Basından slogan

Kula bela gelmez
Hak yazmadıkça.
Hak bela yazmaz
Kul azmadıkça!

Hz. Mevlana

Basın başlık

Basından

Kitle iletişim Araçlarının 21. Yüzyıl’daki Üretimi…

İlk gazetelerin yayımlandıkları 17.yüzyıl’ın ortalarından bu yana “kitle iletişim araçlarının, haber ve yorum üretimi yayımı aşamalarında, ahlaki ilkeleri neler olmalıdır?” sorusu, güncelliğini korumaktadır.

Bunun nedeni, hemen her dönemde basında,”birilerinin hoşuna gitmeyen” haberlerin yer almasının yanı sıra gazetecilerin de bazı kuralları çiğnemek için gösterdikleri özel çabaların yoğunluğu olmuştur.

Gazetecilerinin bu yöntemlerini, “haber için her şey mubahtır.” Görüşüyle savunmuşlar; ötekiler ise “haberden önce gelen değerlerde vardır.” Görüşünün savunuculuğunu yapmışlardır. Bu ikilemin günümüzde de sürdüğü bir gerçektir.

Özellikle günümüzde, kitle iletişim araçlarının hızlı gelişmeleri, toplumlarda ekonomik ,politik, sosyal ve kültürel kargaşalara yol açmakta, bu alandaki değer ve ölçütlerin yeniden gözden geçilmesi zorunlu kılmaktadır.

Başta sözü edilen sorgulamanın tek nedeni, kitle iletişim yöntem ve tekniklerindeki hızlı değişimin, bir önceki değerleri, ölçütleri ve kuralları geçersiz kılması değildir.

Bir yandan da kitle iletişim araçlarının ortaya çıkışlarından bu yana,onlara yüklenen görevler ile uygulamalar arasındaki çelişki ,karşıtlık yada uyumsuzluk , ahlaki değer ve ilkelerin sürekli gündemde tutulmasına yol açıldı.

Söz konusu çelişki, karşıtlık ya da uyumsuzluk , kitle iletişim araçlarının, bir yandan dördüncü güç olarak kamu görevi yaptıkları ya da yapmak zorunda oldukları iddiasında, bir yandan da uygulamada, siyasal ya da tecimsel egemen güçlerin mülkiyetinde, denetiminde ve hizmetinde bulunmaları gerçeğinden kaynaklanmaktadır.

Bu arada bir çok ülkede, kitle iletişimi ile ilgili “etik” kurumlar oluşturulmuş ve kurallar belirlenmiş olsa bile , zaman zaman kamu görevi görüntüsü altında, gerçekler saptırılarak, üretim kasıtlı olarak biçimlendirilmesi önlenememiştir. Adı geçen etik kurum ve kurallar da egemen güçlerin çıkarları ya da  “tecimsel hedefler” söz konusu edildiğinde “rahatlıkla aşılabilen engeller” olmanın dışına çıkamamıştır.

Bu belirleme, uzun süre göz ardı edilen bir gerçeğin altını çizmektir. Artık, kitle iletişim araçlarını, bir aracı, bir aktarıcı, bir yansıtıcı, bir ayna olarak görme yanılgısı terk edilerek, onları birer ticari kuruş gibi değerlendirme zorunluluğu vardır.

Çünkü, bu kuruluşları oluşturanlar yada sonradan satın alanlar ve yönetenler kar etmek istemekte, bu nedenle de üretimi, talebe göre düzenleme ve planlama gibi, liberal-kapitalist düzenin en ilkel kuralını uygulamaktadır.

Sonuç, bazı çevrelerin bütün uyarı ve ricalarına rağmen, “mal” ya da “meta” olarak görülen bilgi hammaddesinden, haber, yorum üretmek ve “ürünü, en fazla mübadele değeriyle pazarlamak” olarak özetlenebilir.

Günümüz sorunu şudur:

“20.Yüzyıl’ın ortalarından itibaren gelişen, büyüyen tekelleşen ve globalleşen kitle iletişim araçları,                                                         21. Yüzyıl’daki üretimlerini yine liberal sistemin arz-talep dengelerine ve ilkelerine göre mi sürdürecek? Yoksa bu üretime,değişik yollardan bazı kurallar etik ilkeler dayatmak mı gerekecek? O zaman, basındaki ahlak ve sorumluluk kavramları yeniden mi tanımlanacak? Yanıt, “evet” ise bu tanımlamaları kimler yapacak? Hedefleri kimler gösterecek? Bunlar dayatılırsa, bu kez uygulama uyma ya da uyum sağlama olanağı yaratılabilecek mi? Hangi ölçüde? Hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığını konusunda son kararı kimler verecek ?'”