Basından slogan

Kula bela gelmez
Hak yazmadıkça.
Hak bela yazmaz
Kul azmadıkça!

Hz. Mevlana

Basın başlık

Basından

Medyaya Sızma Tehlikesi (Kenan Akın, Babıali’nin Sesi, Sayı 195, Eylül 2005)

Gazeteci, sık sık tartışılarak gündeme geliyor.
"Kim gerçek gazetecidir, kim değildir?" daima soruluyor, merak ediliyor ve sorgulanıyor. Gerçekten de basına sızma tehlikesi var mı? Varsa nasıl önlenebilir? Gazeteci kimdir? Sarı Basın Kartı olmayanları gazeteci saymamak ne kadar doğru bir görüştür.
Babıali hala bu meseleleri tartışıyor.
Her şeyden önce, mesleğimize intisabın veya herhangi bir sahadan geçişin çok kolay olduğunu söyleyelim.
Stajyer muhabirlikten, hatta teleks, -şimdi faks- kağıtlarını koparmaktan başlayarak yıllarca çekilen çilelerden, mahrumiyetlerden, uykusuz gecelerden sonra elde edilebilen bir makamın, paraşütle inercesine nasıl bağışlandığı biliniyor.

HERKES GAZETECİ OLABİLİR Mİ?
Ömrümüzü törpüleyen sürecin bir anda kazanılması, mesleğimizin belki de görünmeyen bir handikapı sayılıyor.
Yıllarca çırak olduktan ve imtihana girildikten sonra alınan bir diplomayla ancak berber kalfalığının kazanıldığı ülkemizde, mesleği ve kimliği ne olursa olsun, isteyen herkesin "gazeteci" olabilmesi, gerçekten de düşündürücü.
Her ne kadar, dost-ahbap, hatta kabiliyetle mesleğimize acil bir şekilde intisap edenlerin çoğu, Sarı Basın Kartı alamıyor ve Gazeteciler Cemiyeti'ne üye olamıyorsa da ticari, siyasi ve sosyal üstünlükler sağlama avantajlarını sonuna kadar kullanıyor.

BASIN KARTININ ÖNEMİ
Üstelik, ancak çekirdekten yetişme gazetecilerimizin çok önem verdiği ve onurlandığı Sarı Basın Kartı gibi, Gazeteciler Cemiyeti gibi unsurlar, onlar için hiçbir zaman önem taşımıyor. Böyle bir sorunu ortaya atarken, hiçbir kimseyi hedef almak niyetinde değiliz.
Sadece bir "çağrışım"ın sesine kulak verirken, belli yollardan ve süzgeçlerden geçmeden aramıza katılanlardan bazılarının, Türk basınına katkılarını da inkar etmemeliyiz.
Bizim üzerinde ısrarla durmak istediğimiz, bu tür sızmaların mesleğimizi kemirdiğini, erozyona uğrattığını öne sürmekten öteye gitmiyor. Gerçekten de, ne kadar ünlü ve başarılı olursa olsun; bir gazeteci ne doktor, ne mühendis, ne dişçi, ne terzi, ne artist ve temelinde yoksa ne bir sporcu olamıyor. Zaten buna ihtiyacı yok ve düşünemez. Oysa, her meslekten gazeteciliğe geçiliyor ve sızılıyor.

ARTIK ZAMANI GELDİ
Madalyonun bir yüzünde, gazetecilik mesleği bütün onuruyla ışıldarken, öbür yüzünde de maalesef böylesine gölgeler beliriyor. Aslında, gazetecilik mesleğine intisapta da yanlışlıklar bulunuyor. Gazeteciliğin "serbest bir meslek" sayılıp sayılmamasının tartışılmasına geçilmesinin zamanının geldiği kanısındayız.
Eğer, medyadan bazı şikayetler mevcutsa ve zaman zaman feryatlar yükseliyorsa, bunun temeline inmenin önemini kavramamız gerekiyor.
Bir yandan ülkemizde öğretim yapan yüksek gazetecilik okullarından, iletişim fakültelerinden mezun olanların Babıali'ye geçmeleri özendirilirken, bir yandan da mesleki kuruluşlara etkili görevler verilmeli, yetkiler tanınmalı... Yaşadığımız haberleşme ve bilgilenme çağında bunun başka çıkar yolu bulunmuyor.

BİR ÇÖZÜM BULUNMALI
Akşam mühendis yatıp sabah gazeteci uyanmak veya jübile maçından sonra sütunların baş tacı olmak, mesleğin haysiyetinden çok şeyler koparıp götürüyor.
Üstelik, “Kim gazetecidir, kim değildir?” münakaşalarının şiddetli bir şekilde yapıldığı, bir ortamda, mesleğimizin mutlaka bir “düzen” altına alınmasının lüzumuna inananlar çoğunluğu oluşturuyor.
Kısacası her isteyen, her dileyen “gazeteci olamamalı. “Gazeteci” olmanın yolu, öncelikle iletişim fakültelerinden, sonra da mesleğin cenderesinden geçmeli.