Basından slogan

Kula bela gelmez
Hak yazmadıkça.
Hak bela yazmaz
Kul azmadıkça!

Hz. Mevlana

Basın başlık

Basından

Türk Olmaktan Sıkılanlar (Oktay Ekşi, Hürriyet Gazetesi, 24 Ağustos 2005)

Cin, Sayın Başbakan veya danışmanları sayesinde şişeden çıktı ya… İster istemez biz de “Kürt sorunu" deyiminin başımıza açtığı veya açacağı problemler üzerinde durmak durumunda kaldık. Daha doğrusu Türk olmaktan sıkılan aydınlarımız sayesinde, yeni yeni kavramlarla boğuşuyoruz. Örneğin yıllar önce -o zaman cumhurbaşkanı idi- Sayın Süleyman Demirel'in ortaya attığı ama sonra bir daha ağzına almadığı şu "anayasal vatandaşlık" kavramı tekrar ön plana çıktı. Kimine göre Anayasa'nın 66'ıncı maddesinin "Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür" şeklindeki hükmü "anayasal vatandaşlığı kapsayıcı" niteliktedir (Prof. Dr. Zafer Üskül).
Kimine göre "Anayasal vatandaşlık bir üst kimlik olarak değerlendirilebilir. (...) Bunun altında çok çeşitli dallar, diller, kültürler olabilir" (Prof. Dr. Ergun Özbudun).
Kimine göre "Maddede Türkiye Cumhuriyeti Devleti değil de, Türk Devleti deyiminin kullanılması, vatandaşların bir kesimine (Türkler’e) yeterince vurgu yapıldığını" gösterdiği için bu değişmelidir. Anayasal vatandaşlık ise "daha çok bir Avrupa politik kimliği oluşturma arayışıyla ilgilidir" (Prof. Dr. Mustafa Erdoğan).
Biz, Sayın Demirel ilk defa bu konudan söz ettiği tarihte de, sonraki yıllarda da doğrusu bu "anayasal vatandaşlık" kavramının anlamını da, içeriğini de anlayamadık. Bunun, Türkiye'nin "tek uluslu devlet" olma niteliğini bozma çabasıyla üretilmiş bir kavram olduğu kuşkusunu hiçbir zaman zihnimizden i atamadık.
Nitekim konuya bizim gibi bakan bir bilim adamı, Anayasa Hukuku Profesörü dostumuz Rona Aybay konunun tazelendiği bir tarihte (5 Eylül 2003) bize gönderdiği aşağıdaki mektupta şunları söylüyordu:
"Aziz Dostum Oktay Bey,
(...) Şu 'anayasal vatandaşlık' sözünün ortaya -yeniden- çıkması ilgi çekici. Sizin de belirttiğiniz gibi, bu sözü ortaya atan ilk siyasetçimiz Demirel olmuştur. Ama (çorbada benim de tuzumun olduğu) tepkiler karşısında konuya bir daha değinmedi.
Kafaları gereksiz yere karıştıran bu ‘zırva’ kavramı Süleyman Bey'e 'sunan' kişinin bir bayan sosyoloji profesörümüz olduğunu öğrenince, kendisine telefon edip, vatandaşlık hukukuyla ilgili olarak çeyrek yüzyılı aşan bir süredir çalışmakta olduğumu, yurtiçinde ve dışında yayınlar yaptığımı ama 'anayasal vatandaşlık’ kavramının ne olduğunu bilmediğimi anlattım. Bana, bu konuda yayımlanmış kaynaklar olduğunu söyledi; ricam üzerine de, bunları bana ulaştıracağını vaat etti... Ama üzerinden bunca zaman geçti, adı Nur Vergin olan bu profesörden hiçbir şey almadım. (Prof. Aybay ile dün konuştuk. Hala Sayın Vergin'den bir şey almamış.)
Vatandaşlık konusunda en yeni uluslararası belge olan Avrupa Sözleşmesi'nde vatandaşlığın bir 'hukuksal bağ’ olduğu, kişinin etnik kökeniyle ilgisi olmadığı kabul edilmiştir.(...)" Türkiye'nin yapısını bozmak isteyenler, sadece "anayasal vatandaşlık" kavramını yeterli saymıyorlar. Biliyorsunuz kendilerinin "Türk" üst kimliğiyle tanınmalarına karşı çıkarak "Türkiyeli" kavramının benimsenmesini istiyorlar.
Ne istediklerini artık biliyoruz da... Bu gidişle nereye varacaklarını biliyorlar mı, onu bilemiyoruz.