerini terk ederek ulusal, hatta Avrupa'daki bazı gazeteleri hatırlamak gerekirse, uluslararası olmuşlardır. Örneğin bugün ulusal nitelik taşıyan, hatta Avrupa’da bile baskı yapan birçok Türk gazetesinin, İstanbul dışına gerçek anlamda dağıtım yapmaları, ancak 1960’lı yılların başlarında gerçekleşmiştir.

Temel Nitelik
Genelde, ulusal ya da uluslararası kitle iletişim araçları, bireylere düşünemedikleri, ulaşamadıkları dünyayı sunarken, onların içinde yaşadıkları sorunları çözememekte ve toplum üyeleri kendi sorunlarıyla baş başa kalmaktadır. Yerel basının temel özelliği ise yayımlandığı yörede, bireylerin sorunlarını çözmelerine yardımcı olmak, bireyler arasındaki ilişkilerin olumlu yönde gelişmesini sağlamak, yerel düzeydeki kamuoyunun oluşmasına katkıda bulunmak ve bu arada yerel yönetimleri bir ölçüde denetleyerek, eleştirerek kamu görevi yapmaktır.
Bunun için yöre halkının değerlerini tanımak çok önemlidir. Çünkü hiçbir yaygın basın gazetecisi ya da çalışanı, yöre halkını yerel basın çalışanı kadar tanıyamaz. Bu çok önemli bir özelliktir. Yörenin özelliklerini en ince ayrıntısına kadar yörenin gazetecisi, yerel gazeteci bilir. Yaygın gazetecinin bunları bilemediği de, zaman zaman aktarılan yanlış bilgi ve yorumlardan ortaya çıkmaktadır.(11)

Yöre Halkının Moral Kaynağı
Yerel basın, bölgenin ve bölgede yaşayanların her türlü sorununu ve bu sorunların karşısında üretilebilecek çözüm önerilerini gündeme getirmekte, böylece yerel yönetim ile merkezi yönetim arasında köprü işlevi görmektedir. Aslında yerel basın, bir yönüyle ülke basınına malzeme sağlamakta, onları uyarıcı görevler üstlenmekte, onlara yardım ortamı hazırlamaktadır.
Yerel basın, doğrudan bölge halkıyla iç içe yaşadığı için, bölgede gelişen olaylara çok daha yakındır. Bölgeyi ve bölge halkını iyi tanır. Yerel halk, kendi gazetesinde kendi sorunlarını, gelişmelerini, sesini, yüzünü görür. Kendisiyle ilgili her şeyi daha yakından izler; olaylara daha yakından sahip çıkar.
Yöre halkının moral kaynağı olan yerel basın, bireylerin, çevreleriyle ve kendileriyle barışık, ilgili, bilgili ve yetkilileri yönlendirici yaşamalarını sağlamakla yükümlü, dolayısıyla da çok önemli bir görevi üstlenmiş bir kurumdur. Yerel iletişim çevre koşulları içinde, yerel gazeteler, kitle iletişim araçları açısından, en önemli anahtar unsurlardır. Yerel gazeteler bir anlamda yerel halkın kulağı, gözü ve sesidir. Bu gazeteler halkın kimi zaman günlük yaşamını düzenler. Bu nedenlerle modern yerel gazeteler, kitle iletişimi açısından toplumun en öncelikli araçlarıdır.(12)

Yönetenlerle Yönetilenler Arasında Köprü
Yerel gazeteler, zaman zaman devlet temsilcileri ile kamu yetkililerinin, kullanım ve propaganda aracı olarak görülseler de, aslında yörede yönetenlerle yönetilenler arasında bir köprü durumundadırlar. Yerel kamuoyunun temel iletişim aracı olan yerel basın, yöredeki kamusal çalışmaların, yatırımların, uygulamaların da denetçisi konumundadır. Çünkü küçük kentlerde, yabancılaşma büyük kentlerdeki gibi olmadığından, gazeteci, yakın çevresindeki gelişmelerle daha bir ilgilidir. Bu yüzden yoğun bir küreselleşmenin yaşandığı günümüzde, bir yandan yerel ve yöresel kalma eğilimi de gelişmektedir. Bireyler “zorunlu dünya vatandaşı” olurken, yerel bağlarını koparmanın kendilerini yalnızlığa sürükleyeceği bilincini taşımaya başlamışlardır. Bir yandan da siyaset ve yönetimdeki merkeziyetçilik terk edilmeye başlanmıştır.

Yetkilerin Yerel Yönetimlere Kaydırılması
Şöyle ki, Türkiye’de de merkezi ekonomik, siyasi, kültürel, sanatsal ve iletişimsel anlayış terk edilerek, merkezde toplanmış yetkilerin ülkenin ve çağın koşullarına uygun olarak, yerel yönetimlere kaydırılması gerektiği düşüncesi, ağırlık kazanmaktadır.
Türkiye’de artık, bölgesel yönetimlerin, meclislerin ve ekonomilerin ön plana çıkarılması tartışılmakta, bu konuda çeşitli tasarılar hazırlanmaktadır. Çünkü Türkiye’de yaşanan önemli tıkanıklıkların başında, yerel anlamda büyüyen sorunları merkezin çözememesi, bunlarla uğraşırken hem para hem de zaman kaybına uğraması gelmektedir.
Bu nedenlerle artık yerel yönetimlerin öncülüğünde, her kentin ve bölgenin yatırımlarını gerçekleştirmesi, gereksinimlerini gidermesi, sorunlarını kendilerinin çözmesi gerekmektedir. Bu anlamda yerel yönetimlerin artık çağa ve ülkenin gereksinimlerine göre nitelikli kadrolarla, akılcı ve işlevsel organizasyonlarla, parasal kaynakları güçlen¬dirilmiş bir yapıya sahip olmaları gerekmektedir.

Habitat II.Kent Zirvesi
Nitekim, 1996 Haziran ayında İstanbul’da düzenlenen, “Birleşmiş Milletler Konferansı, Habitat II.Kent Zirvesi, Türkiye Ulusal Rapor ve Eylem Planı”nda, yerel yönetimlerin geliştirilmesi için ortaya atılan bir dizi önlem arasında şunlar dikkat çekicidir:
“Tüm ülke mekanı, hiçbir boşluk bırakmayacak biçimde kentsel alanlar ve onların hizmet ettiği kırsal kesimleri de içeren yerel yönetim ağıyla kaplanmalıdır. Böyle bir yerel yönetim sisteminin güçlü kılınabilmesi için, yetki alanının genişletilmesi gerekir. Bu genişletmekte, ‘subsidiarity’ (hizmetin en yakın yönetim biriminde üretilmesi) ilkesi esas alınmalıdır.
Yerel yönetimlerin yetkilerinin geliştirilmesi demokrasinin kalitesinin gelişmesini otomatik olarak sağlamaz. Yerel yönetimlerin yetki alanlarının genişletilmesinin demokrasiyi geliştirici bir etki yapabilmesi için saydam ve etkili bir denetim ve ahlak, hesap verme mekanizmasının kurulması, katılımcı süreçlerin geliştirilmesi ve bu konuda kurumsal kanalların açılması gerekir.”(13)
Aynı raporun bir başka maddesinde de, “Yerel yönetimlerin yeniden düzenlenmesinde, yerel yönetimler ile halk arasında yakınlaşmayı sağlamak, yönetime doğrudan katılma ve denetim olanaklarını artırmak, yerel yönetime temel dayanak noktaları oluşturmak, halkla yüz yüze ilişkileri, bilgi alış verişini geliştirmek amacıyla “mahalle” bir ilk basamak yerel yönetim birimi olarak, yeni bir işlevsel yapıya kavuşturulmalıdır.” denilmektedir.(14)

Yerele Yöneliş
Görüldüğü gibi, ABD ile Avrupa ülkelerinden çok geç olsa bile, Türkiye’de de “yerel”e yönelişin girişimleri başlatılmaktadır. Ekonomik ve toplumsal gelişmenin yanı sıra bu girişimler de, yerel gazeteciliğe büyük bir ivme kazandıracaktır. Çünkü yerel basın, ülkenin gelişmesine koşut bir biçimde büyümektedir. Örneğin, Avrupa’nın en gelişmiş ülkesi sayılan Almanya’da, 414 yayınevi tarafından basılan 1.617 gazetenin toplam tirajı 30 milyon adeti bulmaktadır. Bu miktarın yaklaşık 20 milyon adetini yerel gazetelerin tirajı oluşturmaktadır. Yapılan bir araştırmaya göre, bu ülkede her yerel gazete, günde en az 3 kişi tarafından ortalama 28 dakika okun¬maktadır.(15)

Türkiye’deki Gerçek Durum
Yukarıda dile getirilen işlevler, ne yazık ki, ülkemizde çok az sayıdaki yerel gazete tarafından gerçekleştirilmektedir. 1993 yılında 876 gazete üzerinde yapılan bir araştırmaya göre:
Bu yayın organlarında 3.000’e yakın kişinin çalıştığı var sayılmaktadır. Yine bazı kaynaklar, yerel basın kuruluşlarında fiilen çalışanların sayısının 3.500 dolayında olduğunu bir o kadar kişinin de yerel basına gönüllü destek verdiklerini ileri sürmektedirler.
Bu gazetelerden 588’inin tirajları 1.000’den azdır.
10.000’in üzerinde tirajı bulunan yerel gazete sayısı ancak 4’tür. Bunların da 2’si Bursa’da yayımlanmaktadır.
Yerel gazetelerin 24’ü 1950 yılından önce, 264’ü ise 1990 yılından sonra yayın hayatına atılmışlardır.
Yerel gazetelerin 330’u günlüktür. 319’u ise haftada bir gün yayımlanmaktadır.
Yerel gazetelerin 368’inin yüzölçümleri 0.50 m2’den küçük, 424’ünün ise 0.50-1 m2 arasıdır.
Yerel gazetelerin 342’si aile şirketi biçiminde yönetilmektedir.
Yerel gazetelerin 247’si elle, 342’si makineyle, 274’ü ise bilgisayarla dizilmektedir.
Yerel gazetelerin 542’si tipo yöntemiyle, 274’ü ofset tekniğiyle basılmaktadır.
146 yerel gazete 1’er kişi tarafından, 227 gazete ise 2’şer kişi tarafından hazırlanmakta, dizilmekte ve basılmaktadır.(16)

11 Yıl Sonra Yine Benzer Sonuçlar
Bu verilerde, 11 yıl sonra da köklü değişiklikler gerçekleşmemiştir. Nitekim Türkiye’de 2004 yılında, 422’si illerde, 453’ü ilçelerde olmak üzere 875 yerel gazete yayımlandığı belirlenmiştir.
Bu gazetelerin 519’u her gün, 12’si haftada 5 gün, 10’u haftada üç gün, 37’si haftada iki gün, 274’ü haftada bir gün, 12’si on beş günde bir, 11’i ayda bir yayımlanmıştır.(17)
Söz konusu 875 gazetenin 595’inin (%68) yüzölçümü 0.80 m2 ve daha küçüktür. 875 gazeteden yalnızca 3’ü (%0.3), en büyük boyut sayılan 4.00 m2’den yayımlanmaktadır.
1.80 m2 ile en büyük boyut sayılan 4.00 m2 arasında yayımlanan gazetelerin sayısı ne yazık ki yalnızca 60’tır (%6.85).
Bir başka örnek vermek gerekirse: 2005 Yılı Aralık Ayı verilerine göre, gelişmiş il saydığımız Adana’daki 12 yerel gazetenin her birinin tirajı bin dolayındadır.
Gaziantep’te yayımlanan 15 yerel gazetenin her birinin tirajı da bin civarıdır.
Aynı biçimde, Kayseri’de yayımlanan 19 yerel gazetenin her birinin ti¬rajı da yaklaşık bindir.